İstanbul’u çıldırtma projesi!


27 Nisan 2011 09:44

Başbakan Erdoğan dün nihayet “Çılgın Projesi”ni açıkladı.
Adına “Kanal İstanbul” dediği projeyi Başbakan Erdoğan, Karadeniz’le Marmara arasında bir kanal olarak açıkladı. Dahası Başbakan, kültür varlıklarının korunmasından çevreye, işsizlikten, kentleşmeden halk sağlığına, ulaşımdan kentsel dönüşüme akla gelen her konunun bu projeyle çözüleceğini iddia etti.  
“Kanal İstanbul”un 145 metre genişlik 45-50 kilometre uzunluğu ve kanal üstünden yapılacak köprülerin inşası ile işsizliği bile çözeceğini iddia eden Başbakan “finansman” vb. sorunlarının olmadığını da savundu.
Başbakan, lafı “Çılgın Proje”ye getirmek için uzun uzun konuştu; hallerinden, hayalleri olmanın öneminden söz etti, kendisini ve partisini övdü. Ve adeta ülkenin geleceğini kurtarmak, bütün geçmiş kuşakların (Başbakanın pek sevdiği sözcükle ecdadın) hayallerini gerçekleştirmek için yüce Allah’ın bu fani kulunu seçtiğini söylemek istedi!
Ama olumlu anlamda “çılgınlık”tan söz ederken, hani görülmemiş, duyulmamış, insan aklını zorlayan bir tutum, bir davranış, bir eylemden söz ederiz. Ne var ki bugün bilim ve teknolojinin imkanları dikkate alındığında, bu projeye niçin “çılgın proje” dendiğini anlamak zordur.
Hele kanal projelerini çok eski yüzyıllardan beri devlet adamlarının gündeminde olduğu düşünülürse! Örneğin Sokullu Mehmet Paşa’nın daha 16. yüzyılda Hazar Denizi ile Karadeniz’i birleştiren bir kanal için kolları sıvadığı lise tarih kitaplarında bile vardır. Bizim Deli Petro dediğimiz Rusların Büyük Petrosu’nun (ve sonraki çarların) Batlık Denizi ile Karadeniz’i birleştiren bir kanal için “çılgın projeler” tasarladığı düşünüldüğünde Başbakanın “hayali” için “Hayali de bu kadar mıymış!” diye düşünülür.
Hadi bunlar Sokullu ve Petro’nun projeleri o zaman başarılamamıştır. Ama Başbakan konuşmasında “çılgın projesi”ni, Süveyş ve Panama Kanalı ile kıyasladı ve onları aşacağını rakamlarla ispat etmeye çalıştı. Ancak, Süveyş Kanalı bundan 150 yıl önce 1860’ta hizmete açılmıştır: Projeyi ilk “hayal eden” Napolyon Bonapart’tır. Tarih ise 1799, bundan 212 yıl öncesidir! Panama Kanalı ise, bundan yaklaşık yüz yıl önce 1914’te hizmete açılmıştır.
Belki o günün teknolojisi ve imkanları düşünüldüğünde bu projeler özellikle Napolyon Bonapart’ın, 1799’da Süveyş Kanalını açma hayali “çılgın proje” denemeyi hak edebilir. Ama 2000’lerin dünyasında böyle bir projeye “çılgın proje” demek dünyadan, bilimden teknolojiden habersiz olmaktır. Elbette propaganda olsun, seçimde ülkenin önemli ve acil sorunlarını tartışmak yerine “Erdoğan’ın hayalleri tartışılsın” denmek istenmiyorsa.
Evet, iki denizi birleştiren bir kanal açmak teknoloji ve finansman bakımından bugün artık, bırakın hükümetleri büyük firmaların bile başarabileceği bir iştir. Ancak konu İstanbul ve İstanbul’un ortasından geçecek bir kanal olduğunda bir fanteziden, kendisini padişah sanan bir zatın hayallerinin ötesinde, kentsel planlama, ulaşım, işsizlik, eğitim, sağlıklı bir yaşam, kentin su ihtiyacının ve doğal çevrenin, tarihi SİT’lerin ve kültürel mirasın korunması, rant vurgunlarını önleme, “Depreme hazır bir kent” olma,.. gibi çözülmesi gereken devasa sorunlar vardır. Ve Başbakanın sunduğu haliyle bu projenin kendisi olumlu anlamda “çılgın” değilse de İstanbul’u ve İstanbulluyu çıldırtma projesi olmaya adaydır.
Tabii en başta da; böyle bir projenin halktan, yerel yönetimden, ülkenin bu konularda uzmanlaşmış kurumlarından kaçırılarak, siyasi kaygılarla hazırlanmak istenmesidir. Yani karar böyle, tamamen siyasi olarak verilmiştir. Hele bu projenin “hayalcilerinin”; çevreyi ve tarihi savunmayı, nükleer santrallere karşı durmayı vatan hainliği, İnsanlık Anıtı’nın başını tekbirle kestirmeyi marifet sayan, “Barış çadırlarına saldırmayı” özgürlük olarak ifade eden, kültür kurumlarıyla sürekli çatışmayı adet edinen siyasi kast olması bu projeyi “kafayı yeme” anlamında bir “çılgın proje”ye dönüştürmektedir.

evrensel.net
www.evrensel.net