‘Terör’den kimler besleniyor?


08 Mayıs 2011 09:37

Düşünün ki son 40 günde 25’i HPG gerillası, 2’si demokratik gösterilere katılan siviller ve 3’ü de devletin güvenlik görevlisi olmak üzere 30 kişi yaşamını yitiriyor. Yine YSK vetosu, demokratik çözüm çadırları, KCK davası protestosu gibi demokratik gösterilerde binden fazla Kürt gözaltına alınıyor ve bunların 300’ü tutuklanıyor. ‘Bağımsız yargı’, 20 kentte eş zamanlı olarak; operasyonların son bulması, tutukluların serbest bırakılması, seçim barajının düşürülmesi ve demokratik bir anayasa yapılması taleplerini dillendirmek için kurulan demokratik çözüm çadırlarının toplatılması kararı alıyor. Bu karar panzerler eşliğinde ve gaz bombalarıyla kadın-yaşlı demeden herkes şiddete maruz bırakılarak uygulanıyor. Bütün bunlar yaşanırken sesi çıkmayan Başbakan Erdoğan, PKK’nin üstlendiği Kastamonu saldırısında bir polisin yaşamını yitirmesi üzerine “kefen edebiyatı” yapıyor, teröre gereken cevabın verileceğini söylüyor ve en önemlisi Kürt siyasetinin “terörden beslendiği”ni söyleyerek yukarıda kısaca özetlediğimiz halka karşı dizginsiz şiddetin daha da artacağı mesajını veriyor. Bu tabloya bakan aklı başında her insan, öncelikle yaşananların sorumlusunun AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğan olduğunu görebilir. ‘Terör’den kimin beslendiği sorusunun cevabını da öncelikle MHP’yi seçim barajının altında bırakmak hesaplarını yapan AKP ve Erdoğan vermelidir. Kürtlerin taleplerinin hiç birini kabul etmeyeceklerini söyleyen (zaten artık bir Kürt sorunu yoktur demektedir) ve bu talepler için eylem yapanlara karşı en sert müdahalelerin yapılması emrini veren Erdoğan’ın mesajı açıktır: Bu ülkede Kürtlere karşı savaş, şiddet ve inkâr politikalarının devamı için MHP’ye gerek yoktur, biz de en alasını yapıyoruz!
Böylesi koşullarda olağanüstü toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nde Aysel Tuğluk’un Cumhurbaşkanı Gül’ün söylediği “iyi şeyler olacak” sözlerine gönderme yaparak “kötü şeyler olacak” demesi üzerine adeta bir linç kampanyası başlatılıyor. Oysa yaşananlar ortadadır, Gül’ün o sözleri söylediği 2009’dan bu yana iki bine yakın Kürt siyasetçi tutuklandı ve çatışmasızlık kararına rağmen yapılan operasyonlarda onlarca gerilla öldürüldü. Üstelik genel olarak devletin ve özel olarak AKP Hükümetinin politikası ve doğurduğu sonuçlar ortadayken Tuğluk, “iyi şeyler oluyor/olacak” deseydi, kim inanırdı? Yine DTK’dan saldırıların sürmesi halinde seçimlerden çekilmenin gündeme gelebileceğini kararının çıkması, sadece hükümet çevrelerini değil, her renkten liberaller de rahatsız etmiştir. Seçim barajını ve YSK vetosunda kendini gösteren yasakçı zihniyeti bir kenara bırakalım. Bugün Bölge’de AKP’liler köy köy gezerken, yaşanan olay ve saldırılar nedeniyle ‘Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’ adayları daha seçim bürolarını bile açamamıştır. Özcesi dağda ve kentte Kürtlere karşı dizginsiz bir saldırı ve terör uygulayanlar, Kürt siyasetini gerilimden, şiddetten medet ummakla suçlamaktadırlar. Ama DTK, Kürtlerin bu statüsüzlüğü kabul etmeyeceğini, demokratik özerklik ve eşit haklara dayalı demokratik bir anayasa yapılmadan mücadele ve eylemlerin son bulmayacağını da ilan etmiştir. Aynen Tuğluk’un dediği gibi; inkâr, isyanı büyütür! Devletin Kürt sorununda bugüne kadar uyguladığı politikalar, bunu defalarca kanıtlamıştır. Bunun için yaşananlardan kaygı duyan ve sorunun demokratik, barışçıl çözümünü isteyen herkesin yapması gereken, devlet güçlerinin Bölge’de uyguladığı terörün sona erdirilmesi çağrısı yapmaktır. Bunları görmeden sanki seçimler demokratik bir ortamda yapılıyormuş gibi Kürt siyasetini hedefe koymak, “terör destekçiliği”nin ta kendisidir!
Kürt sorununu bir “terör sorunu” olarak görme/gösterme ve bu temelde şovenizm ve milliyetçiliği kışkırtma, ülke egemenlerinin 80 yıllık yönetme biçimlerinden biri olarak bugüne gelmiştir. Ve bir halkın varlığının ve demokratik haklarının kabulü için ayağa kalkışlarını “terör” olarak damgalayanlar, her defasında halkın bu taleplerini bastırmak için terör uygulayanlar oldular. AKP Hükümeti, milyonlarca Kürdün artık kolektif hakları ve bir statü talebi için ayakta olduğu bir dönemde bu tutumunda ısrar ederek, geçmişte yaşananlardan çok daha vahim sonuçlar doğurabilecek bir politika izlemektedir. Evet, Başbakan Erdoğan örgütlü bir halk olarak taleplerini dillendiren Kürtlere karşı savaş ve şiddeti tırmandırarak iktidarını bir dönem daha koruyabilir ama ülkeyi bir iç savaşa sürüklemenin hesabını vermekten de kurtulamaz!

evrensel.net
www.evrensel.net