Aynı camide farklı dünyalar


14 Nisan 2011 11:21

“Hep birlikte cuma namazında toplanıyoruz. ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ deniyor. Bu Hadis-i Şerif kimsenin işine gelmiyor. Taşeronlarla, yöneticiler, şefler, müdürler aynı camide. Taşeron işçi Allah’ın evinde yalvarıyor. Kadrolu iş istiyor taşeron işçisi.” Bu sözleri dile getiren Tüvesaş İşçisi ve Marmara İşçi Birliği Derneği Başkanı Recep Uğur. Uğur geçtiğimiz günlerde toplanan Kocaeli İşçi Kurultayı’nda söylüyor bunları. (Evrensel) Bu örnek tek midir? Toplumun ve işçi sınıfının bugünkü yapısına baktığımızda tek örnek olmadığı herhalde kolayca anlaşılır.

Din ve inanç kuşkusuz kişisel bir duygu. Ancak günümüzde gerek bizde, gerekse de diğer ülkelerde dini inanca kişisel bir şey muamelesi yapılmıyor. Büyük sermaye ve onun hizmetindeki hükümetler çeşitli yollardan dini kullanmayı asla terk etmiyorlar. Laikliğin bizdeki uygulanması da işin içine girdiğinde, devletin dini işçi ve emekçiye karşı kullanması, dinin vatandaşın “özel alanı” olarak kalmaması, devlet tarafından yönetilmesi ve kullanılması genel bir hal alıyor.

Büyük sermaye ise sadece bu kadarla yetinmiyor. İşçilerin kendi sınıf çıkarlarına karşı duyarsız kalması, bu dünyanın ücretli kölelik düzenine baş kaldırmaması için, onların önüne sürekli olarak öbür dünyadaki cenneti koyuyor. İşçinin itaatkar olması, kölece bir boyun eğiş içerisinde olması sermaye açısından büyük önem taşıyor. Kuşkusuz bu işler için camiler yeterli değildir. Bin bir bağla sermayenin çıkarlarına bağlanmış kurum ve kuruluşlarda devreye giriyor. İşçilerin örgütlenme ve mücadele merkezleri olan sendikalar, iş birlikçi yöneticiler eliyle sermayeye bağlanıyor ve işçilerin birliğini ve mücadelesini darbeleyen araçlara dönüşebiliyor.

Bu genel tabloyu değiştirmek için bir süredir ileri ve mücadeleci işçiler, namuslu ve sınıfa bağlı sendikacılar ve aydınlar yoğun bir çaba içerisindeler. Onlar, işçilerin kendi kaderlerini kendi ellerine almaları için kurultaylar, konferanslar düzenliyorlar. Kocaeli’de yapılan işçi kurultayı da bu genel çalışmanın bir parçası. Sendikaların işçilerin bir mücadele ve örgütlenme merkezleri olarak yeniden örgütlenmesi için, burada da ısrarlı bir çalışmanın olduğunu işçi basınına yansıyan haberlerden öğreniyoruz.

Kuşkusuz sendikalar işçilerin birliği ve mücadelesi açısından son derece önemli araçlardır. İşçilerin mücadelesinin politik alandaki doğrudan ifadesi ise işçilerin kendilerinin kurduğu ve yönettiği partilerdir. İşçiler kendilerine katılmış aydınlar ve kendi sınıflarının genç unsurları, öğrenci, genç aydınlarla birlikte bu parti ile sermaye düzenine karşı mücadele ediyorlar ve sendikalar da bu mücadelenin önemli yardımcıları olduğu oranda işçi sınıfının kurtuluşu için olumlu bir rol oynayabiliyorlar.

Yaşamakta olduğumuz şu günler bilindiği gibi seçim çalışmaların yürütüldüğü, adayların açıklandığı günler. Eğer yerel düzeyde işçiler ve oranın toplumsal mücadele içerisindeki kurum ve kişileri önceden ciddi bir hazırlık yapabilse, seçimlerde kendi adaylarını belirleyebilseydi kuşkusuz bu çok olumlu ve ileri bir adım olurdu. Ancak bu yapılamadı. Böyle bir eksiklik olmasına karşın, işçi ve emekçilerin partisinin de içerisinde yer aldığı Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku kuruldu ve adaylarını ilan etti.

Bu blok pek çok sanayi ve işçi merkezinde, emekçilerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde bağımsız adaylarla seçimlere giriyor. Adından da anlaşılacağı gibi bu blok, işçi ve emekçilerin ekonomik, siyasal haklarını savunuyor, Kürtlerin ve Türklerin demokrasi ve özgürlük istemlerini dile getiriyor. Bu nedenle ileri ve mücadeleci işçilerin, namuslu aydınların, düzenin geleceklerini kararttığı gençlerin, seçim çalışmalarına aktif olarak katılmaları, seçimler dolayısıyla politikaya daha duyarlı hale gelmekte olan geniş kesimleri sarsıp, uyandırma, mücadeleye çekme ve örgütleme çalışmalarına katılmaları son derece önemli.

Önemi şuradan ileri geliyor; yazının girişindeki ifadeleri hatırlayarak belirtecek olursak, dünyanın birliğini kurmanın, yani bu ve öteki dünya ayrımını ortadan kaldırmanın, yeryüzü ile gökyüzünün çelişkisiz birliğini kurmanın yolu, bu dünyanın katı gerçeklerine, yani emek sermaye çelişkisi ve zıtlığı üzerine kurulmuş düzenin ortadan kaldırılmasından geçiyor. Aynı camide birbirine zıt ve çıkarları karşıt iki dünya varsa, sınıflara bölünmüş bu dünyanın zemini üzerinde yükselen, onun çelişkilerinden beslenen geri düşünceler ve akımlar da olacaktır. Ama işçiler birlik olur, mücadeleye atılır ve örgütlenirse, bu dünyanın temelden ve kökten değişmeye başlayacağını kolayca görebiliriz. Seçim çalışmalarının da işçi sınıfını ve emekçi yığınları sarsıp uyandırmak, mücadeleye çekmek için önemli olanaklar sunduğunu görmek gerekiyor.

evrensel.net
www.evrensel.net