CHP ve Kürt sorunu


28 Nisan 2011 11:45

Genel seçimlere doğru siyasi partiler “vaat”lerini açıklamaya başladılar. Partilerin seçim süreçlerinde vaadlerini açıklamaları ve neredeyse gökteki yıldızlarda yeni yaşamı bile vaatleri arasına katmaları ülkenin politik yaşamının alışılmış manzaralarındandır. Bugün vaat borsasının “değerli malları” arasında İstanbul’a ikinci boğaz bile var. Yakında Kayseri’ye liman, Bodrum’a kayak merkezi vb.lerini de görürsek şaşmamamız gerekiyor.
Kuşkusuz üstte sayılanlar yapılamayacak olmaları, olanaksız olmaları yönüyle bir eleştiri konusu olamazlar. Çölde petrol paralarıyla kurulan kayak merkezleri, akarsu ve denizin olmadığı yerlerde kanallarla getirilen su ve buraya kurulmuş limanlar var ve akıl dışı gibi görülenleri yapmak bugünün dünyasında olanaksız bir şey değil. Burada sorun vaat etmenin gayri ciddi boyutlara ulaşması, vaat edilenlerle ülkede yaşayan halkın öncelikleri ve ihtiyaçları arasındaki uçurumdur. Klasik tabiri ile oy avcığının ulaştığı boyuttur.
Vaatler bol ama ülkede öyle bir sorun varki, bu konuda değil vaatlerde bulunmak, sorunu gerçek boyutları ile ortaya koymak bile düzen partilerinin yanına yaklaşmadıkları bir realite. Bu sorun elbette ki kolayca tahmin edilebileceği gibi Kürt Sorunu’dur. AKP Kürt Sorunu konusunda yaklaşımının azami sınırlarını gerek uyguladığı politikalarla, gerekse de bundan sonra yapacaklarını ilan etmekle açık seçik ortaya koydu. Bu gerici politikaların tek kelime ile özeti şudur: Kürt Sorunu’nda çözümsüzlüğe devam ve gerici politikalarda Israr. MHP’nin gerici politikaları ise zaten biliniyor.
Bu konuda öncelikle merak edilen CHP’nin Kürt Sorunu konusunda “yeni” ne söyleyeceği idi. Merak ediliyordu çünkü bu parti yeni genel başkanı ve yöneticileri ile soruna “yeni bir anlayışla” yaklaşma konusunda, bazı çevrelerde bir beklenti yaratmıştı. Seçim bildirgesi açıklandığında bu “beklentilerin” boşuna olduğu açıkça görüldü. Gerçi bir önceki seçimlere göre CHP’de bu konuda bir ilerleme vardı ama, Kürt halkının beklentileri ve talepleri ile, bu sorunun çözümü için kesinlikle atılması gereken adımlarla, CHP’nin “çözümü” arasında aşılmaz bir uçurum bulunuyordu.
Seçim bildirgesinde görülen açıkça şudur: CHP, Kürt Sorunu konusunda düzen ve statükoyu korumayı ve devam ettirmeyi vaat etmektedir! Kürtlere böyle birşey vaat edilemeyeceğine göre, bu vaat kime yapılmıştır? Açıkça görülmektedir ki, bu vaat, düzen ve devlet bekçiliğinin devam ettirileceği konusunda kurulu düzene ve gerici Türk ulusalcılığına verilen bir garantidir. Söylenilen ise şudur: Ana dil belki seçmeli ders olarak eğitime girebilir! Ayrıca Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekinceler ve yüzde 10’luk seçim barajı kaldırılacaktır!
Zaten yüzde 10’luk seçim barajını en gericiler dahil, hiç bir siyasi parti açıkça savunamamaktadır. Yerel yönetimler konusunda Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (AKYYÖŞ) üzerindeki çekincelerin kaldırılacağının vaat edilmesi ile Edirne Belediyesi’yle Diyarbakır Belediyesi arasında varolan hangi eşitsizlik ortadan kaldırılabilektir? Bu doğrusu meraka değerdir! Kürt Sorunu’nda çözüm açısından, Kürt siyasi hareketi tarafından ortaya konulan “demokratik özerklik” dışında, yani bir tür bölgesel özerklik anlamına gelen çözüm dışında bir “çözüm” bugün ancak gerici bir çözüm olabilir. Bunun ise çözümsüzlük olduğu, yeniden kanıtlanmaya gerek duyulmayacak bir gerçek olarak orta yerde durmaktadır.
Eğitimde anadil sorunu ise, anadilde kürtçe eğitim kabul edilmeyerek devam ettirilmektedir. Oysa bu konunun çözümü bölgede kayıtsız koşulsuz anadilde eğitimdir. Ülkenin diğer bölgelerinde yaşayan kürtler için de devlet okullarında bu hakkın tanınması, Kürtçe eğitimi tercih etmeyen, ama anadilini öğrenmek, korumak ve geliştirmek isteyenlere Kürtçe’nin derslerinin verilmesidir. Kamusal yaşamda Kürtçe’nin Türkçe ile eşit düzeye gelmesi ve kamusal alanda bu dilin özgürce kullanılması ve desteklenmesi ise, bu sorunun çözümü açısından diğer bir olmazsa olmaz koşuldur.
Görülmektedir ki, gerek CHP’nin kürt Sorunu’nun “çözümü” konusundaki vaatleri, “eski düzeni ve statükoyu” ufak tefek rotüşlarla devam ettirmenin ötesine gitmemektedir. Bu konuda AKP ve CHP aynı zemin üzerinde durmaktadır. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku ise sorunun çözümünün nerede olduğunu açıkça göstermekte, göstermekle kalmamakta bu yönde bir mücadele yürütmektedir. Emek, Demokrasi ve Özgürlük bloku demokrasi isteyenlerin, vicdan sahibi insanların, talepleri için mücadele eden işçi ve emekçilerin umutlarını temsil etmektedir. Bu umutları gerçeğe dönüştürmenin yolunun ise, bu Blok’un mücadele platformunun ve adaylarının desteklenmesinden geçtiği açıkça görülmektedir.

evrensel.net
www.evrensel.net