Tartışılan seçimin meşruiyetidir


19 Nisan 2011 12:17

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 7’si Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adayı 12 bağımsız adayın adaylığını “veto” etti!
“Veto”nun duyulmasından sonra Diyarbakır ve İstanbul başta olmak üzere pek çok yerde sokağa çıkan emekçiler, bu durum protesto etmektedirler.    

“Veto”dan hemen sonra, gerek blok adayları gerekse blokla siyasi yakınlığı olmayan siyasi çevreler (Baykal, M. Ali Şahin, Kılıçdaroğlu gibi) ve basına kadar uzanan geniş bir yelpazeden gelen tepkilerden de açıkça anlaşıldığı gibi bu “veto”, binlerce aday içinde 12’sinin veto edilmesi gibi “vakayi adiyeden” bir gelişme değildir. Çünkü Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu, sıradan bir seçim bloğu değildir. Tersine Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu, milyonlarca Kürt ve Türkiye’nin demokrasi güçlerinin bir seçeneği olarak ortaya çıkmış; yüzde 10 barajıyla, partiler arasındaki eşitsizlikler, seçim ve siyasi partiler yasasında düzen partilerine sağlanan avantajlarla korumaya alınmış seçim sistemine az çok meşruluk kazandıran bir bloktu.

Bloğun böyle, YSK’nın hiç bir vicdan ve hukuk kuralına sığdırılamayacak kararıyla seçimin dışına itilmek istenmesi; var olan eşitsizlikleri ve gayri meşruluk unsurlarını artırarak, seçimin meşruiyetini kabul edilemez bir noktaya getirmiştir.
YSK’nın kara kaplı kitapta arayıp bulduğu, “veto” dayanakları da kararın vicdanlarda meşru görülmesini sağlamayacağı gibi hükümetin sorumluluğunu hafifletemez.

Çünkü YSK ve bu seçimin güvenilirliğinden ve meşruiyetinden de sorumlu olan siyasi irade (ki bunun somut ifadesi hükümettir), bu vetoyla bloğu tırpanlayıp etkisizleştirerek, düzen partilerine özellikle de AKP’ye seçimde yeni bir avantaj sağlamıştır.

Ortaya çıkan skandal kararda; her çevreden tepkiler varken böyle bir konuda hemen yanıt veren Başbakan ve hükümetinin olduğu gibi AKP’den de bir ses çıkmadı. Oysa herkes, böyle bir kararı hükümetin iradesi olmadan çıkamayacağını söylemektedir. Dahası, böyle bir karardan en çok çıkar sağlayacak parti de AKP’dir. Ve muhtemeldir ki, AKP ve Hükümeti, “Buna bağımsız yargı karar vermiştir. Bizim bir müdahalemiz olamaz” diyerek geçiştirmeye çalışacaktır.

YSK’nın bu tepkilere verdiği yanıt da “gerekçeli kararı” yayınlamak olmuştur. Ancak karar hukuki değil siyasi bir karardır. Bu yüzden de herkesin gözü hükümette ve Meclis çoğunluğunu elinde tutan AKP’dedir. Çünkü eğer bu kararı, “çok geç olmadan” YSK düzeltmezse, hükümet duruma müdahale ederek çözmek durumundadır. Burada seçimin ertelenmesi, Meclis’in barajı kaldırarak daha adil bir seçim düzeni içinde seçimlere gidilmesinin sağlanması talebi önemlidir. Ki, Demirtaş’ın bu doğrultudaki önerisine CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan destek gelmiştir.

Aksi halde bugün Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun bu koşullarda seçime katılmaması durumunda hiç bir gücün yapılacak seçimin meşruiyetini sağlayamayacağı da apaçıktır. Bu yüzden de bu soruna bir çözüm bulma işi krizi çıkaranlara düşer.

Çünkü bu durumda düzen partileri kendi aralarında seçime gitmiş, hangisi kazanırsa kazansın düzenin kazanacağı bir seçim yarışı olacaktır. Bu durumda da seçimin meşruiyeti Hüsnü Mübarek’in seçildiği seçimler kadar meşru olacaktır. Çünkü bugünkü seçime az çok meşruiyet kazandıran halk güçlerinin bir seçeneği olarak bloğun varlığıdır.

Bloğa saldıranlar açıkça bu seçeneği yok etmek istemektedirler. Elbette blok güçleri bunu kabul edemezler ve herhalde kabul de etmeyeceklerdir.

Öte yandan gelinen yer, düzen güçlerinin “düzenin bekası” ve “istikrar” adına yüzde 10 barajı ve adaletsiz seçim ve siyasi partiler yasasında ısrarın gelip dayandığı yerdir. Ve bu alanda gerekli düzenlemeler yapılmadan kısmi çözümler de “adil bir seçim”, “partiler arasındaki yarışın eşit koşullarda yapılması” gibi talepler mücadelenin talepleri olmaya da devam edecektir.

(*) ÖDP de, benzer bahanelerle seçime sokulmamıştır. Elbette az çok demokratik bir ülkede böyle bir seçim
kabul edilemezdir.

evrensel.net
www.evrensel.net