Toplu davalar ve tutuklama rejimi


17 Şubat 2011 23:48

Toplu davalarda tutuklu olarak yargılanan insanların durumları-kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bağlamında- endişe verici olmaya devam ediyor. Nedeni şu: Bu davalarda şüpheli ya da sanıklar genellikle bir örgütlenme içersinde yer almakla ya da darbe suçlaması altında olanlar örneğinde olduğu gibi bir eylemi-eylemler dizisini- gerçekleştirme hazırlığında ve teşebbüsünde bulunmakla suçlanıyorlar. Bu durumun kendisi bireyi ortadan kaldırıyor. İlkin kamuoyu yargısı açısından ortadan kaldırıyor. Sözgelimi Ergenekon ya da darbe soruşturmalarında bu durum net olarak gözleniyor. KCK davasında da birey oluş tamamen ortadan kalkıyor. Hem de soruşturma ya da kovuşturma makamları pratikleriyle birey, bireyin hak ve özgürlükleri ortadan kalkıyor. Suçlama sanıkların tümüne kolektif olarak yöneltiliyor. Belirtilen durumda tek tek bireylerin fiili değerlendirme konusu yapılamıyor. Bu durum, ceza hukukunun genel ilkelerine aykırılık oluşturuyor. Suçun unsurları, insanın eylemleri bağlamında değerlendirme konusu yapılabilir. Suçun unsurları, kanuni unsur (tipiklik), maddi unsur (insan eylemi-hareket-fiil), hukuka aykırılık ve manevi unsur şeklinde sayılabilir. Bir insan eyleminin suç olarak nitelendirilmesi, kanundaki tanıma uygunluğunu gerekli kılar. Ortada bir hareket, fiil olacak. O hareket ceza hukuku bakımından hukuka aykırılık oluşturacak ve bu eylem bilinçli insan eylemi olacak, belirli bir kast ve irade  olacak. Demek ki bireyi sorumlu tutabilmek için insanın eylemlerini, bunun sonuçlarını tek tek her birey bağlamında tartışmak gerekecek. Esas bakımından böyledir de her bir bireyin özgürlüğünü hüküm öncesi kısıtlamak için koşullar gerekmez mi? Gerekmez olur mu? Hem de sıkı koşullar aranacak. İnsanların özgürlüğü kolayca sınırlanmasın diyedir bunlar; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının gerektirdiği budur. Masumluk karinesinin gerektirdiği budur. Fakat özellikle toplu davalarda böyle olmuyor.. İnsan birey olmaktan çıkıyor. Topluluk içinde eritiliyor. Bir örneği gösterelim konumuzla ilgisi ölçüsünde…
Şubat ayı başında KCK davasında son duruşmada, tutuklu sanıklarla ilgili verilmiş karar var. Mahkeme, “1.Tutuklu sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve ayrıca sanıkların kaçacağı, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık veya başkaları üzerinde baskı yapma olasılıklarının bulunması, bunların yanında sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/3-a maddesinde  sayılan suçlardan birinin işlendiği hususunda yoğun şüphenin varlığı sebepleriyle sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk hallerinin devamına” şeklinde bir karar veriyor. Davada 154 sanık yargılanıyor. 100’ün üzerinde tutuklu sanık var. “Tutukluluk halinin devamına” dair kararda hiçbir tutuklunun adı geçmiyor; hangi suçlamanın yöneltildiği ve niçin tutukluluk durumunun devam etmesi gerektiği açıklanmıyor. Kararda yer alan kelime ve cümleciklerin neredeyse tamamı yasada yer alan kelimelerdir. Yasada yer alan sözlerin tekrarı gerekçe anlamına gelmiyor. Halbuki Anayasa’nın 141.maddesine göre bütün mahkeme kararları gerekçeli olmak zorunda. AİHM kararları da bunu zorunlu kılıyor. Anayasanın 90. maddesini bir kez daha hatırlama zamanı…
Tutukluluk davanın esası ile ilgili bir konu değil. Tutuklu yargılama da hangi suçlama altında olursa olsun esas değil. Asıl olan özgürlüktür, serbest yargılamadır. Tutuklama istisnadır ve şartlarının bulunması ve bunun yargı tarafından da temellendirilmesi ve gerekçeleriyle birlikte açıklanması gerekir. Halbuki toplu davalarda sıkça görüldüğü gibi, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi unutuluyor ve iş kolektif suçlamaya dönüşüyor. Toplu davalarda toplu tutuklama kararları ya da toplu tutukluluk durumlarının devamı kararları, bireyleri ortadan kaldırıyor. İnsan yüzleri kararlarda görülmüyor ama özgürlüğünden yoksun bırakılanlar, insanlar oluyor. Yukarıda alıntı yaptığımız karar, bu toplu kararlara örnektir.
Anayasanın 38. maddesinde hem masumluk karinesi yer alıyor hem de ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi…
Tutukluluk ve genel olarak topluca “tutukluluk hallerinin devamına” şeklindeki kararlar bu ilkelerle bağdaşmıyor.
Ceza hukukunun ilkeleriyle de bağdaşır yanı yok toplu tutuklama ve toplu tahliye taleplerinin reddi kararlarının.
Tek tek bireylerin yargılandığı davalarda da “Tutukluluk halinin devamına” dair kararların gerekçesiz olarak verildiği gözlenmektedir. Bunu da belirtelim.
Bu tür uygulamalar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. maddesine aykırılık oluşturur.
Oluşturuyor da…

evrensel.net
www.evrensel.net