25 Ekim 2012 16:06

Din, devlet ve aile

Paylaş

Din, devlet ve aile muhafazakarlığın üç temel direğidir. Dini inançlara güçlü bir bağlılık, devletin korunmasının ve çıkarlarının önde tutulması, çoğu durumda devleti “baba” olarak görme anlayışı, dini ve devleti ayakta tutan en küçük toplumsal birim olarak ailenin korunmasındaki titizlik muhafazarlığın temel bileşenleri sayılmaktadır. Başbakan Erdoğan ve liderliğindeki AKP Hükümeti de sık sık bu “üç temel direğe” vurgu yapmaktadır.
Peki ama muhafazakarlığı tartışmasız olan AKP Hükümeti’nin yönettiği Türkiye’de bu “üç temel direk” ne durumda? Hükümet ve AKP sözcüleri sıklıkla dini değerlere göndermeler yapmakta, hatta “dindar bir nesil” yetiştirme iddiasında olduklarını ifade etmektedirler. Ancak onlar dini, politik çıkarların emri altına sokmuş durumdadırlar. İnanan insanın dinine içtenlikle ve çıkar gözetmeden bağlılığı, onların elinde “mücahitlerin müteahhit olmasına” geniş bir kapı açmıştır. Din artık ticaret ve kâr için önemli bir referanstır.
Elbette bu kadar da değil. Din, emperyalist büyük devletlerin İslam ülkelerindeki çıkarlarının bekçiliğine alet edilmektedir. AKP ve Müslüman Kardeşler denilen çizgi, “ılımlı İslam” bayrağı altında Batılı emperyalistlerin ve özellikle de ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının savunulmasını üstlenmişler, İslam ülkelerinde neo-liberal politikaların bayraktarlığına soyunmuşlardır. Kısacası din içten inanan müslümanları uyutmanın, Kabe olarak Washington’u seçmenin aracı olarak kullanılmaktadır.
Din böyle de devlet farklı mı? AKP Hükümeti’nin yönettiği devlet içeride özelleştirmelerden, ülkenin tüm değerli varlıklarının satılmasına, emperyalist tekellerin yağmasının örgütlenmesine, onlarla birlikte yerli büyük burjuvazinin soygunlarının yaygınlaşmasına kadar bütün soygun politikalarına aracılık etmektedir. Dışarıdaki ve içerideki büyük sermayenin çıkarlarının ifadesi olan bu vahşi kapitalist uygulamalar, zengin müslümanların çıkarlarını garanti altına almakta, yoksul müslümanları ise ezerek, onların sesini, soluğunu kesmektedir. Son olarak Libya, Suriye örneklerinde görüldüğü gibi dinin hizmetine koşulmuş devlet politikaları komşu müslüman halklara kan ve zulüm getirmektedir.
Açıkçası din ve inançlar parayla değiş tokuş edilmiş, devlet uşaklaştırılmıştır. Bunun anlamı bu iki “kutsal değerin” satılmasıdır. Ailenin durumu ise daha da kötüdür. Başbakan sıklıkla üç çocuk istemekte, aileye ne kadar önem verdiklerinden dem vurmaktadır. Bugün milyonlarca emekçi asgari ücretle, ya da onun altında bir ücretle çalışmaktadır. İş saatleri patronların keyfine terkedilmiştir. Dini değerlere bağlı pek çok emekçi ailesinde anneler ve babalar çocukları ile bir araya gelememektedir. Pek çok durumda anne ve baba birbirleriyle yazışarak anlaşmakta, ailenin bireyleri birbirlerinin yüzüne hasret kalmaktadır. Öyle anlaşılmaktadır ki, Başbakan Erdoğan üç çocuğu patronlara ucuz iş gücü olarak hazırlansınlar diye istemektedir.
Din, devlet ve aile büyük devletlerin, onların dev kapitalist tekellerinin, onlarla işbirliği halindeki yerli holdinglerin çıkarları için hizmete koşulmuş, bu durumun dış politikaya yansıması ise, komşu müslüman halklara karşı yıkım ve zulüm politikalarının gönüllü uşağı olmak olmuştur. Zaten muhafazakar ideoloji denilen ideolojinin doğal sonuçları budur, bunda şaşılacak ne var denilebilir. Ancak bugün seçmenlerin yarısı AKP’ye oy vermektedir. Sadece bu durum bile bu konuların hem önemini, hem de kitlelerin aydınlatılmasının önemini orta yere getirmektedir. Bu hükümetin kutsal bilinen her şeyi çürüttüğünü, bunları ikiyüzlüce kullandığını görmek, göstermek gerekiyor. Çözüm ise kutsallığın yeniden inşasında değil, sömürüsüz, savaşsız, kardeşçe yaşanılacak bir dünya kurmaktadır.

evrensel.net
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa