Bin Ladin’in ölüsünden de yararlanacaklar


04 Mayıs 2011 11:35

Dünya, hafta başından bu yana El Kaide lideri Usame bin Ladin’in ABD özel timleri tarafından Pakistan’a düzenlenen 40 dakikalık bir operasyonla öldürülüşünü konuşuyor.
Bütün tartışmalar ve yorumlar sadece ve sadece ABD’nin verdiği ve doğruluğu şüpheli bilgiler üzerinden yürütülüyor.
Pentagon’un duyurulmasında yarar gördüğü bilgiler manşetlere taşınıyor. Ama yine de tek kaynaktan sızdırılan bilgilerden geriye daha şimdiden akıllarda bir çok soru işareti kalıyor. ABD Başkanı Obama’nın ilk gün yaptığı açıklama sonraki günlerde tekzip edilmeye başlandı.
Bu satırların yazıldığı saatlerde Usame bin Ladin’in silahlı ve direniş gösterdiği için öldürüldüğü şeklindeki ilk günkü açıklamanın yanlış olduğu duyuruldu.
O zaman insanın aklına doğal olarak, “Madem silahsızdı ve direniş göstermedi, o zaman neden sağ yakalanmadı?” sorusu geliyor.
Demek ki; sağ yakalamak, yargı karşısına çıkmak ABD ile bin Ladin arasındaki ilişkilerin açığa çıkmasına olanak sağlayacağı için bilinçli olarak tercih edilmedi.
Diğer bir çelişki de cesedin neden Carl Vinson donanma gemisinden denize atıldığıdır.
Bu öyle bir “defin” yöntemidir ki; denize atılanın gerçekten bin Ladin olup olmadığını yeniden incelemeyi, DNA karşılaştırmasını yapmayı olanaksızlaştırıyor. Pakistan’ın kuzeyinde bulunan Abbottabad kentindeki cesedin binlerce kilometre ötedeki Arap Deniz’ine götürülerek “defnedilmesi” pek normal bir durum değildir.
Halbuki; öldürülen bin Ladin’in cesedinin bağımsız bir heyet tarafından teşhis edilmesi, sonra da defnedilmek üzere ailesine teslim edilmesi ABD açısından daha inandırıcı ve güvenilir bir durum yaratacaktı.
Bugün dünyanın pek çok yerinde yöneltilen “Bin Ladin gerçekten öldürüldü mü?” sorusuna da gerek kalmayabilirdi.
Demek ki; defin işleminin kendisi bile ortada bir bilgi dezenformasyonunun olduğunu açık olarak gösteriyor.
Dahası; ABD bu yolla bin Ladin’i her an bir yerde çıkacakmış gibi efsaneleştiriyor.
Öldürülüp öldürülmediği konusunda daha ilk günden itibaren geriye bıraktığı soru işaretleri ve tartışmalarla bin Ladin, bir efsane olarak bundan sonra da varlığını sürdürmeye devam edecek.
Bu saatten sonra artık önemli şey, ABD’nin bölgede “Bin Ladin’in ölmüş hali” ile ne yapmak istediğidir.
Son bir kaç gündür ABD merkezli kaynaklar tarafından ifade edilenlere bakılırsa bundan sonraki süreç “Bin Ladin’in dirisi Afganistan’ı işgal ettirdi, ölüsü Pakistan’ı hizaya getirecek” şeklinde özetlenebilir.
Çünkü; son günlerde dikkat çeken en önemli olguların başında bin Ladin’in Pakistan tarafından sistematik olarak desteklendiğinin, korunduğunun altının özenle çizilmesidir. Her ne kadar Pakistan devlet başkanı bu operasyonla birlikte, terörle mücadelede üzerlerine düşeni yaptıklarını söylese de, ABD, bin Ladin’in altı yıldır Abbottabad’da saklandığını söylemekte.
Yani; bin Ladin’in ölüsü Pakistan’ın terörü beslediği ve işbirliği içinde olduğunun bir belgesi olarak sunuluyor.
“Terörle işbirliği” ABD’nin Pakistan üzerinde baskıyı artırmak için sıkça başvurduğu bir gerekçeydi ve iş en son o denli ileriye götürüldü ki, ABD, Pakistan istihbarat örgütü ISI’yı “terör örgütleri listesine” bile koymayı gündeme getirdi.
Hamas, Hizbullah, El Kaide ve Taliban bağlantılı olduğu, bu örgütleri maddi ve askeri olarak desteklediği ileri sürülen ISI’nin ayrıca İran ile yakın ilişkide olduğu ABD tarafından iddia ediliyor.
Bin Ladin’e dokunmayan, diğer örgütlere destek veren ülke görüntüsündeki Pakistan’a karşı bundan sonra daha farklı bir siyasetin izleneceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Büyük bir olasılıkla Afganistan’daki savaş bin Ladin’in ölümü ile Pakistan’a kaydırılacak.
Dolayısıyla, Usame bin Ladin’in öldürülmesi ABD-Pakistan ilişkilerinin iyice gerildiği bir ortamda gerçekleşti ve bu durum Pakistan’ı “suç üstü” yakama ile eşdeğer hale getirildi.
Belirtmek gerekiyor ki; bölgede bir süredir tırmanan Pakistan-ABD gerilimine geçen hafta bir de Hindistan-ABD gerilimini eklendi.
Hindistan yönetimi ABD’li silah tekellerinin bütün dayatmalarına rağmen 10 milyar dolarlık 126 yeni savaş uçağı ihalesini Avrupalı tekeller EADS ve Dessault’a (Fransa) verdi.
“ABD Başkanı Obama sırf bu ihale için kalkıp Hindistan’a kadar gitti” (Financial Times Deutschland, 29 Nisan 2011) ancak istediğini elde edemedi. Hindistan’ın bu kararına fena halde bozulan ABD elçisi Timothy Roemer görevinden istifa etti.
Usame bin Ladin’in öldürülmesi öncesi ve sonrası gelişmelere bakıldığında, Afganistan’daki askeri sorumluluğunu bu yılın sonundan itibaren azaltmaya başlayacak olan ABD’nin niyeti bölgeden tam anlamıyla çekilmek değil, gerilimi tırmandırma yoluyla kalmaya devam etmektir.
Önümüzdeki haftalarda ya da aylarda bin Ladin’in öldürülmesi nedeniyle ABD kurumlarına yönelik yapılacak muhtemel saldırıların doğrudan Pakistan ile ilişkilendirilmesi için yeterli delil bulunduğuna göre, Orta Asya’da hedefteki ülkenin Pakistan olduğunu söyleyebiliriz.
Keza bu, aynı zamanda terör bahanesiyle pek çok ülkede temel hak ve özgürlüklerin biraz daha budanması, karar altına alınan güvenlik yasalarının biraz daha sertleştirilmesini de beraberinde getirecektir.
Yani bin Ladin’in dirisi de ölüsü de ABD’nin işine yaramaya devam ediyor.

evrensel.net
www.evrensel.net