Hormonlu büyüme


09 Nisan 2011 10:34

Türkiye’de gayrisafi yurt içi hâsıla (GSYİH) artışları sık sık sanal büyüme, hormonlu büyüme diye vasıflandırılmaktadır. 2010’da  GSYİH’nın yüzde 8.9 arttığı ilân edildiğinde birçok yazar yine hormonlu büyümeden bahsetti. 1 Nisan’da Radikal gazetesinde Mahfi Eğilmez “Türkiye ekonomisi cari açık vererek büyüyor … dışardan para girişine dayalı bir büyüme modeli. … Cari fazla veren ülkeler gerçekten büyüyor. Onlarınki bizim Türkiye’deki gibi hormonlanmış değil” diye yazdı. Nedir bu hormonlu büyüme?

Gayrisafi yurt içi hâsıla (GSYİH), bir ülkede bir yılda üretilen tüketim mallarının, yatırım mallarının, tüketim ve yatırımda kulanılan hizmetlerin toplam değeridir. “Yatırım malları” kavramına, mal ve hizmet üretim kapasitesini genişleten tüm mallar; inşa edilen konutlar ve mal stok artışları girmektedir. GSYİH tüketim ve yatırım mal ve hizmetlerinin üretim değerlerini toplayarak hesaplanır. GYİH ayrıca bu mal ve hizmetlere yapılan harcamaları toplayarak da hesaplanır. Harcamalar, özel tüketim ve yatırım harcamaları, kamu cari ve yatırım harcamaları ve ihracattan müteşekkildir.

2009’da GSYİH 2008’e göre yüzde 4.8 azaldığından, 2010’da GSYİH’nin artış oranı, 2009’un küçülmüş GSYİH rakamına kıyasladır. 2008’dan 2010’a GSYİH yıllık artış oran ortalaması, yüzde 2 civarında olmaktadır. Yüzde 8.9’un bir izahı budur.

Türkiye’ye yurt dışından döviz şeklinde krediler, mevduat girmekte; yabancılar tahvil bono hisse satın almaktadır. Yabancıların Türkiye’de bu tip varlıkları 530 küsur milyar doları aştı. Yurda giren yabancı tasarruflar döviz kurunun artmasını önlemekte, bu yoldan ithal malları yerli malların fiyatlarına kıyasla ucuzlatmaktadır. Bu sebeple ithalat artmaktadır. Dışardan ihtiyaçlarımızı ithal edebilmek için borçlanıyor değiliz. Tersine, yabancılar cari açığımızı çok aşan miktarda tasarruflar göndermektedir. Bu dövizlerin bir kısmıyla zenginler, firmalar, bankalar yurt dışına 180 küsur milyar dolar servet ve sermaye biriktirmiş bulunmaktadır. Ancak bunlar, yüzde 8.9 büyümeyi izah etmez.

6 Nisan’da Dünya gazetesinin bir haberinde “ithal tüketime dayalı büyüme modelinden” bahsedilmektedir. Oysa ki yurtta üretilmekte olan mallardan ithalat yapıldığında ithalat yurtta üretimi kısıcı etki yapar; GSYİH’yi artırmaz. İthalat ancak yurdumuzda mal ve hizmet üretimini teşvik eder ise, GSYİH’yi artırıcı etki yapabilir. Eğer artmayan dolar kuru sayesinde bize ucuz gelen, Türkiye’de üretimi olmayan ithal mallara yaptığımız harcamalar, yurtta üretilen mallara ve hizmetlere harcamaları da artırmakta ise, bu ithalatın GSYİH’yi uyarıcı etkisi olabilir. Ama böyle bir etki olup olmadığını araştırana rastlamadım. Bildiğim kadariyle, orta gelirli ülkelere yoğun kısa vadeli sermaye girişlerinin GSYİH’yi nasıl artırdığına ilişkin bütünlüklü bir teorik açıklama yok.

Hormon, sanal kelimeleri bir şey izah etmemektedir. Somut çözümler önermek lâzım. M. Eğilmez “gerçek” büyümenin cari işlemlerde fazla vermekle olduğunu iddia etmektedir. Cari işlemleri nasıl dengeleyeceğiz? İhracatı artırarak mı, ithalatı azaltarak mı? İhracat ancak işçileri daha yoğun, daha uzun mesailerde çalıştırıp, reel ücretlerini düşürerek arttırılabilir.

İthalatı azaltmak, sermaye girişlerini engellemekle ve gerçek ihtiyaçlar dışında ithalatı engellemekle olur. Birincisi emekçilerin aleyhinedir. İkincisi bankaların, ithalatçı firmaların ve genel olarak burjuva sınıfının aleyhinedir. Cari işlemler açığını eleştirenler sadede gelmeli; cari işlemler probleminin emekçi çözümüyle burjuva çözümünden hangisini benimsediğini söylemelidir.

evrensel.net
www.evrensel.net