Akdeniz’e gömülen umutlar


13 Nisan 2011 11:44

Son aylarda Kuzey Afrika ülkelerinden Avrupa’ya doğru umuda yolculuğa çıkan sığınmacıların ilk “uğrak yeri” olarak dünya basınında adından sıkça söz ettiren Lampedusa Adası’ndan yine ölüm haberleri geliyor. Akdeniz’in ortasında İtalya, Malta, Tunus ve Libya kavşağında bulunan bu küçük ada, Libya ve Tunus üzerinden Malta ya da İtalya’ya ulaşmak isteyenler için adeta can simidi. Ama, çoğu zaman can simidine ulaşmadan can veren yoksul hayatlar insanın yüreğini burkuyor. En son yaşanan trajedide 250 kişi bir anda Akdeniz’in sularına gömüldü.

Kuzey Afrika ülkelerinde patlayan isyanlar ve ardından Libya’ya yönelik askeri  müdahaleden sonra, Lampedusa üzerinden Avrupa’ya ulaşmak isteyen sığınmacıların sayısında hızlı bir artış oldu. Alman basınında yer alan haberlere göre Ocak ayından bu yana İtalya’ya Lampedusa Adası üzerinden 26 bin sığınmacı ulaştı ve İtalya Devleti gelen göçmenleri “ekonomik sığınmacı” olarak niteleyerek politik sığınma hakkı tanımaya yanaşmıyor. Özellikle de Tunus’tan gelen sığınmacıların çoğu en kısa zamanda geri gönderiliyor. Belirtmek gerekiyor ki; Avrupa tarafından yıllardır desteklenen Kuzey Afrika’nın diktatörlerine anlaşmalı olarak, sığınmacılara geçit verilmemesi için bekçilik görevi verilmişti. Avrupa Birliği (AB) onlara askeri ve ekonomik yardımda bulunacak, onlar da Afrika’nın iç bölgelerinden yola çıkarak Avrupa’ya ulaşmak isteyenleri engelleyecekti...

Bugüne kadar uyumlu süren bu anlaşma, en azından Tunus ve Libya’da işlevsiz kalmışa benziyor.

Böylece, İtalya ve Malta’ya doğru artan mülteci akını bir taraftan AB ülkelerinin yeni önlemler almasına neden olurken, diğer taraftan ülkeler arasındaki sorunlarda ve ilişkilerde mültecilerin malzeme olarak kullanılması gündeme geldi. Lampedusa Adası’nın bağlı olduğu İtalya, şimdi diğer AB üyesi ülkelerden daha fazla maddi taviz koparmak için 26 bin mülteciyi şantaj unsuru olarak kullanıyor. Almanya ve Fransa başta olmak üzere, AB ülkelerini mültecilerle tehdit eden İtalya hükümeti, AB fonlarından gerekli maddi yardımların yapılmaması durumunda sığınmacılara süreli Schengen vizesi vereceğini, böylece sığınmacıların istedikleri ülkelere yolculuk yapma olanağı yaratacağını açıkladı.

Başbakan Silvio Berlusconi, biraz da İtalyan halkı içindeki korku ve endişeleri körüklemek, böylece izlemiş olduğu sağcı politikaya malzeme toplamak için ülkesine gelen sığınmacıları “insan tsunamisi”ne benzetecek kadar gelişmeleri abarttı.

İtalya’nın yardım çağrısına diğer ülkeler şimdilik kulak tıkıyor. Ancak; Berlusconi’nin baskıyı artırmak için bir kısım sığınmacıya sembolik düzeyde de olsa geçici oturumu içeren Schengen vizesi dağıtması sürpriz olmayacaktır. Bu durum en çok da İtalya ile sınırı bulunan Almanya, Fransa ve Avusturya’yı rahatsız etmiş durumda. Almanya başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinin Kuzey Avrupa’dan gelen sığınmacılara kapıları kapatması, haftalardır sözde insani yardım adına Libya’ya karşı seferber olan Avrupalıların gayri insani yüzünü bir kez daha göstermiş oldu.

Afrika Avrupa arasında en son yaşanan trajedi, 250 kişinin öldüğü tekne kazası oldu. Akdeniz’de yaşanan mülteci ölümlerine yıllardır seyirce kalan AB ülkeleri ise, “çare olarak” mültecileri Libya, Tunus gibi ülkelerde daha yola çıkmadan durdurmakta buluyor. AB İçişleri Bakanları Konferansında bugüne kadar bu yönde izlenen politikalar bir adım daha ileriye götürülerek, AB bandıralı gemilerin söz konusu ülkelerin limanlarını kontrol etmesi, Avrupa’ya doğru yola çıkan tekneleri hemen geri çevirmesi yönünde karar aldı.

Bu girişim aynı zamanda Avrupa’ya ulaşarak sığınma talebinde bulunma hakkının da fiilen ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Uzunca bir süredir sınırları koruma ajansı Frontex aracılığıyla AB’nin kapılarını iyice kapatmaya çalışan AB, Kuzey Afrika’daki olaylarla birlikte bu yönde attığı adımları biraz daha ilerletmenin niyetinde. Bu aynı zamanda son yıllarda izlenen sığınmacı, göçmen politikanın da bir devamı niteliğinde.

Hiç şüphesiz, bugün İtalya’da insanlık dışı koşullarda bekletilen 26 bin kadar sığınmacının bütün AB içinde dağıtılması durumunda her bir ülkeye düşen miktarın fazla bir şeyi ifade etmeyeceği açıktır. Ama, AB egemenleri Afrikalı yoksulların içine sürüklendiği bu dram ve trajediye insanı bir çözüm bulma yerine, polisiye önlemlerle, sınırlara set çekmekle çözeceğini sanıyor.

Bu yolla bir çözümün bulunması mümkün değildir. Çünkü insanları kendi yerlerini ve yurtlarını terk etmeye, ölümü göze alarak umuda yolculuğa çıkmaya zorlayan nedenler ortadan kaldırılmadıkça, göçü engellemek mümkün görünmüyor.

evrensel.net
www.evrensel.net