Kansız diktatörlük!


20 Nisan 2011 11:18

Avrupa son bir kaç gündür Macaristan ve Finlandiya’daki aşırı sağcı ve ırkçı partilerin uygulamaları ve seçim zaferleri nedeniyle “demokrasi”yi tartışıyor.
Hollanda, İsviçre, İsveç,... Danimarka’da meclise giren hatta hükümet ortağı olan ırkçı-faşist partilerin yükselişi, göçmenlerin, Müslümanların en az olduğu AB ülkelerinden biri olan Finlandiya’da devam etti.
Bu süreçte aynı zamanda “demokrasinin beşiği” olarak bilinen Avrupa’da demokrasinin ayaklar altına alındığına tanık oluyoruz.
Örneğin; Macaristan’da “komünizmle mücadele eden talebelerin” kurduğu Genç Demokratlar Birliği (Fidesz), bugün ülkenin en güçlü politik akımı haline gelmiş ve Macaristan’ı kendi dünya görüşüne göre yeniden dizayn ediyor.
Irkçı-faşist Başbakan Viktor Orban ve partisi Fidesz tarafından hazırlanan yeni anayasa Pazartesi günü mecliste kabul edildi.
1 Ocak 2012’de yürürlüğe girecek yeni anayasa Avrupa’da endişe ile karşılandı. Azınlık haklarını yok eden, düşünce ve basın özgürlüğünü sınırlayan yeni anayasa, aynı zamanda Hıristiyanlık değerlerini her şeyin üzerinde tutuyor. Din, öncesine göre biraz daha yaşamın merkezine çekiliyor.
Meclisteki oylamaya sosyal demokratlar ile liberaller katılmadı. Bir tek Fidesz’den daha faşist Jakob hareketi oylamaya katıldı.
“Hıristiyan-sağ” değerlerin ağırlığını taşıdığı yeni Macar anayasasının, ülkede yaşayan herkesi temsil etmediği; bu yönüyle meşru olmadığı açık.
Hükümetin yetkilerini artıran, hak ve özgürlükleri yok eden yeni Anayasa, işbaşındaki faşist hükümetin ömrünü uzatıyor.
Sadece uzatmıyor, tam anlamıyla bir diktatörlüğün kurulmasına olanak sağlıyor. Bu nedenle muhalefetteki sosyal demokratların “kanla değil, sözle gelen diktatörlük” tanımlaması önemli.
Hatırlatmamız gerekiyor ki, “kansız diktatörlük”ün geldiği ülke aynı zamanda AB Dönem Başkanı.
Keza; bugün AB liderleri ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından “ultra-konservatif” olarak ilan edilen Fidesz, aynı zamanda Avrupa’daki muhafazakar partileri çatısı altında toplayan Avrupa Halk Partisi (EVP) üyesi.
Yani, Almanya’da CDU’nun kardeş partisi durumunda. Türkiye’den de AKP, EVP’nin gözlemci üyesi durumunda.
AB üyesi ülkelerin liderleri hafta başından bu yana lafta da olsa, Macaristan’daki gerici anayasaya tepki gösteriyorlar. Hak ve özgürlüklerin tehdit altında olduğunu söylüyorlar. Ama ciddi bir yaptırımdan söz eden yok.
Yani, “kansız diktatörlüğe” sadece lafta tepki var.
Bu “kansız diktatörlük” sadece AB’yi değil BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’u dahi endişelendirmiş olmalı ki, o da endişe uyarısında bulundu.
Macaristan’da sürece yayılarak kurulan “diktatörlük koşulları” insana ister istemez son günlerde Türkiye’de olup bitenlerle paralellikler kurduruyor.
Türkiye’de de “komünizmle mücadele eden talebelerin” başını çektiği siyasi akım, her geçen gün kendi karşıtına daha acımasız davranıyor, var olan haklarını sınırlıyor.
Macaristan’da “sosyalist rejimin vesayetinden” kurtulma adı altında başlatılan yeni anayasa tartışması gelip, faşistlerin iktidarını perçinlemesi, demokrat ve liberal basının susturulması, azınlıkların düşman ilan edilmesi, Hıristiyanlık değerlerini her şeyin üstünde tutmayla sonuçlanmış bulunuyor. Ve yeni anayasa yürürlüğe girdikten sonra Macaristan’daki demokratların, ilericilerin işi gerçekten zor olacak.
Türkiye’de de 12 Eylül vesayetinden kurtulma adı altında mevcut hükümet eliyle genel seçimlerden sonra yazılmak istenen yeni anayasa, bugünden yazılmamış kitaplara uygulanan sansüre, dinin daha fazla toplumsal yaşam üzerinde belirleyici bir hal almasının arzulandığına bakıldığında, olacaklar bakımından Macaristan’da olup bitenler öğretici.
Bu konuda Başbakan Erdoğan’ın Strasbourg’da yaptığı çıkış ve yüzde 10 barajını savunma gerekçesi yeteri kadar ipucu veriyor: “Ülkemizin istikrarı için, güveni için böyle bir adımı (yüzde 10 barajını) devam ettirme kararı almışız. Halkımızda da bunun karşılığı var. Yeri geldiği zaman bu barajın biraz düşürülmesi gerekirse onu da yine halkımızla müzakeresini yaparız ama onu size soracak değiliz. Halkımızla müzakeresini yaparız, halkımızla da kararını veririz. Halkımız bize ‘indirin’ diyorsa indiririz. Halkımız bize ‘böyle devam edin’ diyorsa böyle devam ederiz.”
Bu gerekçenin arkasına sığınanlar elbette, kendi iktidarını perçinlemek, karşıtını sindirmek için “halkımızın bize verdiği yetki ile istediğimiz anayasayı yaparız” diyecektir.
Bu yüzden de, Türkiye halklarının ayrı gerekçelerin sıralandığı ve benzer süreçlerin yaşandığı Macaristan’daki gelişmeleri yakından izlemesi büyük bir önem taşıyor.

evrensel.net
www.evrensel.net