Sevgi öldürür!


18 Şubat 2011 03:20

Hafta başında hem okulların açıldığı güne hem de kandile denk gelen ‘Sevgililer Günü’ için istatistikler açıklandı. Buna göre sevgililer birbirlerini 713 milyon TL kadar seviyor. Türkiye genelinde kredi kartları saniyede 57 adet işlem yaparak rekor kırdı. Sevgililer Günü’nde; sevgimiz kredi kartı ile işlem yapılarak ölçüldüğü  için bu konuda da tarihi bir rekora imza atarak ne kadar sevgi dolu bir ülke olduğumuzu gösterdik. Sevgililer Günü’nün asıl olarak genç kadınları hedef kitlesine koyduğu biliniyor. En çok genç kadınlar Sevgililer Günü için tasarlanan reklamlarda kullanıldı. En çok genç kadınlardan bu günde tüketimin çılgınlığına kapılarak kendilerini kaybetmeleri istendi. Geçen yıl en çok genç kadınlar sevgilileri, eşleri ya da yakın akrabaları tarafından öldürüldü.
Üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş olmasına rağmen Siirt’te yaşanan toplu tecavüz unutulmadı. Nasıl unutulacak? İlköğretim öğrencisi 7 çocuğa içlerinde bürokratlardan öğretmenlere esnafa kadar ne kadar mühim adam varsa hepsinin bulunduğu toplu tecavüzden sonra diğer bölge illerinden de benzer haberler gelmişti. Kürt çocukları tecavüze uğruyordu. Tecavüzcüler orada kamu görevi yapan kişilerdi. Gerektiği gibi yargılandıklarını ceza aldıklarını kim söyleyebilir?
Hüseyin Üzmez davası hâlâ akıllarda...
Daha bir çok çocuk, genç kadın tecavüze uğradı. Kimisi devletten koruma talep etti, onların çağrılarına cevap verilmedi. Kimisi bedenindeki izlerle birlikte saklandı, ruhundaki delikleri göstermemek için. İsmi bilinen ya da bilinmeyen daha onlarca kadın aynı süreci yaşadı ve mağdur oldu.
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker, tüm bunlar yaşanmamış, memlekette tacize tecavüze uğramayan kadın kalmış gibi dekolte giyen kadını tecavüzün sorumlusu ilan etti.  “Bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabii ki erkek suçludur, ama kadının da suçu göz ardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz.” diyerek hem sevgililer günü haftasındaki sevgi gösterilerine hem de yıllardır kadınları mağdurken suçlu gösteren medyaya, yargıya, kısacası devlet babaya uygun bir açıklama yaptı.
Yurt çıkış saatlerini 21.00’e çekerek “O saatten sonra sokakta ne işleri var canım?” diyen, tacize uğrayınca “Dişi köpek kuyruk sallamazsa...” diye başlayan cümleler kuran, “İki yıldır barışmak için uğraşıyordum” diyerek Sevgililer Günü’nde eski sevgilisini öldürenlere artık “Dekolte ve tahrik edici kıyafetler giymiş” diyerek mağduru suçlu yapan yeni bir cümle eklendi. Bu katkılarından dolayı sayın Orhan Çeker’e ilgili merciler tebrik kartları göndermeye başlamışlardır.
Ancak her şeyi bir kenara bırakarak bu zatın bir akademisyen olduğunu, üniversitelerinde bilim yuvası olması gerektiğini düşünürsek genç kadınların sadece sokakta, evde değil akademinin bizatihi içinde ayrımcılığa maruz kaldığını söylemek yanlış mıdır? Bir akademisyen tecavüze uğrayan kadınları suçlu ilan edebilecek kadar rahatsa akademi gerçekten olması gerektiği gibi mi işlemektedir? Üniversiteler kadınlara karşı ayrımcılığın üretildiği ya da gerekçelendirildiği kurumlar mıdır?
Genç kadınların üniversiteye gitme oranının erkeklere göre düşük olduğu, maddi ya da başka sıkıntılar ortaya çıkınca önce genç kadınların eğitiminden vazgeçildiği ülkemizde bilim üreten (ya da üretmesi beklenen) kurumlarda kadınlar hayatın her alanında olduğu gibi ikinci sınıf olmaya devam ediyor. Yurttan akşamları çıkmasına izin verilmiyor, tecavüze uğrayınca “Dekolte giymiştir” deniyor.
O zaman biraz daha yüksek sesle genç kadınların her yerde olduklarını bağırmaları gerekmiyor mu?

evrensel.net
www.evrensel.net