Sermaye partilerinin sendikacı adayları!


14 Nisan 2011 11:24

Partiler milletvekili adaylarının listelerini verdi ve gördük ki, üç konfederasyonun başkanı üç ayrı partiden; Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu AKP’den, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi CHP’den, Kamu Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız MHP’den “seçilecek sıradan” milletvekili adayı gösterilmişler!

Vatana, millete, sendikal camiaya hayırlı olsun!” da; işçi kime oy verecek; AKP’ye mi, CHP’ye mi yoksa MHP’ye mi?
Ancak çelişkili durum burada bitmiyor. Beterin de beteri var!

Çünkü bu üç konfederasyon başkanının aday olduğu parti listelerinde bütün gelirleri işçiyi sömürmekten gelen patronlar, patron yalakası yüksek devlet bürokratları, hayatlarını işçi düşmanlığı üstüne kuran “uzmanlar” da var. Yani, “Genel başkanımı destekleyeyim” diyerek, Çelebi’nin, Akyıldız’ın ya da Uslu’nun aday olduğu partinin sütununa “evet” mührünü vuran bir emekçi, bu sendikacılarla aynı listede yer alan azılı bir patrona, bir işçi direnişlerine müdahaleyle ünlenen bir polis şefine, işçi düşmanlığında patronunu geride bırakan bir fabrika yöneticisine de oy verecek!

Çünkü bu konfederasyon genel başkanlarının aday oldukları partilerin listeleri; büyük çoğunluğu bizzat patronlar ya da onların avukat, mühendis, iktisatçı, profesör, doktor, serbest meslek vb. çeşitli adlar altındaki temsilcilerinden, sözcülerinden oluşmaktadır. Bu yüzden de “Ben şu kişiye oy vereyim!” diyen her namuslu emekçi, her namuslu vatandaş, istemese de o partilerin o listesindeki hatta bütün listelerindeki patronlara ve uşaklarına oy vermektedir!

Görüldüğü gibi, konfederasyon başkanlarının, “Emekçilerin mücadelesini parlamenter zeminde savunmak üzere milletvekili adayı oldukları”na inansak bile burada açıkça ve bu platformda kalındığında çözülemez iki açık çelişki vardır. 1) Konfederasyon başkanlarının her biri başka partiden aday olarak emekçilere, “Benim aday olduğum partiye oy verin!” çağrısı yapmaktadır ve emekçi bir tek oyunu hangi genel başkanın çağrısına uyarak kullanacağı çelişkisi burada çözümsüzdür. 2) İkinci çelişki de birincisi kadar çözümsüzdür: Emekçi, genel başkanının çağrısına diyelim uydu ve oyunu bu genel başkanlardan birine vermeye karar verdi; oy veren emekçi bu sefer o partinin diğer işçi düşmanı adaylarına oy vermekten kurtulamamaktadır!

Açıktır ki buradaki çelişmenin kaynağı; işçiye “siyasetin dışında sendikacılık” öğüdü veren sendikal bürokrasinin el atından çeşitli sermaye partileriyle iş birliği içinde işçileri yedeklemesine dayanak olan geleneksel sendikacılık anlayışı vardır. Ve bu “siyaset üstü sendikacılık” anlayışı sendikal bürokrasinin kendisini parlamentoya taşıması yanı sıra işçinin, emekçinin sermaye partilerine yedeklenmesi de dayanak oluşturmaktadır. Bu çelişkinin aşılmasının tek doğru yolu ise sendikacıların ve işçilerin sınıfın partisi etrafında birleşmeleridir. Ve tüm işçilerin ve sendikacıların tüm sermaye partilerinin karşısına işçilerin partisiyle çıkmaları, işçilerin kendi partilerinin listelerinden aday olmaları ya da bu seçimlerde olduğu gibi bazı illerden partiyle bazı illerde de bağımsız olarak seçime (adaya ya da oy vererek) katılmaları, yukarıdaki tüm çelişmelerin tek gerçekçi çözümdür.

Kısacası sendikacıların çeşitli sermaye partilerin listelerinden aday olmalarının hiçbir mazereti ve bahanesi olamaz.
Onlar, işçi sınıfı ve emek mücadelesine sermaye partilerini peşine takmanın, işçilerin kafasını karıştırmanın adaylarıdır.
Onlar, konfederasyonlarında da yıllardır, bağlı oldukları sermaye partisinin politikaları doğrultusunda işçileri ve sendikaları istismar etmiş olanlardır.

12 Haziran 2011 seçimin bir özelliği olarak da çıkan Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunun sendikalar bakımından anlamı de ayrıca önem kazanmıştır. Ve sendikaların bu bloku desteklemesinin hem demokrasi mücadelesi hem de sendikal mücadele bakımından önemine önümüzdeki günlerde (gazetemizden çeşitli haber ve yorumların yanı sıra) bu köşeden de çeşitli boyutlarıyla değinilecektir.

evrensel.net
www.evrensel.net