Lazkiye ve Deraa’nın öyküsü


11 Nisan 2011 10:57

Son Cuma protesto gösterileri ile gündeme gelen Lazkiye, Alevi, Sünni ve Hıristiyan Arapların, Ermenilerin, Türkmenlerin ve Kürtlerin yaşadığı kozmopolit bir Doğu Akdeniz kenti. Dolayısıyla toplumlar arası hassas dengeleri bağrında taşımakta.

Eğer becerilebilirse, oluşturulması planlanan 22 devletli Arap Parlamentosunun merkezi olacak ilerde.
Aynı zamanda Lazkiye’nin Kırdaha ilçesi, baba ve oğul Esad’ın kenti...

Lazkiye’de ortaya çıkan olaylar bu özeliklerle de ilgili olarak özelde Suriye’nin genelde dünyanın ilgisini çekmektedir. Beşşar Esad’ın doğduğu yer olması, tarih süreci içinde özellikle eli kanlı terör örgütü Müslüman Kardeşlerin 1980’li yıllarda inanç ayrımı üzerine yaptığı katliamların bilinçaltındaki izleri nedeniyle kırılgan bir kent olarak da tanımlanabilir.
Özgün yapısıyla Lazkiye, Suriye’de adı ortaya çıkan Deraa’dan sonra ikinci sorunlu kent olarak öne çıktı. Lazkiye, tarihinin her döneminde Alevi-Sünni gerginliğinin en kırılgan noktası olarak ortaya çıkmıştı.

1 Nisan 2011 Cuma günü 300 kişinin katıldığı gösteri, Lazkiye’de izleyen bir gözlemcinin anlatımına göre, polis müdahalesi olmadan yapılan barışçıl gösteriyle, iş ve hürriyet sloganları eşliğinde noktalanmış.

Ancak, olaylar süreç içinde dalga dalga büyüyerek, Lazkiye olaylarına Alevi-Sünni çatışması imajı vermeye başladı. Gençlerin sokak çatışması taş, sopa gibi basit mahalle kavgası araçlarıyla yürürken, tek taraflı olarak Alevi inancına yapılan küfürler, protestoların bu şehirde belirgin bir kin ve intikam duygularını açığa vuruyordu.

Esad yönetimi, “Baas ve Cephe yapılanması aracılığıyla, “Halkı, ülkeyi dış müdahale ve komplolardan, provokatif eylemlerden, kamu mülkiyetine zarar verecek kimliği belirsiz kundaklama eylemlerinden korumak üzere ‘Silahlı Halk komiteleri’ oluşturarak korumaya çağırdı.” Bu bir anlamda bir çeşit milis gücünün varlığını ortaya çıkardı. Ülkenin dört bir köşesinde mahalleler ve sokaklar silahlı milis ve kurduğu barikatlarla koruma altına alındı.

8 Nisan Cuma günü, gece geç saatte Lazkiye’de ortaya çıkan gerginlik, geri çekilmiş halk komitelerinin bir daha spontan olarak silahlarıyla her köşeyi, her sokak ve yolu tutmaya yöneltti.

“Deraa kenti ise, gerginliğini sürdürmesine karşın, sakinleşerek, taleplerine güvendikleri en yetkili kişi sıfatıyla Beşşar Esad’a iletmeyi uygun buldu. Derhal, talep listesinin Cumhurbaşkanlığınca alındığı ve yerine hızla getirileceği açıklaması yapıldı.”

Suriye olgusunu en iyi bilen kişilerden biri olan Mihraç Ural, “Deraa halkının haklı talepleri, hangi olayların ardından gelirse gelsin, kim bu olayların nasıl kullanırsa kullansın sonuçta, Suriye halkının “devletle” yüz yüze geldiği bir olay olarak, halkın devlet karşısında her zamanki haklı konumuna sahipti” diyor. “Deraa olayları, 15 Mart 2011 de başladı. Deraa, Pandoranın kutusunu açtı.”

“Devlet Deraa’da ciddi hatalar işledi ve bunun sorumluları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle görevden alındı. Olayları araştırma komitesi kurularak görevine başladı; komite Deraa yöresinden Suriye’nin en güvenilir hukukçularından Dr. İbrahim Deraji başkanlığında çalışmalarına başladı. 9 Nisan 2011 itibariyle Deraa Valisi Faysal Kelsum ve Siyasi Şube Başkanı Atıf Necip olaylarda sorumlulukları dolaysıyla mahkemeye sevk edildiği açıklandı.” Lazkiye kenti Türkiye sınırına yakınken, Deraa en güneyde Ürdün ve İsrail’e sınır bir kent. Suriye’nin denetlenmesi en güç kaçakçılık alanlarından biri… Aşiret yapısı güçlü ve kaçakçılık çok eski bir gelenek. Bu olgular, “komplo” paranoyasını da güçlendiriyor. “Deraa, büyük Arap aşiretlerinin kentidir. Aşiret algısı ağırlıklı olarak toplumdu yerini almaktadır. Yakın bir dönemde meraların paylaşılmasında ortaya çıkan çatışmalar onlarca, insanın ölümüyle sonuçlanmıştı. Devlet çoğu kez, bu çatışmalara en son, o da tarafları barıştırmak için gelirdi. Baas rejimi yarım asırlık hakimiyetine karşın, üstelik bu bölgede temel kadrolar yetiştirmiş olmasına karşın bu aşiret mantığı hâlâ egemen akıldır; kültürel değişim, siyasi ya da ekonomik değişimle at başı yürümediği gerçeği bu şehrin tipik bir özelliği olarak sürmektedir. Aşiret mantığının kan töresi burada da kendini siyasi taleplerle ifade etmekte gecikmedi. Bu süreç özellikle yurt dışında yaşayan muhalif Deraa’lıların etkin çabasıyla tırmandırıldı; Ürdün üzerinden sağlanan lojistik destek de, devletin güvenlik güçlerini pasifize etti.”

Otoriter rejimler bir gün öyle bir noktaya gelirler ki, reform yapmadan ayakta kalmaları olanaksız olur. Ama reformlardan sonra da hiç ayakta kalamazlar. Ama reformlar en azından daha az kayıpla geçiş sürecinin tamamlanmasına olanak sağlar. İspanya, Portekiz ya da Doğu Avrupa’da olduğu gibi.

Neden Almanya’daki Sol Parti gibi, Suriye de Baas Partisine de yer olan, çoğulcu bir demokrasi olmasın. Korkunun ecele faydası yok. Bay Erdoğan bundan kendisine ders çıkarmalı.

evrensel.net
www.evrensel.net