31 Ağustos 2012 12:24

İslam ve kapitalizm

Paylaş

“İslam ekonomisi kapitalizmin ta kendisidir, orijinal, etik, çirkinleşmemiş halidir.” Bu sözler bir iktisat tarihçisine, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümünden emekli olmuş Prof. Dr. Murat Çizakça’ya ait. Star gazetesinden Fadime Özkan kendisiyle bir söyleşi yapmış ve bu sözler o söyleşide yer alıyor. Yine Özkan’dan öğrendiğimize göre Çizakça halen Kuala Lumpur’da INCEIF Üniversitesinde görev yapıyor. Prof Çizakça’nın İslam ekonomisi ve Osmanlı vakıf sistemi üzerine yayınlanmış kitaplarıyla çok sayıda makalesi bulunuyormuş. Çizakça pek çok şey üzerine konuşuyor. Ancak biz böyle bir makalede konunun ancak bir yönünü ele almakla yetinmek zorundayız.

Bir iktisat tarihçisinin 7. ve 12 yüzyıllar arasını kapitalizm olarak adlandırması oldukça şaşırtıcı. Bu yüzyıllar arasında İslam, uygarlık olarak en parlak dönemini yaşadı ve uygarlığa başta matematik ve tıp olmak üzere pek çok katkıda bulundu. Çizakça işte İslam’ın bu parlak döneminde kapitalizmin egemen olduğunu öne sürüyor. Tezlerini dayandırdığı temel ise bizzat peygamberin ticaretle uğraşmış olması ve o dönemde yapılan bazı ekonomik uygulamalar. Çizakça’ya göre Selçuklu ve Osmanlı ise İslam kapitalizminin bozulmuş halini yansıtmaktadır. Bütün bunlara elbette “Bu ne saçmalık” denilip geçilebilir. Ama İslam ve “AKP ekonomisi” üzerine o kadar yazılıp çizilen, “İslam kapitalizminin” teorilerinin yapıldığı bir ülkede böyle bir tutum yanlış olacaktır.

Çizakça’nın bu tespitleri ile, kendilerine bir Luther, bir Calvin arayan İslamcı kapitalistlerin arayışlarının son bulup bulmayacağını elbette bilemeyiz. Ama ortaya çıkan bir gerçek var ki o da şu, aslında Çizakça’ya teşekkür borcumuz var. O hiç olmazsa bugünkü durumu açıkça kapitalizm olarak tanımlıyor ve “İslamcı kapitalistlerin” temel bir ihtiyacına yanıt veriyor. Onlar çıktıkları yolda daha güvenli ve rahat ilerleyebilirler ve bu konuda kendileriyle bir “vicdani ve dini” hesaplaşma yapmalarına gerek yoktur.

Yalnız ciddi bir sorun var! Çizakça, 7. ve 12 yüzyıllar arasındaki ekonomik sistemi kapitalizm olarak adlandırarak iktisat tarihçilerinin yüzünü kızartıyor. Ticaret kapitalizm demek değildir. İnsanlar çok eski çağlardan beri ticaret yapıyorlar, mal alıp, mal satıyorlar. Eski Akdeniz uygarlıklarının parlak dönemlerinde, İslam’dan yüzyıllarca önce Akdeniz bir ticaret deniziydi! Bu dönemde egemen olan ekonomik sistem ise kölecilikti. Köle emeği ile üretilen tarımsal mallar, zanaatçıların ürünleri rahatça Akdeniz limanlarında satılıyordu. Daha sonraları ise meşhur İpek Yolu da devreye girdi. Çin ile Batı arasında bir ticaret yolu kuruldu. Böyle bir ticaret var diye bu dönemleri kapitalizm olarak adlandırmak ciddi hiçbir iktisat tarihçisinin aklına gelmemişti!

Kapitalizm ise bambaşka bir ekonomik sistemdir. Kapitalizm ücretli emek sömürüsü üzerinde yükselir. Bunun olabilmesi için özgür emekçilerin, kapitalistlerin özel mülkiyetine sahip oldukları, sermaye haline gelmiş üretim araçlarını harekete geçirmesi, küçük ölçekli üretimden fabrika sistemine varan büyük ölçekli üretim gerçekleştirmesi, bu arada kapitalist -patron- için artı-değer de –kâr, artı-değerin başkalaşmış halidir- üretmesi gerekir. Bütün bunların gerçekleşmesi yaklaşık 16. yüzyıldan sonradır. Feodal sistemler burjuva devrimleri ile tasfiye edilmiş, küçük üreticiler mülksüzleştirilmiş, kapitalist gelişmenin yolu ardına kadar açılmıştır. İslamcı kapitalistlerimiz bu yolu geçmeseler de, tarikatlarının müritlerini soyarak, inanan insanların birikimlerini iç ederek, devletlerinin teşvik sistemlerinden yararlanarak kendilerine bu dünyada ve öteki dünyada yetecek kadar sermaye edinmişlerdir.

Konuya kapitalizmin gelişme tarihi açısından bakmaya devam edecek olursak; İslam dinini temsil eden devletler ise söz konusu dönemde -7. ve 12. yüzyıllar arası- kölecilikten feodalizme doğru ilerleyen ve giderek feodal sisteme sahip olan ülkelerdir. En büyük üretim topraktan elde edilmektedir, toprak sistemi özünde feodaldir, bağımlılık ilişkileri temeldir ve zanaatkarlar feodal loncalarda örgütlenmişlerdir. Özgürce iş gücünü satan işçilerden ve bunları alıp artı-değer sömürüsü gerçekleştirecek kapitalistlerden söz bile edilemez. İslam ülkelerindeki zengin mülk sahipleri elde ettikleri malı mülkü koruma derdindedir ve bu nedenle de aslında mülkiyetin asıl sahibinde hapsedilmesi ve hakkın mirasçılarına devredilmesi anlamına gelen vakıf sistemini geliştirmişlerdir. Böylece Halife’nin, Sultan’ın iki dudağı arasında olan kaderlerini biraz olsun değiştirmek istemişlerdir. İktisat tarihi alanında, üstelik uzmanlık alanı İslam ve vakıf sistemi olan bir Prof. Dr’un bütün bunları biliyor olması gerekmez mi?

Burada bir bilgisizliğin olduğunu sanmıyoruz. Bütün bunlar bugünkü İslamcı kapitalistlerimizi rahatlatmak, yaptıkları işleri din ve vicdan kaygısı gütmeksizin yapmaya, hatta geliştirmeye devam etmeleri için söylenmiştir. Onlar kârlarına kâr katabilir, faizin haram olduğunu düşünmeden keselerini doldurmaya devam edebilirler. Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan ve haklarını arayan işçilerini “Bre zındıklar, dinsizler” diye azarlayan, bunlar yetmezse jandarma ve polisi çağıracak olan İslamcı kapitalistimiz ne yaptığının ve kendi sınıfının farkındadır. TÜSİAD’cılar ve MÜSİAD’cılar, aynı iplikten dokunduklarını pek ala çok iyi bilmektedirler. Kapitalizm, sömürü ve kâr çarkı din, iman, laiklik tanımıyor.

Dini kullanan patron, sınıfını ve yerini çok iyi bilmektedir. Onun sömürdüğü işçiler de bu gerçeğin farkına vardığında, ki işler zorunlu olarak bu yöne doğru gitmektedir, “orijinal, etik ve çirkinleşmemiş” kapitalizme karşı çok iyi mücadele edeceklerdir. Çünkü kapitalist sistemin çirkinlikleri olarak ne görülüyorsa, bütün bunlar olmadan kapitalizm olamaz. Kimsenin hiçbir kuşkusu olmasın ki, İslamcı kapitalistlerimizin bu gerçeği de anlayıp, iyice içlerine sindirecekleri, açıkça bunu ilan edecekleri günler de gelecektir.

evrensel.net
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa