Parlamento bileşimi üzerine


10 Nisan 2011 11:13

Milletvekili adaylarının saptanması için siyasi partilerin hummalı çalışmasını ciddi bir zaman kaybı olarak görüyorum. Çünkü, varolan koşullar ortamında bu kadar çok sayıda milletvekilinin parlamentoda bulunmasını hem bütçeye yük hem de gerçek demokrasiye aykırı buluyorum. Bu saptamalarım ne parlamenter sisteme ne de seçilmiş ve seçilecek parlamenterlere yönelik saygısızlıktır; böyle bir niyetim söz konusu olmayıp, sadece fikir jimnastiği yapıyorum.

Birinci olumsuz nokta, milletvekili aday adaylarının akıbetinin parti başkanının himmetine kalmış olmasıdır. Hal böyle olunca, parlamentoya girebilmek için olduğu kadar, bir sonraki seçimde de yerini koruyabilmek için parti başkanına kul köle olmak kader haline geliyor. Böyle bir tablo içinde parlamentoda alınan kararlarda sayı hesabı anlamını yitiriyor. Belki bunun tek istisnasını, Körfez operasyonunda ABD askerlerinin Türkiye’den Irak’a girmesi konusundaki karar oluşturmaktadır. Kaldı ki, böyle bir kararda da parlamenterler sadece Türkiye’nin dünya siyasetindeki gururunu değil, aynı zamanda, maalesef, parti liderinin emelini de toplum nezdinde aklamış oldu. Hani, insanın aklına, keşke aklamamış olsaydı da, bugünleri görmek kısmet olmasaydı, demesi geliyor!  

Grup halinde hareket eden parlamenterlerin parti liderlerinin kaprisini kurtarması siyaseten vahim bir hadise olduğu kadar, adeta suçun gruba yayılmasıyla, kararları kişisellikten çıkarıp, toplumsallaştırma eğilimiyle kişisel hırs ve kaprisleri de perdelemektedir. Doğaldır ki, bu süreç içinde bizzat parlamenterlerin de kişilikleri ve gururları rencide edilmektedir. Ancak ne hikmetse, birkaç istisna hariç, hiçbir parlamenterin parti kararına açıkça itiraz ederek, hiç değilse, kendi grubu içinde demokrasi anlayışını pekiştirerek ülke yararını koruduğuna tanık olmadık!

Grup toplantılarına baktığımızda, başkan gelince askeri disiplinle ayağa kalkma, başkan selamlayıp, oturma işareti vermeden oturmama geleneğini(!) beni parlamentoda temsil yetkisini kazanmış olan bir kişiye yakıştıramıyorum. Zira, o kişinin sorumluluğu parti başkanına karşı değil, bana karşıdır!

Basın mensupları, örneğin erken seçim olacak mı gibi, kararın parlamentoda olduğu bir konuda, Başbakana soru yönelttiğinde, “kişisel fikrim erken seçim tercihi yönünde değildir, ancak bu karar parlamentoya aittir” şeklinde daha nazik bir yanıt yerine, hiç tereddütsüz, erken seçim olmayacak türünde bir yanıt, bilinçaltında parti liderlerinin parlamento olgusunu algılama biçimini yansıtmaktadır. Nitekim, son dönemlerde parti başkanlarının ve parti ileri gelenlerinin Meclis Başkanı konumundaki üst düzey parlamenterlere açık ve özel alanlarda nasıl tavırlar sergilediğini üzülerek görmüş olduk!

Parlamentoya girme yarışı konusunda, son dönem adaylarının parlamenter görevleri nasıl algıladıkları yönünde basına yansımış ifade ve yorumları da burada zikretmek küçültücü olacağından, bu tür davranışları hiç küçümsemeden analizin bir yerine iliştirmek kaydıyla, ciddi parlamenter davranışı olarak değil de, kişisel yanlışlıklar olarak kaydederek geçmek istiyorum. Aynı şekilde, aday saptamasında liderler kontenjanından adaylıklar, tarikat, aşiret ya da oy potansiyeli arayışları gibi hizmete yatkınlık yerine oy tabanı, liyakat yerine sadakat arayış ve yaklaşımları siyasete nitelik katmadan, tam tersine liderin diktatörlük egosunu kışkırtıcı usuller olarak görülür.

Hal böyle olunca önerim şudur. Partiler teşkilatlansın ve çok ciddi “Araştırma ve Proje Geliştirme” gibi alt örgütleri olsun, örgüt içinde tartışmalarını yapsın ve halkın karşısına programları ile çıkarak oy yarışması yaşansın. Parlamentoya girmeye hak kazanan partilerin (tabi ki böylesi bariyer barajı ile değil!) liderleri oy oranları ile parlamentoda yer alsın. Böylece, hiçbir parti, arkasına yığınları almadan, her oylamada kendi parmağını göstererek, siyasete katılsın.

Bu öneri, tabi ki, bir senaryodur. Ancak, böyle bir sistem olduğunda, hiç kimse torun bakma huzuruna kavuşmak ya da yaşam boyu güvence ağına girmek veya hukuk çengelini aşmak için parlamentoya aday olma zahmetine katlanmayıp, gerçekten topluma hukuk, ekonomi, siyaset ve tüm sair alanlarda hizmet sunma arzusu içinde olan ve projesi bulunanlar partilerin araştırma ünitelerinde rol alarak, proje üretip liderlere sunar. Parlamenter sayısı da parlamentoya giren parti lideri sayısı kadar olacağından, bütçe yükü de çok hafiflemiş olur!

Meclis oturum sahnelerini, aday olma koşullarını ve sair tüm yaşanmışları izledikçe, acaba bugünkü uygulamaya nasıl bir alternatif geliştirilebilir diye düşünmeden kendimi alamadım!

evrensel.net
www.evrensel.net