Seçimlere doğru Türkiye’nin kalkınma karnesi


16 Nisan 2011 09:57

Geçtiğimiz hafta içerisinde siyasi partilerin milletvekili aday listelerini YSK’ya teslim etmeleriyle birlikte seçim süreci de artık başlamış bulunuyor. Cemaatçi kadrolaşma üzerine yazılan kitapların basılmadan toplatıldığı, YGS sınavındaki şifre skandalı sonrasında yetkililerden gelen birbiriyle tutarsız açıklamaların sadece kadrolaşma yönündeki endişeleri daha da büyüttüğü olabildiğinde kutuplaşmış bir ortamda gidiyoruz seçimlere.

CHP olabildiğince bu kutuplaşmanın kaymağını yemeğe çalışacak, her geçen gün toplumun daha geniş bir kesimini tedirgin eden bu kadrolaşmadan tedirgin kesimlerin yükselen tehdit algısı üzerinden yürüyecek. Bunun dışında diyecek pek bir şeyi olmadığını gerek açıklanan aday listesi gerekse de yavaş yavaş belirginleşen seçim sloganları açıkça ortaya koyuyor. “Herkes için” diyor CHP. Sadece kriz teğet geçti derken bağrından vurulan, ekonomi yüzde 9 büyürken daha da yoksullaşan, sigortasız, güvencesiz çalıştırılan milyonlarca emekçi için değil. Aynı zamanda krizin rantını yiyen, işten çıkarma tehdidiyle işçisinin ücretini kırpan, karşılıksız uzun saatler çalıştıran, iş güvenliğini gözardı eden ve çalışanların krizi olanca yüküyle yaşadığı bir ortamda rekor bilançolar açıklayan sermaye kesimi için de varız diyor CHP. İşsizliğin kol gezdiği bir memlekette işçinin maaşından kesilen işsizlik fonuna göz diken, işten çıkarma maliyetlerinin yükseliğinden yakınan sermaye kesimi için.

John Reed’in Dünyayı Sarsan On Gün kitabını bilmeyeniniz yoktur. Reed’in hemen devrim öncesinde gittiği Rusya’da devrime giden süreci olanca canlılığıyla aktardığı kitabında, akıllara yer etmiş bir diyalog vardır. Bolşevikleri destekleyen bir asker ile Marksist olduğunu söyleyen ama Bolşevikleri Alman ajanlığıyla, onları destekleyen askeri de cahillikle suçlayan bir öğrenci arasında geçmektedir diyalog. Aslına bakılırsa daha çok monolog... Öğrenci Bolşevikleri kardeşlerine karşı silahlanarak Alman çıkarlarına alet olmakla suçladıkça, asker papağan gibi aynı sözcükleri tekrarlar: İki sınıf var. Biri proleterya diğeri burjuvazi. Birine karşı olan diğeriyle beraberdir.

Elbette, sosyo-ekonomik yaşamın tüm karmaşık denklemlerini, çelişkilerini bu basit formülle çözmek her zaman mümkün değildir. Kaldı ki Marksizm de bu denli sığ değildir. Ama kimi zaman, hele ki konu yaratılan artı değerin bölüşümü olduğunda yaşanan çelişki kitaptaki askerin ifade ettiği denli basittir. Son dönemde hükümete yakın çevrelerin çokça kullanageldiği kazan-kazan yaklaşımı burada işlemez. Ya bir taraftasındır ya da diğerinde. Herkesin çıkarlarını koruyacağını öne sürmek, mevcut eşitsizliği sürdürmekten öte anlam taşımaz.
***
OECD’nin 2011 yılı “Bir Bakışta Toplum” raporu geçtiğimiz hafta içerisinde yayınlandı. Rapordaki göstergeler Başbakanın dilinden düşüremediği rekor büyümenin halkın yaşam standartlarına ne oranda yansıdığının da en açık göstergesi. 2009 yılı baz alındığında Türkiye yüzde 14.3 işsizlik oranı ile OECD ülkeleri arasında İspanya’dan sonra en üst sırada bulunuyor. Bebek ölümleri sıralamasında ise binde 17 ile OECD ortalaması olan binde 4.6’nın kat be kat üzerinde yer alarak bir kez daha birinciliği kimseye kaptırmadı. Ortalama yaşam süresinde de durum farklı değil. OECD ortalaması 79.3 yıl iken Türkiye ortalama 73.6 yıl ile lisenin en sonunda yer alıyor. Başbakanın 3 çocuk önerisi böylece anlam kazanıyor. Sağlıklı doğurtamıyoruz, uzun yaşatamıyoruz bari olabildiğince fazla doğurun da işgücünde azalma olmasın diyor anlayacağınız. Zorunlu eğitimde çocuk başına yapılan eğitim harcamasında da Türkiye 1246 dolar ile OECD ortalaması olan 8070 doların çok çok altında, listenin en dibinde. Ülkelerdeki “göreli” yoksulluk oranlarına (medyan gelirin yüzde 50’sinden daha az gelir elde eden nüfusun toplama oranı) bakıldığında, burada da Türkiye yüzde 17 ilk üç içerisinde. ABD’deki yüzde 17.3’lük yoksulluk oranı da ekonomi büyüme ile gelir dağılımın düzeleceği, yoksulluğun azalacağına dair öngörüleri boşa çıkarması açısından oldukça anlamlı. Ne demişler kılavuzu karga olanın... Gelir dağılımına bakıldığında da Türkiye Şili ve Meksika ile birlikte gelir eşitsizliğinin uçurumunun en derin olduğu 3 ülke arasında yer alıyor. Bunca büyüme benim cebime yansımadıysa nereye gitti diyenlere duyurulur.

Ne demişti asker. İki sınıf vardır....

evrensel.net
www.evrensel.net