Kulak verilmeyi bekleyen ses


01 Kasım 2012 13:14

Şehirde katliam başlamış. Eve sığınmışlar. Kapı çalıyor, başka çare yok, korka korka açıyorlar. Kurtulmak için “Biz de müslümanız” diyorlar, Kuran okuyorlar. Saldırganlar orada durmuyor. “Sen de bizimle geleceksin o zaman” diyorlar. Alevi öldüren cennetlik çünkü.
Bir halk nasıl böyle düşman olur, komşusunun derdini duymaz olur, birbirini vurmakla kendini cennetlik sayar, en tepeden ayrılık nasıl her yana yayılır, bir iki konuşmayla kapanacak konular değil. Bu Maraş’ta yaşanmış, biz Babamın Sesi filminde dinliyoruz ama ne o geçmişin hakkı verilmiş, ne bugün o yaşananların tekrar edilmeyeceğine güvenmek mümkün. Yani, Babamın Sesi kolay bir film değil. Sadece kolay filmleri hak ettiğini düşünenlere geçmiş olsun.
İki Dil Bir Bavul ekibinin yeni filmi, ilkokulda gelecek üstüne düşünmekten, bekleyerek geçmişi hatırlamaya doğru yöneliyor. Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarıyla Kürtçe bilmeyen yeni mezun öğretmenlerinin bir zor yılı, bir bavula sığıyordu. Sırada kasetler var. Baba Mustafa, gurbete işçi olarak çalışmaya gitmiş. Doğan ailesinin çocukları babanın yokluğunda büyümüş, onun sesiyle. Basê, kocasının gönderdiği kasetleri hala dinliyor. Evdeki her tıkırtıya “Hasan?” diye sesleniyor, telefonlarla Hasan’mış gibi konuşuyor. Büyük oğlu Hasan dağa, küçük oğlu Mehmet Diyarbakır’a gitmiş. Basê ise Maraş’taki evinden ayrılmıyor. Yalnız gibi duruyor ama değil, çocukları var. Sessiz gibi ama değil, kasetler var. Umutsuz değil umutla bekliyor.
Filmin ağır temposu, bir resim yapar gibi Basê’yi izleyen kamerası, tüm hayatları birbirine bağlayan bir çerçeve işlevi gören sesleri, güçlü dramatik yapının bazı bileşenleri. Ekip belgesel kökenli, İki Dil Bir Bavul’un bir yönetmeni Orhan Eskiköy, bu filmin de yönetmenlerinden. Diğeri Özgür Doğan, yapımcısı. Babamın Sesi’nin diğer yönetmeni Zeynel Doğan, anlatılanları yaşayan aileden, filmin oyuncusu ve öykünün kahramanı da. Belgesel öğelerine bolca rastlamak mümkün tabii ve belki, birden anlatılmaya başlayan anılar gibi kurmacanın aksadığı yerlere, ama başından sonuna tıkır tıkır işleyen sıkı bir anlatımı var filmin. Durağanlığına aldanıp “Sanat filmi yapmaya çalışmışlar” diye düşünmek, filmin unutmaya direnişini anlamamakla mümkün. Bu bir ailenin hem geçmişe, hem bugüne ait öyküsünü kapsayan bir bekleyişin filmi çünkü. Belki seyircinin çoğuna tanıdık gelecek ama elbette fazlasıyla anlatılmayı hak eden meseleleri tekrarlar gibi değil, tüyler ürperten bir çarpıcılıkla anlatmak, kuvvetli bir sinema gerektiriyor. Babamın Sesi bunun altından kalktı kalkmasına. Sırf meselesinden dolayı alkışlanıyormuş gibi yorumlarsa, aslında filmin hayatın neresine denk geldiğini göremeyenlerin, sadece simgesel pozlarla bildik formülleri tanıyabilenlerin işi olmalı. Basê’nin umudunu onunla hissetmek, babanın sesinin ardındaki beklentiyi duymak, herkesin harcı olsa zaten ne bu filme gerek olurdu, ne de havanın kurşun gibi ağır olmasına.
İki Dil Bir Bavul’un çocuklarına sempatiyle yaklaşan kimileri, Babamın Sesi’nde Alevilerin, Kürtlerin yaşadığı ayrımcılıkları en derinden hisseden bir tek ailenin yaşadıklarını görmeye tahammül edemiyor olabilir. Görmek istemeyince, o dili yasaklanan çocuğun yarın dağa çıkan gençten farklı olmadığını da görmez insan. Yok der. Sesini duyurmak için ölmeyi göze alırlar, duymayan yine duymaz. Başkasının derdine de, sözüne de, ölümüne de kulağını tıkar bazısı.
Babamın Sesi bugün vizyona giriyor. Ve sessizleştirilenler diyarında, kulak verilmeyi bekliyor.

evrensel.net
www.evrensel.net