Listeleri bir başka açıdan değerlendirmek-1 Düzen partilerinin listelerinde ne var?


13 Nisan 2011 11:46

Milletvekili aday listelerinin Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) verilmesinden beri, siyasi odakların, gazeteler ve TV kanallarının bu listeler üstünden yaptıkları “analiz”den başka bir konuları yok.

Bu nedenle de ülkenin bunca önemli sorunu ortadayken, bir yanda klasik, listelere konmadıkları için liderlerine sitem eden, yanıp yakılanlar, protesto edenler, öte yanda, bu listelerden “büyük değişim” çıkaran ya da lider sultası üstüne demokrasi dersi veren “siyaset uzmanlarının” oluşturduğu tablo etrafında büyük bir gürültü oluşturulmuş bulunuluyor.

SEÇİM DE NASIL SEÇİM?

Elbette yasama meclisinin seçimi önemli; elbette bu listeler de kendi başına bazı önemli veriler ortaya koyuyorlar. Elbette bu tablo da değerlendirilmeli; elbette lider sultası, adayların geçmişleri ve nitelikleri konuşulmalı. Ama bunlar ancak, ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunlarla bağlantı içinde, yasama meclisi yenilenirken ondan beklenenler dikkate alınarak olmalıdır. Aksi halde söylenenler kendi başına bir doğruluğa sahip olsa da listeler, adaylar, “liderler” tartışması boş bir gevezelik olarak da kalmamakta, gerçeklerin üstünde tortu yığmaya dönüşmektedir.

Seçime iki aydan az bir zaman kalmışken, seçilecek meclisin çözmekle karşı karşıya kalacağı sorunlara şöyle bir göz atmak söylenenleri daha anlaşılır hale getirecektir.

Bu gelişmelerin başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

HALK İSYANLARININ SINIRLARA DAYANDIĞI BİR ZAMAN

1- 14 Ocak 2011’de Tunus’ta patlak verdikten sonra Mısır’a, Libya’ya, yayılan Yemen, Bahreyn, Suudi Arabistan, tüm Arap-İslam dünyasında kendini duyuran halk isyanları Suriye’yi de kapsayarak, Türkiye’nin sınırlarına dayanmıştır. Libya’’ya emperyalist müdahalede halk isyanlarına karşı batı emperyalizminin özellikle de ABD’nin koçbaşı olmayı kabul eden Türkiye, bugün Suriye’ye bir müdahale için de kilit noktadadır. Ve Suriye’de halk isyanının ilerlemesi demek; Ürdün, Lübnan, Filistin, İsrail, Hamas, Hizbullah, İran gibi bölgenin en netameli ilişkilerinin ortasına Türkiye’nin çekilmesi demektir. Süreç adım adım bu doğrultuda ilerlerken, batı emperyalizmi Türkiye’ye, NATO üstünden, bölgede batının çıkarlarının savunulması lanetli rolünü yüklemiştir. Ve ülkeyi yönetenler, AKP Hükümeti ve CHP ve MHP muhalefeti, kendi emperyal hayalleriyle süsledikleri bu rolü yerine getirmeye pek heveslidirler. Libya’ya NATO müdahalesine katılmada gösterdikler ortak çaba bunun en açık işareti olmuştur.

SİVİL İTAATSİZLİĞİ DİKKATE ALMAYAN BİR SEÇİM OLABİLİR Mİ?

2- Kürt sorunu artık, “Çözümsüzlüğün çözüm gibi gösterilmesinin” kabul edilemeyeceği bir aşamaya gelmiştir. Bölgede başlatılan “sivil itaatsizlik” eylemlerine hükümetin ve devletin yanıtı; dinin, tarikatların, şeyhlerin ve imamların devreye sokularak halkın bölünmesinin bir seferberlik hali olarak devreye sokulması olmuştur. Seçim sürecine girilmiş olması bölgedeki siyasi gerilimi daha da artırmıştır ve artıracaktır da. Nitekim geçtiğimiz cuma günü Kürtler, “Hükümetin imamlarının arkasında namaza durmayacaklarını” ilan ederek, Cuma namazlarını camide değil meydanlarda kılmışlardır. Kürt halkı; “Ana dilde eğitim”, “Operasyonlara ve tutuklamalara son verilmesi ve tutuklananların serbest bırakılması”, “Siyasi genel af”, “Seçimde yüzde 10 barajının kaldırılması” gibi taleplerle ayaktadırlar. Hükümet ve sermaye partileri Kürtlerin bu en acil talepleri karşısında birleşmiş; MGK’yı da arkalarına alarak sorunu; dinden askere, aşiretlerden sermayeye her gücü ve imkanı kullanarak ezmeyi amaç edinmişlerdir.

ÖZGÜRLÜKLERİ SAVUNMANIN ÖNEMİ DAHA DA ARTMIŞTIR

3- AKP Hükümeti, özgürlük ve demokrasiyi sadece kendi işine yaradığında (kendine Müslüman) kabul etme çizgisini de aşarak; kendisine yönelik olduğunu düşündüğü her talebi, ve mücadeleyi “komplo”, “provokasyon”, “Ergenekon bağlantılı bir fesat hareketi” olarak gören bir çizgiye evrilmiştir. Öyle ki AKP zihniyeti baskıların boyutunu, henüz basılmamış kitapların toplatılmasına kadar vardırmıştır. Bu açıdan özgürlüklerin en temeli olan basın özgürlüğünden başlayarak; sendika seçme ve sendikalı olma özgülüğü, grev hakkı,.. gibi geniş yığınları ilgilendiren özgürlükler; fiilen de baskı altındadır. Dahası AKP, artık kimsenin savunmadığı Anayasayı kendi anayasası olarak yeniden yazmaya, “başkanlık sistemi”ni anayasaya sokmaya hazırlanmaktadır.

4- İşçiler, kamu emekçileri, emekliler, üretici köylülük, kadınlar, gençler, Kürtler, Aleviler, doğanın, tarihin ve kültürel değerlerin yağmalanmasına karşı duran kır ve kentlerin emekçileri, aydınları, sanatçıları, barınma talebi içindeki kent yoksulları gidişattan hoşnutsuzdurlar. Sermaye partileri bu hoşnutsuzlukları sadece istismar ederek bugüne gelmişler; başarı ve başarısızlıklarını bu istismar üstünden değerlendirmektedirler.

DÜZEN PARTİLERİ NEYİ ÇÖZECEKTİR?

Vekillerin listelere girmesinin demokratik mi antidemokratik biçimde mi hazırlandığı, kimin altının kimin üstünün çizildiği, kimin kimi tasfiye ettiği, kadın sayısını azlığı çokluğu, dünkü parlamento ile yarınki parlamentonun farkının olup olmayacağı ancak yukarıda ifade edilen, ülkenin en acil sorunlarını çözüp çözemeyeceği üstünden tartıldığında anlaşılabilir. Hele yukarıda ifade edilen başlıca talepler ve ülkenin acil sorunlarını çözümü dayatması dikkate alındığında, bu sorunların çözümüne uygun bir programa ve milletvekili bileşenine sahip olmayan partilerin adayların üstünden tartışmak, bu adayların nasıl seçildiği, kimin seçilip kimin seçilmediği elbette anlaşılmazdır.

Eğer seçime katılan güçler düzen partilerinden ibaret olsaydı, elbette böyle bir seçimin yapılıp yapılmamasının da önemi olmazdı. Ancak Türkiye’de bugün başka güçler de seçime girmektedir. Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku bu seçimlere katılan, Türkiye’nin yukarıda sözü edilen başlıca sorunlarının çözümünü bir yola sokacak bir zemin üstünde hareket ederek seçime girmektedir. Ve asıl tartışılması ve anlamlandırılması gereken de blok güçleridir. Ki buna da yarın değineceğiz.

evrensel.net
www.evrensel.net