AKP’nin istihdam karnesi


05 Mayıs 2011 03:52

AKP hükümeti, 2002 yılında iktidara geldiği ilk günden bu yana yoksul, emekçi kesimlerin ekonomik, sosyal ve demokratik taleplerini az çok tatmin edecek, emekçilerin yaşadığı sorunlardan çıkmalarını sağlayacak adımlar atmak yerine, tam tersi yönde hareket ederek, tek başına iktidar olmasının önünü açan yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin beklentileri ve ihtiyaçları doğrultusunda hareket etti.

Seçimlere bir ay gibi kısa bir süre kala iktidar partisi AKP, yelkenlerini şişirdikçe  şişiriyor. AKP’lilere ve savunucularına bakarsanız 2002 yılından bu yana memlekette kötü giden hiçbir şey yok. Aksine Türkiye, geçtiğimiz yıllarda başbakanın tabiriyle “şaha kalkmış” önüne hangi zorluklar, engeller çıkarsa çıksın, hiç aldırış etmeden, yoluna devam ediyor. Acaba gerçekten öyle mi? 

Ülke nüfusunun çok küçük bir azınlığını oluşturan sermaye kesimleri açısından bakıldığında kuşkusuz başbakan ve çevresindekilerin çizdiği olumlu tablonun bir anlamı var. Ancak emekçiler açısından bakıldığında tablonun hiç de öyle bizlere gösterildiği gibi olmadığını kolaylıkla görebiliyoruz. Bu durumu örneğin istihdam verileri üzerinden değerlendirelim.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında en düşük istihdam oranına sahip ülke. OECD ülkelerinde istihdam oranı ortalama yüzde 66 iken, bu oran Türkiye’de yüzde 44 ile en düşük seviyede. Yani Türkiye’deki her yüz kişiden sadece 44’ü çalışıyor veya iş arıyor, ama geriye kalan yüzde 66’lık kesim sadece tüketici durumunda. O yüzden Türkiye’de neredeyse her sokağın başında bir alışveriş merkezi var. Bunu Türkiye’nin dünyada en yüksek gelir eşitsizliğine sahip üçüncü ülke (diğer ikisi Şili ve Meksika) olması ile birlikte değerlendirdiğimizde ne demek istediğimiz daha net anlaşılabilir.

AKP’nin iki dönem iktidar olduğu 2002–2011 yılları arasındaki istihdam karnesine baktığımızda, karşımızdaki tablonun hiç de bizlere gösterildiği ya da gösterilmek istendiği gibi olmadığını görüyoruz. Şöyle ki, AKP iktidara geldiğinde Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 10 civarında iken, geçtiğimiz yıllarda yüzde 15’e kadar çıktı ve son olarak Ocak 2011’de yüzde 11,9 olarak gerçekleşti. Üstelik bunlar gerçek işsiz sayısından çok, TÜİK’in resmi işsizlik tanımına göre belirlenen rakamlar. Yoksa gerçek işsiz sayısı 6 milyonun üzerinde.

2002 yılında Türkiye nüfusu 67 milyon iken toplam kamu istihdamı  (dolu kadrolar itibariyle) 2 milyon 200 bin. 2011 yılı başı itibariyle, 7 milyonluk nüfus artışına karşılık toplam kamu istihdamı sadece 76 bin artarak, 2 milyon 276 bine ulaşmış. Bunun anlamı, Türkiye’de her 32 kişiye bir kamu görevlisinin düşmesi demek. Oysa Türkiye’nin “stratejik müttefiki” ABD’de bile her 14 kişiye bir kamu görevlisi düşüyor.

AKP iktidarı döneminde istihdam verilerinde yaşanan bir diğer önemli değişiklik kamuda çalışan kadrolu işçi sayısının düzenli olarak azalırken, sözleşmeli ve taşeron çalışan işçilerin sayısında resmen bir “patlama” yaşanmış olması. 2002 yılından bu yana bütün işkollarının yaklaşık yüzde 60’ını kapsayan taşeronlaştırma uygulamaları sonucu 6 milyona yakın insan iş güvencesinden yoksun bir şekilde, düşük ücretle ve her an işten atılma korkusu ile çalıştırılıyor. Sadece kamuda çalıştırılan taşeron işçi sayısı 300 binin üzerinde. Kamuda çalışan sözleşmeli personel sayısı AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 195 bin 180 iken, bugün bu rakam 309 bin 145’e ulaşmış durumda.

2002 yılında Kamu İktisadi Teşekküllerinde (KİT) 432 bin işçi çalışıyorken, AKP döneminde gerçekleştirilen yoğun özelleştirmeler sonucunda bugün KİT’lerde çalışan işçi sayısı 280 bin azalarak, 152 bin 928’e düşmüş durumda. Kamudaki kadrolu işçi sayısındaki azalma ile yine kamuda taşeron çalıştırılan işçi sayılarını karşılaştırdığımızda birbiriyle nasıl örtüştüğünü kolaylıkla görebiliyorsunuz.

AKP’nin sadece rakamlar üzerinden değerlendirdiğimiz istihdam karnesinin kimler için iyi olduğu, kimler için kötü olduğu çok açık. Ama haklarını yemeyelim. Emekçiler için karanlık, ama patronlar için son derece parlak olan bu tablonun oluşması için gece gündüz çok çalıştılar. Bugünden geriye doğru bakıp, son 9 yılda karşımıza çıkan istihdam tablosunun nasıl bir şey olduğunu görünce, Başbakan’ın “2023 vizyonu”nun nasıl bir şey olabileceğini bir düşünün…

evrensel.net
www.evrensel.net