Suriye


27 Nisan 2011 09:37

Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’teyim. Halep, 4 milyon insanın yaşadığı koca bir kent. Osmanlı’dan kalma kapalı çarşısı başlı başına bir olay. Çarşıda ne istersen var. Kaleye komşu ucunda kuyumcularla başlayan çarşının, ortasına kasaplar, diğer ucuna kunduracılar, gömlekçiler, manavlar, halıcılar, hediyelik ıvır zıvırcılar yerleşmiş. Her satıcının ortak paydası Halep Pazarlığı. 100 liradan başlayan pazarlık 15, 20 liraya bağlanabiliyor.
Pazarlığa alışık olmayan Avrupalı turistler belli ki tembihlenmişler. Utana, kızara pazarlık yapıyorlar. Anahtar kelime, “Son kalem”. “En aşağı ne olur” anlamına geliyor. Eşimin önerdiği fiyatı duyan satıcının yüzü bulanıyor, yarı ağlamaklı söyleniyor.
- Vallah hasarat.
- Yok hasarat. Son kalem. Helal, helal.
Alış veriş faslı bittikten sonra yemek için bir yerler arıyoruz. Halep kalesinin etrafı
restore edilmiş. Kent, UNESCO’nun koruması altında. Eski taş binalar onarılmış. Birini de lokanta yapmışlar. Her yer mermer.         
Mükellef bir sofra donatıyoruz. Masada ünlü arap mezeleri, humus, abugannuş,
lebeniye, iç bakla ezmesi. Yok yok. Kebaplar kuzu etinden, porsiyonlar üç kişilik. Hesap adam başı 7 lira. Bu yemeği özgür ve ileri demokrat Türkiye’nin benzer bir lokantasında yesek adam başı 50 liraya çıkamayız.
Kenti taksiyle turluyoruz. Taksinin çarpılmaktan feleği şaşmış. Orta boy dokunmalarda arabadan inmeye bile tenezzül etmiyorlar. Kentin neredeyse yarısı çarşı, pazar. Asırlık ağaçlarla kaplı kent parkı heykellerle dolu. “Ucube” diyen olmamış ki yerli yerlerinde duruyorlar. 2 saatlik turumuzun sonunda taksici saatten okuyup borcumuzu söylüyor; 60 Suri. Bizim paramızla 2 lira. Fiyatı duyunca “Zevkine bir tur daha atalım bari” diyoruz ama zamanımız kısıtlı.
Her dükkanda televizyon olması dikkatimizi çekiyor. Daha önce Türk dizileri izleyen esnaf şimdi Arapça El Cezire’ye kilitlenmiş. Güney’den, Şamdan gelen gösteri, çatışma haberlerini endişeyle izliyor. Yıllar önce ismini ağızlarına dahi almaya cesaret edemedikleri devlet büyüklerine ölçülü bir eleştiri içindeler.
Duvara Esad karşıtı yazı yazan 12 yaşındaki gençlerin tırnaklarının sökülmesinden, gece evlerinden alınıp işkencede öldürülen gençlere kadar bir sürü söylentinin aslı, astarı var mı anlayamıyoruz. Askerlerin ve gençlerin ölüm haberleri Suriye televizyonunda yayınlanıyor.   
Sokaklar sakin, hatta haddinden fazla tenha. Ünlü Fransız marketinde aşırı bir yoğunluk yok ama parası olanların evlerine erzak yığdıklarını duyuyoruz. Halep ile Türkiye sınırı arasındaki 60 kilometrelik yolu nasıl geçebileceklerinin hesabını yapanlar bile var.  
Suriye’nin haberleşme şirketinin sahibinin, askeri istihbaratın başındaki kişi olduğunu söylediklerinde aklımıza nedense ülkemizdeki “Telekulak” maceraları geliyor.  
Banka önlerinde uzun kuyruklar oluşmuş. Yoksulluk parası almak için bekleyen insanların çokluğu dikkatimizi çekiyor. Fırınlar da kalabalık. Ekmek neredeyse bedava. 2 kiloluk ekmek paketine 25 Suri ödüyoruz. Bizim paramızla 80 kuruş. İstanbul’da bu paraya adama simit vermiyorlar. Benzin 44 Suri. Türkiye’de üç katı. Sokaklarda işsiz, başı boş gezen insan yok gibi. Entarili Araplarla, mini etekli Arap kızları kentin hristiyan mahallesinin kaldırımlarını paylaşıyorlar.    
Olayların başlamasına sebep gösterilen 12 yaşındaki 2 çocuk kafaları kurcalıyor. “Bunca yıldır kimsenin sesi çıkamazken, kim bu çocukların eline boya verip sokağa yolladı” sorusunun yanıtı meçhul.

evrensel.net
www.evrensel.net