Seçim ekonomisi -2


02 Mayıs 2011 11:11

Geçtiğimiz hafta baraj partilerinin (AKP, CHP ve MHP) ekonomi alanındaki seçim vaatlerini incelemeye başlamıştık. Önceliğimiz istihdam konusu oldu. İlk olarak AKP’nin uygulamayı taahhüt ettiği istihdam politikalarıyla başladık. AKP’nin seçim bildirgesinde istihdam konusunda gerçekleştirmeyi öngördüğü başlıklar halindeki hedefler üzerinde incelememize devam ediyoruz. Geçen hafta “Eğitim-İstihdam İlişkisinin Güçlendirilmesi” başlığının işçi ve emekçiler için neler getirebileceğini tartıştık. Şimdi, ikinci başlıkla devam edelim.
***
AKP’nin “İstihdam Stratejisi”nin ikinci başlığı: “İş Gücü Piyasasının Esnekleştirilmesi”. “Esneklik” ardında yatan ideolojik örüntüyü göz ardı ettiğinizde kulağa hoş gelen bir terimdir. Öyle ya, katı olan şeyler “ileri demokrasi” özlemiyle yanıp tutuşan iktidarın perspektifine de uymaz! Kapitalizmin dünya genelinde ‘60’ların sonundan itibaren içine girdiği kâr oranlarında düşme eğilimine bağlı yapısal bunalım ve azgınlaşan kapitalist rekabet sermayedarları maliyet azaltıcı yöntemleri hayata geçirme konusunda ateşledi. Kapitalizmin ve dolayısıyla bireysel kapitalistlerin ayakta kalabilmesinin tek koşulu, artı-değer sömürüsünün artırılarak sürdürülmesidir. Ancak, ikinci dünya savaşı sonrasındaki kapitalist dünyadan farklı olarak bugün, üretim parçalara ayrılmış, neredeyse hiçbir ürünün tek bir kapitalist firma tarafından -tedarikten pazarlamaya- üretilmesi gibi bir durum kalmamıştır. Yeni uluslararası kapitalist iş bölümünde ulusal/uluslararası (ulus ötesi) sermaye ayrımı kalkmış, yerine birbirini tamlayan yasal taşeronlar geçmiştir. İktisat yazınında Nike firmasının kendisine ait fabrikası olmadan dünyanın farklı yerlerinde parça başı üretime yönelmesiyle ortaya çıkan nikification kavramı bu durumu açıklamak için kullanılmaktadır. Tabii sermayenin üretimi parçalara ayırması ister istemez ancak, işin de parçalara ayrılmasıyla mümkün olabilir. İşin parçalara ayrılması ise klasik anlamda istihdam ve iş güvencesi kavramlarını ortadan kaldırmaktadır. Üretimin yasal taşeron tipi parçalanması sendikasız, sigortasız, iş güvencesiz, daimi olmayan atipik kadroların hayata geçmesiyle mümkündür. Kamuda 4-c gibi yeni tip kadrolar da kapitalist devletlerin esnek istihdam konusunda bizzat taraf olduklarını gösteriyor. Esnek istihdam meselesi düne kadar Türkiye’de bazı konfederasyonların bel bağladığı Avrupa Birliği’nin “İstihdam Raporunda”da öngörülmektedir. Geçmişin “sosyal devletleri” bugünün taşeronları olmuştur. Başta Fransa ve İspanya olmak üzere tüm merkez Avrupa’da hızla esneklik ve dolayısıyla güvencesizlik artmakta, kiralık işçilik uygulaması, özel istihdam büroları sömürüsü yaygınlaşmaktadır. Elbette esnek istihdam meselesi üzerinde çok uzun konuşmayı gerektirir. Ancak, bu dizi yazıda seçim partilerinin vaatlerine değinmeye çalıştığımız için -daha sonra tekrar dönmek üzere- AKP’nin bu konudaki vaadine vurgu yapıp bırakalım.
***
AKP’nin istihdama ilişkin seçim stratejinde yer alan üçüncü başlık: “Kadınlar, Gençler ve Dezavantajlı Grupların İstihdamının Artırılması”. İlk başta bu hedef de kulağa hoş geliyor. Evet, gerçekten de bu ülkede işçi olmasının dışında, kadın-işçi olmak, genç-işçi olmak, hatta kadın ve genç işçi olmak ya da kadın ve genç işsiz olmak önemli bir sorundur. Ancak, yine bu hedefin arkasında da mevcut istihdam yapısının dağıtılması ve mevcut çalışanların düşük ücret, ağır çalışma koşullarına razı bırakılması amacı yatmaktadır. 2008 dünya kapitalist krizi sonrası Türkiye de diğer kapitalist ülke devletleri gibi bazı önlemler aldı. Ama ne önlemler! İstihdamı artırsın diye kapitalistlere verilmeyen teşvik kalmadı. İşte bunlardan biri de 18-25 yaş arası işçi çalıştıracak işverenlerin SGK prim paylarının belli süreyle devlet tarafından karşılanmasıdır. Yeni iş sahaları açılmadan ya da çalışma süreleri en azından yasal sınıra çekilmeden işsizlere iş yaratılması mümkün değil. Bu yeni teşvik sistemiyle, halihazırda çalışan kıdemli ve görece “iyi” çalışma koşullarına sahip işçilerin mümkünse tasfiyesi, mümkün olmadığı durumlarda da (En azından kıdem tazminatı tamamen kaldırılıncaya kadar) daha düşük ücret ve daha yoğun sömürüye “razı edilmeleri” amaçlanmaktadır.
***
Toplumsal muhalefetin bazı kesimleri zaman zaman, çalışma yaşamındaki “yeni” anarşizan saldırılardan adeta ders çıkarırcasına sınıf sendikacılığını “klasik”, sınıf mücadelesini de “modası geçmiş” olarak kabul etmekteler. Oysa, bugün düne göre sınıf mücadelesinin dinamikleri çok daha yoğun ve kapsamlıdır. Merkez Avrupa örneğinde olduğu gibi, halihazırda çalışanların “görece iyi” koşullarını savunmadan mevcut işsizlerin, gençlerin, kadınların, “ötekileştirilenlerin” onurluca yaşayabilecekleri ücret ve çalışma koşullarına kavuşmaları için mücadele imkansızdır.
Devam edecek…

evrensel.net
www.evrensel.net