YSK zoru başardı!


19 Nisan 2011 12:17

YSK gibi kurumların, AKP’nin iktidar dönemi boyunca, TSK ile AKP arasındaki gerilimde bir taraf olarak göründüğü biliniyor. AKP’nin, gerçekleştirdiği Anayasa referandumu da, bu gerilimi kendi lehine çözme planının bir parçasıydı. Yüksek Seçim Kurulunun, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokunun 7 bağımsız milletvekili adayının başvurusunu ‘veto’ etmesi, her iki tarafı da birlikte memnun eden bir karar oldu. Ergenekon cephesiyle AKP’liler bu karar üzerine artık birlikte halay çekebilirler. Bu açıdan YSK’nın ‘zoru’ başardığını söyleyebiliriz.

YSK’nın kararının ‘siyasi’ olduğu konusundaki ortak fikir, YSK’nın bağımsız bir kurum olmadığı görüşüyle de desteklenerek dile getiriliyor. YSK’nın bağımsız adayları veto eden ve ÖDP’nin seçime girmesini engelleyen kararına dair değerlendirmelerde bu görüş yaygın olarak dile getirildi, getiriliyor.

Türkiye’nin uzak ve yakın tarihi bu tür kurumların, organik bağlantılarla da yönlendirildiğine tanıktır. Ancak bunun da ötesinde, bu kararları alan organların ‘durumdan vazife çıkarma’ yeteneklerinin de, organik bir müdahaleye gerek bırakmayacak kadar gelişkin olduğunu da biliyoruz. TSK’nın eğiliminin zaten YSK’nın kararıyla uyumlu olduğu biliniyor.

Ancak Başbakan Erdoğan’ın, YSK kararının açıklandığı günün sabahı ‘Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Tek vatan, tek millet, tek bayrak’ biçimindeki ifadeleri ve uzunca bir süredir, bu ifadelerin benzerlerini dile getirmiş olması, YSK’nın bu kararına uygun bir zemini de yaratmıştır. Ayrıca daha önce cezaevindeyken seçilmiş ve YSK engeline uğramamış olan Sebahat Tuncel’in, bugün bu engele takılmış olmasında ‘tokat’ olayını vesile ederek, Kürt siyasi hareketini hedef koymakta birleşen medya organları, AKP kurmaylarının, yine YSK’nın bu kararının alındığı yolun taşlarını döşeyen bir tutum sergilemiş olduklarını özellikle vurgulamak gerekiyor. YSK’nın, mahkum olup cezaevinde yattığı halde Siirt’ten seçilerek Başbakanlık koltuğuna oturan ve adaylıkları veto edilen bağımsız adaylarla aynı özelliklere sahip olan Erdoğan’ın adaylığını veto etmemiş olmasını da bu ‘izdivacın’ bir dışa vurumu olarak okuyabiliriz.

Hiçbir karar boşlukta alınmaz. O kararın alındığı konjonktür, çevresinde gelişen ilişkiler, öncesinde yaşanmış olanlar, ona zemin hazırlayan yorumlar, mesajlar, o kararın kumaşını dokuyan dikişlerdir. Selim Sadak belediye başkanı olurken, onunla aynı hukuki süreçleri yaşamış bir başka ismin bağımsız milletvekili adaylığının ‘veto’ edilmiş olması, açıktır ki, bugün Emek, Demokrasi, Özgürlük Bloku bağımsız adaylarıyla BDP’nin Mecliste yeni bir grup kurmasını baştan engelleme mantığının bir sonucudur. Bir iki adayın değil de, 7 adayın veto edilmiş olması başka nasıl açıklanabilir? Bu arada, BDP’nin desteklediği adayların dışında başka sebeplerle ‘veto’ yemiş beş adaydan birisinin, Twitter’daki ilk tepkisinin, ‘YSK herhalde beni de BDP’li sandı’ şeklinde olduğunu da burada hatırlatalım.

YSK’nın aldığı bu kararın, Türkiye burjuvazisinin bir kesiminin,”Kürt sorununu Kürtlerin iradesi ve temsilini “sisteme içirerek çözme” hedefiyle de çeliştiğini, statükocu cephenin en kör kesimleri dışındakileri ‘düşündüren’ bir nitelikte olduğunu da öngörmek zor değil.

Türkiye siyasi tarihindeki ‘özgün’ yerini şimdiden almayı hak eden bu “dehşet” kararının, bağımsız adayları destekleyecek olanların iradesini gasbetme özelliğinin yol açacağı sonuçları hep birlikte göreceğiz.

Ancak aynı zamanda İstanbul 1. Bölge’de oy verecek bir seçmen olarak kendi adımıza, siyasi irademizin YSK eliyle gasbedilmiş olduğunu burada özellikle vurgulayalım. Sermaye partilerinden farklı olarak, seçmeninden aldığı desteği, ‘dünyalığını büyütme’ hesaplarıyla değil de, seçmenine karşı sorumlulukla değerlendirmiş olan Sebahat Tuncel’e oy verecektim. YSK’nın bu kararının ardından, ‘provoke’ olmuş olarak, adayım Sebahat Tuncel’in ve adaylığı veto edilen diğer Emek, Barış, Demokrasi Bloku adaylarının arkasındayım. Ve tabii ki, seçime girişi, ‘prosedür’ gerekçeleriyle engellenmiş olan ÖDP’nin de.

evrensel.net
www.evrensel.net