Ayaklanmaların kazandırdıkları gölgelenemez


18 Şubat 2011 03:46

Burjuva tarih yazıcıları, işçi sınıfı ve tüm kesimleriyle emekçilerin sömürü ve baskıdan kurtuluş mücadelesinin reddini ifade eden, “tarihin sonu” safsatalarıyla artık daha fazla oyalanamazlar. Bundan böyle, son yüz elli yıldır yapa geldikleri türden çarpıtma ve saptırma; olduğundan farklı gösterme ve hedefini şaşırtma manevraları yoğunluk kazanacak. Arap halklarının, yaşam alanlarının hemen tüm parçalarında zorba diktatörlere ve diktatörlüklere karşı, görmezden gelinmesi olanaksız ve gizlenmesi olanakları da son derece zayıflayan büyük isyanlarını tahrif etme ve mümkünse, eskinin belli reformlarla makyajlanmış “özü”nün korunması için manevralarına, daha ilk günden tanık olduk. Bu manevralar önümüzdeki dönem ve yıllarda daha da çeşitlenecektir. Buna ihtiyaçları var ve olacak!
Toplumun sınıflar olarak şekillendiği-bölündüğü köleci düzenden bu yana, sömürücü ve egemen sınıf ve temsilcileri, daha ileri-daha uygar bir yaşamın kendileri tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürmelerine rağmen, bu doğrultudaki hemen her adımın (küçük-büyük) ezilen ve sömürülen sınıf(lar)ın direnci ve mücadeleleriyle gerçekleştiği, şu son büyük ayaklanmaların gerçekliği/somutluğu kadar gerçektir.
Tunus-Mısır ve diğer Arap ülkelerinde gerçekleştirilen büyük halk ayaklanmaları, başkaca çok sayıdaki özelliğin yanı sıra tarihin en önemli ve belirleyici öznesinin sömürülen sınıf ve halklar olduğunu bir kez daha ve yeniden kanıtladı. Bu, bu ayaklanmaların sonuçlarından bağımsız temel gerçeklerin en önemlisidir. Diktatörlüklerin başındaki adamlar kaçtı; diktatörlükler (bu ülkelerin devletleri) ve onlara kol kanat geren emperyalist-Siyonist yağmacılar büyük yaralar aldılar. Ama evet, yüz binlerin ve milyonların taleplerinin en önemlileri “henüz” karşılanmış değil. Bu taleplerin gerçekleştirilmesi mücadelenin devamıyla doğrudan bağlantılı. Mısır’da, milyonların alanlara çıkması ve 19 gün süren isyanın ardından, Mübarek’in generalleriyle İsrail’in ajanı olduğu reklam panolarına düşen “yeni başkan”ın “İpleri ele almaları” ve Tunus’ta “Rejimin yıkılamamış olması”; halkların bu büyük devrimci kalkışmasının önemini azaltmıyor. İsyana kalkışanlar ya da onların en azından en ileri kesimleri açısından ve onlarla birlikte dünyanın diğer tüm halkları için biraz daha fazla açıklık kazanan şey; yarı yolda durmamak; işi ‘Eşyanın tabiatına uygun olarak’ sonucuna götürmek için gerekli örgütlenme ve bilinçli mücadeleyi sürdürmektir. Ayaklanmaların bu ‘tarihi dersi’ ‘Arap Yarımadası’nda, Mağrip ülkelerinde ve aslında tüm dünya halkları içinde, daha şimdiden yankı bulmuştur. Baskı altındaki halklar; sömürülen ve ezilen sınıf ve kesimler kurtuluş ve kendi devrimci iktidarları için değil sadece; insani yaşam koşullarını yaratmak için de örgütlü-birleşik ve sonuç alıcı mücadelelere zorunludurlar.
Bu ayaklanmalar, Ortadoğu-Arap ve öteki halkların en önemli ve büyük düşmanlarının emperyalist-Siyonist ittifakı olduğunu kesin açıklıkla bir kez daha gösterdi. ABD-İngiliz-Fransız-Alman ve Çin yöneticileriyle silah ve enerji tekelleri, Filistin-Tunus-Mısır ve öteki tüm Arap ülkeleri halklarının Suudi gericiliği-Mısır generalleri (CIA-MOSSAD işbirlikçisi çetelerle birlikte), Ürdün Krallığı ve diğer despot yönetimlerin ‘makyaj yapılmış’ biçimler altında sürdürülmesinden yana politikaları yoğunlaştırdılar. Filistinliler ve Kürtler başta olmak üzere bölgenin ezilen ulus ve halklarının bugüne kadar altında inim inim inletildikleri işgal ve diktatörlüklerin en önemli koruyucuları için, Arap halklarının başı üzerinde atom bombalı tehdit olarak beslenen İsrail gericiliğinin güvencede kalması, önceliklerin başında geliyordu. İsyana kalkışan ve kalkmaya hazırlanan bölge halkları bunu bir kez daha gördüler. Filistin topraklarının işgali sürüyor ve Kürtlerin kendi kaderlerine kendilerinin hakim olmaları mücadelesine karşı ezme ve sindirme savaşı sürüyor iken, ayaklanmaların bir an önce son bulması ve “istikrarın sağlanması”(!) çığırtkanlığıyla emperyalizmin bölgede İsrail ile birlikte en önemli dayanağını oluşturan Türkiye gericiliğinin/kapitalizminin “model” gösterilmesini, özgürlük isteyen halklarla onların ileri kesimleri değerlendireceklerdir. Sanayi-banka kodamanları ve emperyalist devletler için önemli olan pazar ve toprak olarak fetih alanlarının en önemlilerinden biri olan Orta Doğu-Kuzey Afrika’da -ve Kafkasya-bölgesinde, petrol ve doğal gaz rezervlerini denetlemek, hammaddeleri ve Batı pazarlarına ulaşım yollarını kontrol altında tutmaktır. Bu amaçlarına bağlanmış olarak, bu isyanların burjuva despot ve diktatörlüklerine karşı etkilerini sınırlı tutmak ve “eski düzen”in kısmi tavizlerle sürdürülmesi için bölge halklarını dinsel etki ve etnik farklılıklar temelinde birbirinden uzak tutma ve birbirinin mücadelesinden ‘arındırma’  çabalarını artırdılar. Bölgesel güç olarak ve kendi çıkarları için direnç gösteren İran’ın etkisini sınırlama ve fakat emperyalistlerin masasında oturarak pay alacağını hesaplayan Türkiye gericiliğini “demokrasi modeli” göstermelerinin nedeni de budur. Bölge halkları da, Batının işçi ve emekçileri de tüm bunlara yeniden tanık oldular. Hak ve kurtuluş mücadelesinde ortaya çıkan bu öğretici sonuçlardan şöyle ya da böyle yararlanmaları, bundan sonraki direniş ve ayaklanmaların dayanaklarından biri olacağı bugünden söylenebilecek bir kazanımdır bu.
Ve eklemek gerekir ki; artık burjuva-emperyalist haydutluğun, işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin, tarihsel olarak gereksiz hale gelmiş bu asalaklık ve haydutluğa son verme girişimlerini gizleme ve yok sayma olanağı daha fazla sınırlı hale gelmiştir. En ileri bilim ve tekniği sömürülen sınıf ve ezilen halkların barbarca bastırılması ve emek gücünün azami sömürülmesi için kullanan burjuva emperyalist gericilik; onun bu “aşağı kesimler” tarafından sömürü ve sınıf boyunduruğundan kurtuluşun cephaneliği içine alınmasını önleyememektedir. İletişim ve ulaşımın “beyni”ni belli sürelerle “durdurmak”la da bir yere varamayacaktır. Artık dünya işçi ve emekçilerinin kapitalist emperyalist düzene isyanları, bütün öteki ülkelerin işçi ve emekçilerinin bilgisi dahiline daha hızla ve neredeyse anında girmekle kalmamakta; bu halkların mücadele deneyimine dolaysızca dahil olarak süreci sömürücüler aleyhine etkileyen maddi ve moral güçlerden biri olmakta; uluslararası emekçi direnişi ve dayanışmasının araç ve dayanaklarından biri haline gelmektedir. 

evrensel.net
www.evrensel.net