Çılgınlık değil aklıselim zamanı!


01 Mayıs 2011 12:02

Dün ülkenin ve Bölge’nin dört bir tarafında alanlara çıkan işçi ve emekçiler, Başbakanın ‘çılgın proje’sine de karşı seslerini yükselttiler. İşçi ve emekçiler, ülke kaynaklarının yağmalanmasına dayanan rant projelerinin değil; demokrasi, barış ve insanca yaşam taleplerinin gerçekleşeceği bir ülke ve gelecek istemlerini haykırdılar. Daha şimdiden ülkeyi nasıl bir gelecek beklediği sorusunun cevabının dün alanlara çıkan yüz binlerin haykırdığı talepler ile ülke egemenlerinin ‘çılgınlıkları’ arasındaki mücadele tarafından belirleneceğini söyleyebiliriz. Bir yanda Kürt sorununun eşit haklar temelinde demokratik çözümü, inançlar ayrımını ortadan kaldıracak gerçek bir laiklik ve herkese iş ve güvenceli çalışma; kayıt dışılığın, taşeronlaştırmanın yasaklanması talepleri… Öte yanda ülke egemenlerinin toplumun çıkarlarını savunmayan, doğa düşmanı ve yandaşlara on milyarlarca dolar rant sağlamaya yönelik ‘çılgın projeleri’…
Düşünün ki bu ülkede öncesi bir yana, sadece son 30 yılda Kürt sorununu savaş ve şiddet politikalarıyla çözmek için devletin harcadığı kaynaklar 400-500 milyar doları buluyor.  Ve bu ülkenin başbakanı, bu sorun hala çözülmemişken; çatışma ve ölümler, demokrasi ve eşitlik isteyen Kürtlere saldırılar devam ederken İstanbul’a yeni bir kanal açılmasını ülkenin geleceğini değiştirecek proje olarak gündeme getiriyor. Ülke kaynaklarının savaşa gitmesine son vermek, halkların barış ve kardeşlik içinde bir arada yaşayacağı bir ülke yaratmak için ne çılgınlık yapmaya, ne de 2023’ü beklemeye gerek yoktur.  Başbakanın talepleri için zaten ayakta olan Kürtlerin, işçi ve emekçilerin seslerine kulak vermesi yeterlidir.
Kürtler, operasyon ve çatışmaların son bulmasını, bütün siyasi tutukluların serbest bırakılarak siyaset yapma haklarının sağlanmasını istiyor.  Başbakan, “Bu ülkede artık bir Kürt sorunu olmadığını” söylüyor!
Kürtler, bir ulusun kendi kültürünü, kimliğini koruyup sürdürebilmesi için olmazsa olmaz önemde olan anadilde eğitim istiyor, başbakan “Gitsinler, kurslarda öğrensinler” diyor.
Kürtler, yüzde on seçim barajının kaldırılmasını istiyor. Başbakan Kürt ulusal hareketinin yıllardır aldığı iki buçuk, üç milyon oyu yok sayarak, “Çok çalışsınlar, barajı geçsinler” diyerek adeta alay ediyor.  
Kürt halkı, ülkedeki emek ve demokrasi güçleri, ‘Hakikat Komisyonları’nın kurulması, ülkenin karanlık tarihinin aydınlatılarak suç örgütlerinin dağıtılması ve sorumlularının yargılanmasını istiyor. Bu ülkenin “ileri demokrat” iktidarı, bu talebi kabul edilemez görüyor, meclise bu konuda sunulan önergeleri reddediyor.
Aleviler, diyanetin kaldırılması ve inanç özgürlüğü istiyor, AKP Hükümeti, “Gelin sizi de diyanete bağlayalım” diyor.
Bu ülkenin işçi ve emekçilerinin parasız eğitim ve sağlık talepleri, “çağdışı bir istem” olarak gösteriliyor; işçilerin, kamu emekçilerinin hakları için greve gitmesini başbakan “deli gömleği giymek” olarak nitelendiriyor. Halkın yüzde 63’ü açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyorken başbakan yeni dolar milyarderleri yaratmaktan başka işe yaramayan ‘büyüme’ ile övünüyor.
AKP Hükümeti, bir buçuk milyon gencin geleceğini ilgilendiren YGS rezaleti yokmuş gibi davranıyor, sınav sonuçları açıklanıyor. Buna karşı sokağa çıkan gençler tehdit ediliyor…
Aslında halkın ne istediğini görmek için dün alanlarda haykırılan sloganlar, taşınan döviz ve pankartlara bakmak bile yeterlidir.
Ülkeyi yönetenlerin çılgınlıkları bugüne kadar işçi ve emekçilere, Kürtlere, gençlere daha fazla sömürü, açlık, yoksulluk, baskı, inkâr ve geleceksizlikten başka bir şey vermemiştir. Bugün bu ülkenin  yeni ‘çılgınlık’lara değil, dün  1 Mayıs alanlarında bir araya gelen işçi ve emekçilerin, Kürtlerin, kadın ve gençlerin ‘ortak aklı’na ihtiyacı vardır. 1 Mayıs’ın öylesine kutlanmış olan bir bayram olmaktan çıkması, bugünden itibaren halk güçlerinin ‘ortak aklı’nı ülkenin demokratik, özgür geleceği için bir mücadele cephesi olarak örgütlemekten geçmektedir.

evrensel.net
www.evrensel.net