Barış sorunu ve Öcalan’ın yol haritası üzerine düşünceler(2)


13 Nisan 2011 11:42

Abdullah Öcalan, “Yol Haritası”ında, hem Türkiye’nin demokratikleşmesiyle ilgili düşüncelerini sergiliyor hem de barışın eylemsel (fiili olarak) nasıl sağlanacağına dair düşünceler açıklıyor.

Öcalan bir realite. Başka realite-ler de var kuşkusuz. Öcalan, bu realite-lerin de farkında olduğunu gösteren analizde bulunuyor. Bu önemli. Mesela, farklı ulusal ya da etnik kökenlerden, dinler, diller, siyasi görüşlerden ve inançlardan insanlar bir realite. O nedenle, barış sorununu demokrasi ve insan hakları ve özgürlükleri çerçevesinde düşünmek ve öyle hareket etmek realiteye de uygun düşünmek demek. Realite, Türkiye toplumunun çoğulcu etnik, dinsel, dilsel ve kültürel dokusudur.

Yol haritasında, Öcalan’ın kavramlar üzerinde çalıştığını ve yoğunlaştığını görebiliyoruz. Kavramlara yoğunlaşması, kavramlar üretmeye ve anlam vermeye yöneltiyor kendisini. Ben bir yazımda, demokratik özerklik söz konusu olduğunda fikir olarak desteklediğimi ama kavramların felsefenin işi olduğunu, siyasetin fonksiyonlarla ilgilendiğini yazmıştım. Demokratik özerklik projesini sunanların kullandığı ”Öz savunma gücü” hatalı  bir kavramlaştırmaydı. Öyle anlaşılıyor ki, 11 yıl öncesine göre Öcalan daha fazla üretmeye, düşünmeye ve dikkatli bir dil kullanmaya yönelmiş. Doğrusu, “görüşme notları”nı sürekli izleyenler bu gelişmeyi gözlemlemekte zorlanmıyorlardı. İnsan beyni dinamik. Öcalan Yol Haritası’nın büyük bir kısmında tarihe, ulus anlayışına, ulus devlet eleştirisine, demokrasi ve anayasa anlayışlarına, Selçuklu,Osmanlı ve Cumhuriyetin çeşitli dönemlerine dair değerlendirmelerde bulunmaktadır. Çok belirgin bir biçimde devlet merkezli değil toplum merkezli bakış açısını geliştirmeye çalıştığı görülmektedir. Bunu kendisi de ifade etmekte. Ne kadar temellendirileceğini zaman gösterecek. Cümlelerdeki vurgu genellikle bireye, topluma, halklara yönelik.
Kürt sorununun çözümüne dair düşüncelerini açıkladığı dördüncü bölümde, bir soru sorulmaktadır: “Kürtlerin devleti sorunu çözer mi?”

Öcalan bu soruya tarihsel arka plandan başlayarak yaptığı analiz sonunda olumsuz  yanıt verir. Nihayet bugüne gelir ve İmralı sürecini, “İmralı’da dört katmanlı savunma süreci yaşadım” şeklinde tanımlar. Öcalan, 1984-2009 dönemini “hakikatler savaşı” olarak  nitelemekte ve değerlendirmektedir. Bu dönem “gerçeklerin serimlendiği dönemdir” der. Şöyle devam eder:
”Kürtlerin varlığını kanıtlamada, geçen çeyrek yüzyıl belirleyici olmuştur. Varlığının ulus-devletle taçlandırılması ilk dönem PKK’sinin hedeflerindendi. Fakat dönem sonlarında bu tacın hiç de gerekli olmadığı, bilakis yeni sorunların kaynağı olabileceği yüzlerce deneyimden öğrenildikçe, toplumun demokratik siyasi oluşumu daha anlamlı ve çözümleyici olmuştur.”

Öcalan çözümün mümkün ve olanaklı olduğunu düşünmektedir. Bunu aşağıdaki paragrafta olduğu gibi, anlaşılır bir biçimde izah eder.
”Cumhuriyetin kendi demokratik modelini oluşturma potansiyeli vardır. Yaşanılan uygarlıkların zengin mirasına sahip çıkılır ve bin yıllık kardeşliğin ve ümmet olmanın verdiği birlik ruhuna layık olunursa, bu potansiyel sadece kendi modelini sunmakla kalmayacak, tüm bölgenin talihsiz halklarına da örnek teşkil edecektir. Kürt sorununun çözüm arayışı, demokratik bir modeli olası ve kaçınılmaz kılmaktadır.”

Öcalan, Kürt sorununun çözümü konusunda esas olarak üç tür yaklaşım bulunduğunu söyler. Buna göre, birinci yaklaşım, kapitalist modernitenin imhacı yaklaşımı, ikincisi batı hegemonyacılığının federalist yaklaşımı ve nihayet kendilerinin önerdiği demokratik ulus çözümüdür. Demokratik ulus çözümü konusunda 9 ilkeyi sayar. Bunlar, “demokratik ulus, ortak vatan, demokratik cumhuriyet, demokratik anayasa, bireysel ve kolektif hakların ayrılmazlığı, ideolojik bağımsızlık ve özgürlük, tarihsellik ve şimdilik, ahlak ve vicdan ve demokrasilerin öz savunması” şeklindeki ilkesel yaklaşımlardır. Öcalan bunlara “ilkesel yaklaşım” demektedir ve geliştirilmeye açık olduğunu da söylemektedir. Öcalan’ının biraz önceki alıntıda ifade edilen “ümmet” ile neyi kastettiği, demokrasilerde “öz savunma” ile içeriği bakımından ve kurumlaşma bakımından ne düşündüğü açıklanmaya muhtaç konular olmaktadır. Öcalan, vatandaşlık konusunda da “Türkiye halkı” nitelemesinin öne çıkmasını önermektedir. Bu nitelemenin kapsayıcılığına dikkat çekmektedir. KCK’ya dair düşüncelerini açıkladığı bölümde KCK’nın Türkiye Cumhuriyeti tarzında ya da onun alternatifi olarak düşünülmemesi gerektiğini ifade etmektedir. KCK sisteminin ekonomik, sosyal, güvenlik ve diplomatik boyutuna dikkat çekmektedir.

evrensel.net
www.evrensel.net