13 Eylül 2012 11:11

İslam, AKP ve ABD

Paylaş

Ruşen Çakır, “AKP’den bağımsız İslamcılık kaldı mı?” diye soruyor, Ali Sirmen bunu “değiştirerek “ABD’den bağımsız İslamcılık kaldı mı?” biçiminde okuyor. Kuşkusuz AKP sorunu son on yılın sorunu olsa da, İslam ve ABD sorunu, İkinci Dünya Savaşı’nın bitimine, Soğuk Savaş’ın başlamasına kadar giden bir sorun. Hatta biraz daha genelleştirirsek sömürgeciliğe ve emperyalizmin başlangıcına kadar giden bir sorun. AKP’den bağımsız bir İslamcılık kaldı mı? Sorusuna Sirmen’in yanıtı, genelde AKP’nin İslamcı akımları topladığı, onları “ılımlı İslam” olarak ABD ile “uyumlulaştırdığı” bunların dışında kalanların da “terörist” damgası yediğidir.
ABD’nin İslam’a kendi çıkarları temelinde politik bir içerik kazandırması komünizme karşı “Yeşil Kuşak” oluşturmaya kadar gider. Bu gerici emperyalist politika doğrultusunda Türkiye dahil, diğer müslüman ülkelerde İslami akımlar desteklenmiş, böylece o zamanlar “komünizmin merkezi” sayılan Sovyetler Birliği kuşatılmak ve “komünizm” yıkılmak istenmiştir. Afganistan’daki Rus işgaline karşı örgütlenen ise Taliban ve sonuçta Bin Ladin’in liderliğinde CIA tarafından kurulduğu açık olan El Kaide gibi terörist örgütlerdir. Bu tür İslamcı örgütlerin Sovyetler yıkıldıktan sonra ABD emperyalizminin dünyayı yönetmesindeki provokatif araçlardan birisi olarak kullanıldığı –bazen provokasyon tezgahlamak, bazen de ülkeleri yıkmak için kullandığı- bilinmektedir. İslamcılığın ABD güdümünde devlet olmuş hali ise Suudi Arabistan gibi ülkelerdir. Krallar ve şeyhler ABD için “iyi müslümanlardır.”
Bu “iyi müslümanlar” arasına AKP Hükümeti tarafından yönetilen Türkiye’nin de katılması özellikle son seçimler sonrasındadır. Peki ama daha önce ülke AKP tarafından yönetilmiyor muydu? sorusu kuşkusuz haklı bir sorudur. Son seçimler ve Gül’ün Cumhurbaşkanı olması AKP Hükümeti’nin gerçek anlamda hükümet olmasının ve devlet yönetimine oturmasının dönüm noktasıdır. Önceki dönemlere ise egemen sınıflar arasındaki mücadele ve egemenlik çatışması damgasını vurmuştur. Bu dönem AKP’nin uygulamak istediği gerici politikaları ekonomi dışında kolayca uygulayamadığı, çelişkili ve çatışmalı bir dönemdir. Hükümete ve devlete rahatça oturan AKP’nin ise neler yaptığı ortadadır ve neler yapmak istediğinin anlaşılması konusunda da çok fazla bulanıklık olduğu söylenemez.
AKP Hükümeti’nin sadece İslamcılıları etrafında topladığı tespiti doğru ama eksik bir tespittir. AKP, ülkede “merkez sağ” denilen tüm akımları da etrafında toplamıştır ve bunların istisnasız hepsi amerikancıdır. Bu toplanmanın ülke siyasi yelpazesinin parlamenter politikaya yansımasında köklü bir değişiklik meydana getirdiği de söylenemez. Ancak bu yelpazenin içinde yer alan aktörlerde değişiklikler olmuştur. Demek istediğimiz şudur; ülkenin parlamentoya yansıyan politik eğilimleri geleneksel olarak sağ partilerin yüzde 60-65 düzeyinde bir oy alması ile karakterize olmuştur. Ama bu yansıyış çok parçalı olmuştur. AKP ise bu parçaları birleştirmiştir. Bugün AKP dışında “merkez sağ” da ciddi bir partiden söz edilemez. AKP’nin bu alandaki başarısı da zaten buradadır. AKP’nin yüzde 50’sine MHP oyları da eklendiğinde sağın geleneksel oylarına ulaşılır.
AKP’nin “ılımlı İslamcı” politika yapan kesimleri etrafında toparlamış olması, seçimlerde bu yönde oy veren geniş kitlelerin mevcut politikaları gözü kapalı onayladığı anlamına gelmemektedir. Son günlerde basına yansıyan “Transatlantik Eğilimler 2012 Raporu” aslında bu durumu genel olarak yansıtmaktadır. Türkiye halkının ezici çoğunluğu AKP Hükümeti’nin Suriye politikasını onaylamamakta, Nato’nun, ABD’nin dünya politikasında ki rolü konusunda genellikle olumsuz düşünmektedir. Yani Türkiye halkının uluslararası politika da ve bölgede olup bitenler konusundaki tepkisi olumlu ve doğru yöndedir. Bu da halkın sağ duyusunu ve politik tecrübesini ortaya koymaktadır.
Sözün özü şudur; AKP ve ABD hangi gerici hesaplar içerinde olursa olsun her politik gelişmede halkın tepkileri ve tutumu yeniden şekillenmekte, Türkiye halkı en öndeki politik aktörlerin tersine güvenilir bir mevzide durmaktadır. Bu durum genel olarak dünya halkları için de böyledir. ABD’nin ve genel olarak Batılı emperyalistlerin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya müdahaleleri emperyalist devletler lehine sonuçlar ortaya çıkarmamıştır. Tüm bölge kaynamakta, halklar ise asıl düşmanlarının kim olduğu konusunda daha açık bir bilince ve pratik tutuma ulaşmaktadır. Türkiye ve bölgede gelişen politik süreçler, bugün güçlü gibi görünen ABD’ye, onunla işbirliği halindeki AKP gibi yönetimlere umut ve moral verecek biçimde gelişmemektedir. Bölge halklarının tepkisi hangi renge bürünürse bürünsün özünde emperyalizme ve onun güdümündeki gericiliklere karşı gelişmektedir. Ne İslamı Amerikan uşakları temsil etmektedir, ne de sözde laikler anti-amerikancıdır. ABD’nin ve AKP’nin hesaplarının yanlış çıktığı görülmektedir ve önümüzdeki günler ve aylar bu gelişmeyi daha da beligin hale getirecek özellikler taşımaktadır.

evrensel.net
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa