Fransız


20 Nisan 2011 09:14

Başbakan Avrupa’da onu, bunu azarlamış. Fransız’a, “Fransız kalmışsın” demiş. Ne yani Fransız, Japon mu kalacaktı. Hem kadın Fransız olmazdan önce İstanbulluymuş. Şans işte.

Deyim Orta Doğu Teknik Üniversitesi kökenlidir. ABD tarafından kurulmasına rağmen ABD elçisinin otomobilini yakan anti emperyalist kuşağın yetişmesinde önemli yeri olan bu üniversitede tüm dersler İngilizcedir. Zor dersleri mükemmel İngilizceleriyle anlatan hocaları anlayanlar anlar, anlamayanlar “Fransız” kalırdı. Bu Fransız kalma işinin iki temeli vardı. Ya dinleyen dili anlar ama konuyu anlamazdı ki bu iyiye alamet sayılmazdı, ya da başka işlerin yoğunluğundan dinlemeye de vakit bulunamazdı ki, bu başka alanlarda daha hayırlı işler yapılıyor olduğuna yorulurdu.

Avrupalı, “Fransız kaldın” deyimine fazla kafa takmadı. Konu kapandı gitti. Çünkü Başbakan aynı konuşmada “Haçlı Seferleri” ile ilgili çok daha önemli bir şey söylemişti. Başbakana göre orta çağda başlayan ve tüm Katolik olmayan dünyayı yakıp yıkan, İstanbul’u, Anadolu’yu, Kudüs’ü talan eden haçlı seferleri sayesinde kültürler kaynaşmış, birbirlerini tanımış, hatta bu sayede doğu batı yemek kültürleri bile birbirinden etkilenmişti. İşsiz, çapulculardan oluşan toplama ordunun Katolik papanın fışfışıyla dolduruşa getirilip, esasen ipek yolundan büyük kazanç uman zamanın kodomanlarının ceplerine koydukları para ve talan umuduyla doğuya saldıran küffar sayesinde Avrupa kültürü ile tanışmıştık.

Fransız kalan matmazel ve diğer her milletten Fransızlar bu konuşmayı dinleyip, başbakanımızın “İyi ki bu haçlı seferleri oldu da bu sayede Fransız krepini, İtalyan pizasını, Alman şivayn şinitzelini tanıdık. Bu sayede “İmam Bayıldı” tüm Avrupa sofralarının en aranılan yemeği oldu.” dediğini sanmış olabilir.

Biz haçlılar tarafından getirildiği rivayet olunan ileri demokrasimizde sanat, bilim ve kültür işleri ile uğraşırken haçlı olmayan adamın biri Bedri Baykam’ı bıçaklayıverdi. Dünyada en çok tanınan ve saygı duyulan üç, beş insanımızdan biri olan Baykam’ı, adı değil dünya üzerinde, doğduğu şehirde bile kimsenin hatırlamayacağı kaçık, rambo bıçağıyla insanın en ileri modeli olan “sanatçı”ya bir çentik atmış.  Daha da güzeli (!) dünyanın en güzel şehrinde en özgür yaşayan diğerleri duruma seyirci kalıp, arabalarının kanla kirlenmesini istemediklerinden kapılarını kilitlemişler.

“Fransız kaldın”, “Haçlılarla yemek etkileşimi”, “Tükürürüm Sanata”, “Ucube” diye Haliç’in her iki yakasına da yakışmayan konuşma türünün içerisine “İleri Demokrasi” sıkıştırıp içini de “Öğrenciye, işçiye cop” la doldurduğumuz ileri demokrasimize bir ilerleme de Seçim Kurulu’ndan geldi.

Kendi açılarından hata yaptılar. Kararı erken açıkladılar. 11 Haziran’da açıklamalıydılar ki geri dönüşü olmasın, ileri demokraside ülkenin yarısı meclise Fransız kalsın. Haçlı seferlerinin kültürel ve bilimsel faydalarını övenler de mutlak krallıklarını ilan edebilsin.

Bu sefer olmadı galiba. Bir dahaki sefere inşaallah.

evrensel.net
www.evrensel.net