Zor günlerin 1 Mayısına doğru


27 Nisan 2011 09:39

Sadece Avrupa değil, bütün dünya zor bir dönemde işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayısı alanlarda kutlamaya hazırlanıyor.
Ekonomik krizin yaratmış olduğu işsizlik ve sefalet, ağırlaşan çalışma koşulları, depremler, nükleer felaketler, savaşlar ve işgaller devam ediyor. Bu nedenle 125 yıl önce ileri sürülen taleplerin önemli bir bölümü bugünde geçerliliğini koruyor.
Alman Sendikalar Birliğinin (DGB) bu yıl için belirlediği “Asgari taleplerimiz: Adil ücret, iyi iş ve sosyal güvenlik” gerçekten emekçilerin yaşamını sürdürebilmesi için “asgari talepler” ve bunlardan ısrar etmenin başka çaresi yok.
Bugün daha fazla kazanım elde etmek için yeni talepler öne sürme, yeni mevziler kazanma durumunda olmayan sendikal bürokrasinin verdiği tavizler sayesinde adeta gelinip duvara dayanılmış ve artık verilecek taviz kalmamış gibi...
Çünkü; ilan edilen “asgari talepler”in çoğunun bugün gerçek hayatta karşılığı bulunmuyor.
Ücretler adil değil, çünkü kapitalizmin en çok geliştiği ülkelerin başında olan Almanya’da bile bugün 7 milyondan fazla insan tam gün bir işte çalıştığı halde geçimini sağlayamıyor ve devletten yardım almak zorunda.
Demek ki; çalışılan iş “iyi iş” değil ki, işçiler aldıkları ücretle ailelerini geçindiremiyor.
Ve içinde geçtiğimiz süreçte Avrupa’da “iş güvenliğini” talep etmek sermaye tarafından artık kabul edilemez bir durum olarak görülüyor. Son yıllarda hızla artan güvencesiz kiralık firmalar, günümüzün modern köle tacirlerinden farksız.
Milyonlarca insan, düşük ücretle ve iş güvencesi olmadan çalıştırılıyor ve her an kapı dışarı edilme ile yüz yüze...
Bu nedenle de sendikaların “asgari talepler”i savunmaktan kurtulup, kaybedilen mevzileri yeniden kazanmak üzere yeni taleplerini sıralaması ve kararlı bir mücadele hattına girmesi gerekiyor.
Hep “asgari” talepler etrafında dönüp onları savunmaya çalışmak, maçı kazanmak için değil kaybetmemek için sahaya çıkan futbol takımının halinden farksızdır. Hep savunma yapan takımlar er ya da geç bir ya da bir kaç gol kalesinde görüyor.
Bu 1 Mayısın Avrupa açısından bir diğer önemli ayağını da, Almanya ve Avusturya’nın kapılarını 1 Mayıs 2004’te AB üyesi olan Doğu Avrupa ülkelerine açması oluşturuyor.
Şimdiden, büyük tekelleri Doğu’dan gelecek ucuz iş gücünü ülkede yaşayan yerli ve göçmen emekçilere karşı bir baskı unsuru olarak kullanmak için ellerini ovuşturuyor.
Çünkü, Doğu Avrupa ülkelerinden gelen emekçiler şirketler tarafından çok düşük ücretlerde çalıştırılıyor, yıllardan beri çalışan işçiler ise işten atılıyor.
Bu nedenle işçi sınıfının mücadelesinde hep önemli bir yere sahip olan “Eşit işe eşit ücret” talebi günümüz Almanya’sında/Avrupa’sında kendisini yakıcı bir şekilde hissettiriyor.
Geldiği ülkeden, cinsiyetinden, ulusal kökeninden bağımsız olarak aynı işi yapan herkese onurlu bir şekilde yaşamını sürdürebileceği yeterli bir ücret kaçınılmaz ve bu farklı uluslardan emekçilerin birbirine karşı kullanılarak düşman edilmesinin de panzehiridir.
Aksi taktirde; önümüzdeki dönemde zaten yükseliş içinde olan ırkçı ve yabancı düşmanı akımlar daha fazla güçlenecektir.
Dolayısıyla gün sendikaların sadece “Eşit işe eşit ücret” talebini lafta ortaya atması, 1 Mayıs mitinglerinde alkış almak için değil, uğruna kararlı bir mücadele yürütmesi gerekiyor.
Bu gerçekleşmediği taktirde işçi sınıfını büyük bir tehlike bekliyor.
Buna bir de pek çok Avrupa ülkesinde kendisini hissettiren ‘avro krizi’, iflaslar, bütçe açıkları, acı reçeteler eklendiğinde durum daha da anlaşılacaktır.
Almanya ve Fransa gibi  ülkeler, krizin yükünü, diğer ülkelerdeki emekçilerin sırtına yıkmak için de çabalarını sürdürüyor. “avroyu kurtarma” adı altında Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve Doğu Avrupa ülkelerinde emeklilik yaşının yükseltilmesinden, özelleştirmelerin yaygınlaştırılmasına; ücretlerin düşürülmesinden, kamuda çalışan işçilerin sayısının azaltılmasına kadar bir çok uygulama dayatılıyor.
Olaylar ve olgular, işçi sınıfının zor bir dönemde 125. kez 1 Mayısı kutlamaya hazırlandığını gösteriyor. Ama sadece zor değil aynı zamanda çözüm adreslerinin netleştiği ve bu uğurda kararlı bir mücadelenin sergilenmesi için de koşullar günden düne artıyor. Çünkü; Afrika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Amerika’ya kadar, bütün kıtalarda yıldan yıla daha çekilmez hale gelen yaşam koşullarına karşı öfke günden güne kabarıyor. Bu öfke kimi yerde sokakta açık bir isyanda, kimi yerde seçim sandığına atılan oyda kendisini gösteriyor.
Ve bütün protestolar daha iyi ve güzel günlerin kurulması için “hayat ırmağında” işçi sınıfının öncülüğünde birleşip dev dalgalara dönüşecektir.
İşte o zaman insanlığın kurtuluşu çok yakındır...

evrensel.net
www.evrensel.net