Faiz sıfır olabilir mi!


01 Mayıs 2011 12:02

Para bir maldır ve üç önemli işleve sahiptir. Paranın birinci ve en eski işlevi, anlık alış-verişlerde kullanıldığı şekli ile, mübadele aracı olmasıdır. Mübadele ekonomisinden paralı ekonomiye geçildiğinde, alış verişlerde para kullanılarak, hem mübadele işlemleri kolaylaştırılmış hem de ekonomilerin gelişmesi hızlandırılmıştır. Paranın yine eski dönemlerden beri bilinen ikinci işlevi ise servet saklama aracı olmasıdır. Bu yönü ile para tasarruf edilen değerleri ifade eder. Tüketilmeyip tasarruf edilen değerler yatırıma yönlendirilerek, gelecekte tüketim amaçlı kullanılmak üzere nemalandırılır. İşte, faiz denen olgu, bir dönem gelirinden tüketilmeyerek tasarruf edilen ve yatırıma yönlendirilen değerlerlerde meydana gelen artıştır. Kapitalist sistemde bu artışa kimler katkıda bulunmuş ise, yaptıkları katkı ve yatırımın sağladığı ürün artışı oranlarına bağlı olarak payını alır. Bu paya ister kâr payı, ister faiz diyelim, işlem ve sonuç değişmez. Nitekim, halen uygulanmakta olan kâr ortaklığı vs sistemlerinde tasarruf sahiplerine piyasa faiz oranı dolayında bir kâr payı verilmektedir. Zaten, aksi durumda, tasarruf sahipleri kâr payı ortaklığı sisteminden faiz sistemine kayardı. Alış-veriş işlemlerinde mübadele aracı olarak işlem gören paranın kendine özgü bir değeri olmayıp, mal değerlerinin ölçümünde kullanılan bir tür ölçü aleti olarak ele alınmaktadır. Mübadelelerde anlık işlemler söz konusu olduğundan, malların zamanlar arası değer farklılıkları söz konusu değildir.
Servet saklama ve yatırım aracına dönüştürme işleminde ölçüt olarak ele alındığında para farklı zamanlardaki değerlerle işleme girdiğinden, bireysel ve toplumsal zaman tercihleri gündeme gelmektedir. Faiz denen olgu da bireylerin ya da genel olarak toplumun bir miktar ekonomik değerin belirli bir zaman sonunda kaç miktar ekonomik değerle değiştirilmesine razı olacaklarını gösteren orandan başka bir şey değildir. Başka bir anlatımla, tüketim yerine tasarruf ve yatırım aracı olarak kullanılan paranın getiriye yönlendirildiği açıktır. Tasarruf ve yatırım dürtüsü, yatırımdan elde edilecek gelirin yatırım maliyetinin üstünde olması beklentisinden kaynaklanır. Gelecekteki ihtiyaçlar ve riskler için tasarruf edilen ve “gömüleme” olarak anılan tasarruf biçimi artık günümüz ekonomilerinde söz konusu değildir.
Her müteşebbis kendi sermayesi ile yatırım yapıyor olsa idi faiz sorunu getiri sorununa dönüşürdü. Yatırımcı, isabet derecesine göre, kâr veya zarar ediyor olabilirdi. Ancak, günümüz ekonomilerinde böyle bir model yoktur. Zira, tasarruf yapanlarla yatırım yapanlar toplumun çok farklı kesimlerinde yer almaktadır ve biribirlerini tanımamaktadırlar. Kapitalizmde genellikle, çok geniş halk kesimlerinin birikimleri az sayıdaki müteşebbisler eli ile yatırıma sevk edilmektedir. Bu durumda başkalarının paralarını yatırımda işleterek kâr sağlayan bir müteşebbisin tüm kâra sahip olması, tüketimlerini kısarak tasarruf yapan kişilerin haklarına saldırı anlamına gelir.
Bu mesele günümüzde moda olan kâr ortaklığı kurumu ile de çözülemez. Zira, salt kâr ortaklığı uygulaması ile yürütülen yatırım faaliyetlerinde yatırımların dağılımında iktisadî anlamda denge sağlanamaz. Bir yatırıma para yatıran bir tasarruf sahibi diğer alanları inceleyerek yatırımını kısa sürede diğer alanlara kaydıramayacağından hem yatırımcı zarar görür hem de ekonomide kaynaklar verimli kullanılmamış olur. Bu nedenledir ki, günümüzün kâr ortaklığı uygulamasında söz konusu ortaklıklarda dağıtılan kâr payı oranı piyasa faiz haddine çok yakın gerçekleşir. Bunun sağlanabilmesi için, kâr ortaklığı sistemi ile çalışan finans kurumu da, aynen bir borsa oyuncusu gibi, mudilerin tasarruflarını likit olarak faiz elde edecek şekilde değerlendirir. Kısacası, mudilerine kâr payı dağıtıyor görüntüsü ile tasarruf sahiplerini günahtan arındırdığı düşünülen bu tür finans kurumlarının bizzat kendileri faiz kazancı sağlamaktadır. Eğer yatırımın getirisi anlamında faiz almak günah ise, halkımızı kandırmayalım, kâr payı adı altında dağıtılan paraların elde edilmesinde de günah işlenmektedir!
AKP’nin seçmen tabanına vermeye çalıştığı “faiz-haram” meselesini, ekonominin daha başka işleyiş şekilleriyle haftaya ele almak üzere...
***
Sermaye üzerindeki mülkiyet hakkı kamusal olmadan 1 Mayıs bir kutlama günü olamaz! Keşke, sendikalarımız güçlü ve cesur olsalar da, Mayıs ayı içinde “emekçi haftası” tertipleyerek, emekçilerimizle üretim, kâr, sömürü, artık değer, gerçek demokrasi, devlet, devletin sınıfsal niteliği ve ideolojik aygıtları vs gibi konularda tartışmalar yapabilsek!

evrensel.net
www.evrensel.net