28 Nisan 2011 11:50

Emekçiler kime oy verecek?..

Paylaş

Seçimler yaklaşırken benim en çok merak ettiğim; 78 gün Ankara sokaklarında direnen ve Türkiye’nin gündemini belirleyen TEKEL işçilerinin sandıkta kime oy verecekleridir. Sadece TEKEL işçileri değil, Zonguldak’ta, Bursa’da, Balıkesir’de madenlerde ölen işçilerin ailelerinin de sandıkta ne yapacaklarını merak ediyorum. Merakım bunla da bitmiyor, Tuzla tersanelerinde, Yörsan’da, Sinter Metal’de, Desa Deri’de ve daha nice direnişte ekmeği için mücadele etmiş işçilerin ve halen hiçbir güvenceye sahip olmadan 500-600 TL aylıkla günde 10-12 saat çalışan taşeron işçilerinin; atanamayan ya da ücretli veya sözleşmeli olarak çalışan öğretmenlerin; elinde üniversite diplomasıyla ancak asgari ücretin üçte birine stajyer olarak iş bulabilen gençlerin; işsizlerin ve daha nice güvencesiz, örgütsüz, yoksullaşmış emekçinin de oylarının ne yönde olacağını merak ediyorum…

Merak ettiğim kitle öyle yabana atılır gibi değil, en azından toplam seçmenlerin yarısı kadardır. Yani bu kitle seçimde tek yürek olsa seçtiği partiyi tek başına iktidara taşır. Ama gelin görün ki bundan önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de çıkarı ortak olan bu kesimler, bırakınız kendi çıkarlarını savunan partileri iktidara taşımayı, kendilerine iş cinayetlerini, güvencesizliği, işsizliği, yoksulluğu reva gören partileri seçecek ve iktidara taşıyacaklardır.

Peki bu ironik durumun sorumlusu kimdir? Emekçilerin çıkarlarına aykırı olan, yaşamlarını cehenneme çeviren partileri seçmesinin nedeni sadece onların bilinçsizliği ya da daha kaba bir ifadeyle cahilliği midir?

Sorumluluğu sadece emekçilere yükleyen ve özellikle “aydın” kesim tarafından kabul gören görüşe ben katılmıyorum. Emekçilerin pek çoğunun sınıfsal bilinçten uzak olduğu doğrudur (Ki bunda da aydınların sorumluluğu büyüktür). Ancak şunu da unutmamak gerekir ki yukarıda saymaya çalıştığımız emekçi kesimlerin önüne seçim sandığı konulduğunda kendi sorunlarını sahiplenen -seçim barajını aşabilecek- tek bir seçenek yoktur. Dolayısıyla emekçiler örneğin önümüzdeki seçimlerde AKP, CHP ve MHP’den birisini “ehveni şer” görüp oy vermek durumunda kalacaktır. Zaten seçim barajıyla, partilere yapılan seçim yardımındaki ayrımcılıkla ve birçok biçimde uygulanan baskılarla amaçlanan, emekçilerin ve diğer ezilen kesimlerin sesini kesip, “haramilerin saltanatını” yani sermayedarların ve iktidar beslemelerinin düzenini sürdürmektir.

12 Haziran seçimlerinde oluşacak parlamento bir taraftan yeni bir anayasa yapma iddiasında olacak, diğer taraftan da 2001 yılından bu yana uygulanan emek karşıtı neoliberal yeniden yapılanma sürecinin devamı olan -Ulusal İstihdam Stratejisi gibi- emekçilerin sorunlarını daha da derinleştirecek uygulamaları yasalaştırmaya çalışacaktır. Bu durumda parlamentoda emekçilerin haklarını savunacak bir parti grubunun bulunması son derece önemlidir. Ancak geçen yasama dönemindeki icraatlarından ve seçim bildirgelerinden de anlaşılacağı üzere seçim barajını aşarak parlamentoya girebilecek üç partiden hiçbiri emekçilerin haklarını savunmayacaktır.

İşte bu noktada Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku emekçilerin haklarını savunabilecek tek alternatif olarak ortaya çıkmaktadır. Blokun adaylarının seçimi kazanıp parlamentoda güçlü bir grup oluşturmaları halinde önümüzdeki yasama döneminde emekçiler karşılarına çıkartılan tüm engellemelere rağmen parlamentoda temsil edilebileceklerdir.
Ancak burada önemli bir sorun, seçim sürecinde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokunun Türkiye’deki tüm emekçilerin temsilcisi olduğunu ne kadar doğru bir biçimde ortaya koyabileceğidir. Bunun için Blokun seçimde kullanacağı dilin -tabii seçim sonrasında parlamentoda kullanacağı dilin de- yazının başında saymaya çalıştığım kesimlerin sorunlarını sahiplenecek biçimde olması ve samimiyetini emekçi kesimlere hissettirmesi gerekir.

Blok’un milyonlarca emekçinin sesi olacak bir yön belirlemesi, bence Türkiye’deki demokrasi sorununun çözümünde can alıcı nokta olan ama hep göz ardı edilen Kürt sorunu ile emekçilerin sorunlarının ortak bir zeminde ele alınabilmesini sağlayacaktır.

Bu aşamada en önemli görev Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokuna düşmektedir. Eğer Blok temsilcileri, Kürt sorunun çözümüne yönelik çabalarının yanı sıra Erzurum’daki, Edirne’deki, Trabzon’daki emekçilerin sorunlarını da sahiplenebilirse; Şırnak’da ana dilinde eğitim alamayan bir çocuğun kaderiyle Zonguldak’ta, Bursa’da, İstanbul’da babasını her gün madene, tersaneye ya da inşaata ölüme uğurlayan çocuğun kaderinin ortak olduğunu anlayabilir ve anlatılabilirse… İşte o zaman hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu ülkede emekçi haklarının da demokrasinin ve özgürlüklerin de çok daha ileri götürülmesi için büyük bir adım atılmış olacaktır(!)

evrensel.net
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa