Akpartili Beylerbeyi haykırdı: İlerle


04 Nisan 2011 12:05

Sabah ezanı okunmadan az önce uyandı, Akpartili Beylerbeyi. Tavana dikti gözlerini. İslamcıların, Katoliklerin, Protestanların, Ortodoksların, Yahudilerin, Budistlerin, hatta Aborjinlerin, Kızılderililerin, Mayaların Ruhani ve Dünyevi Lideri olan; arkeolojiden spora, eğitimden sağlığa, evlenmekten 3-5 yetmez daha çok çocuk yapmaya, tüpgazdan nükleere kadar her şeyden anlayan, her şeyi bilen, hiç yanılmayan, yerlerin ve göklerin efendisi olan Evren Padişahı Efendimiz’in Uzay Çağı Haçlı Seferleri’nin Başkomutanı olmasını düşündü.

“Ben de bir şeyler yapmalıyım. O Libya petrolünü emperyalistlere açarken, ben de parkların özgürlüğünü bizimkilere açayım,” dedi mırıldanarak.

Kalktı. Sabah namazını edâ etti. Sonra emirlerini verdi.
Bir gemiye doluştu, akıncılar. Akpartili Beylerbeyi haykırdı: “İlerle…”
Adaya vardılar.

“Padişahım çok yaşa… Padişahım çok yaşa…” diye bağırarak parklara saldırdılar. Taş taş üstünde, çiçek çiçek yanında bırakmadılar. Ne de olsa damarlarında Pekosbill’lerin, Oklahamabill’lerin, Tom Miks’lerin, Tom Braks’ların, hatta Süperman’lerin, Örümcek Adam’ların, Batman’lerin kanı vardı.  

Mehter Marşı eşliğinde Payitaht’a döndüler. Bu zaferde Hocanın Ordusu’nun payı olduğu kadar, Cübbeli Ahmet’in dualarının payı da vardı.

Sarayın rıhtımına ayak bastıklarında, bir şairin dizelerinden yararlanarak şöyle seslendi savaşçılarına:
“Bir gemilik akınlarda anaokulu çocukları gibi şendik / Bir gemi dolusu yıkıcılarla / Bekçiliğimizi ve korumacılığımızı yapan Akpol’lerle / O gün dev gibi parkları, çiçekleri yendik / Yıktık, yok ettik…”

Bizleri karşılayan adamlarımın başındaki Amigo, “Alkışlayın,” işaretini verince aziz, muhterem, necip, mutena ve müstesna memurlarım beni coşkunca alkışladılar.

“Ahhh, bir de 14 trilyonluk Cübbesiz Ahmet Hazretleri de beni överse köşesinde, gel keyfim gel. İlk seçimde Saraya girer, Vezir bile olurum…”

Saray mutfağında savaşçılarına, parasını işyerinin ödediği kazandibi muhallebi dağıttı.

Payitaht’a dönünce güzel bir haber de aldı. Körüklü otobüslerinden biri körüğünden ikiye ayrılmış.

Sevinç içinde ellerini çırptı:
“Harika bir haber bu. Artık bir yerine iki otobüsümüz oldu…”
Evine dönen Beylerbeyi, huşû içinde akşam namazını edâ etti…


Çakma değil gerçek büyüklerimiz

Yanılmıyorsam 1956 yılıydı. İskenderun’da yayınlanan Sel Edebiyat Gazetesi’nin çağrılısı olarak, arkadaşlarla birlikte, o kentteki içkili bir gazinoya gittik, şiir okumak için.

Evrensel Gazetesi’nin 26 Mart günü yayınladığı “İskenderun Körfez” başlıklı eki görünce 55 yıl öncesine gittim. Neyse…
Bu ekin ana konusu, İskenderun Körfezi’ne yapılması düşünülen termik santrale karşı duruştu.
İskenderun’u sevenler yazılarıyla termik santral tehlikesini göstermişler…

İsmail Ateş, Dr. Sadun Bölükbaşı, Hüseyin Kurt, Prof. Dr. Aytekin Polat, Prof.Dr. Figen Doran, Doç, Dr. Berkant Ödemiş, Kemal Özbenli, Halit Katkat, Adnan Karakurt, Ahmet Keskin, Mustafa Vural, Mustafa Hoplamaz, Arif Coşkun, A. Oktay Demirkan, A. Ümit Arif Özsoy, Ahmet Akça, Günay Yüksel, Coşkun Selçuk, Adnan Çelik, Müfit Cihnioğlu, Fadıl Keskin, Mehmet Yetim, Nazım Çulha, Mehmet Uras, Mahmut Aydıncı, Mehmet Özaslan, Av. İsmail Hakkı Atal, Fesih Güzel, Abdullah Öğünç…

Ve halk var, santrale karşı çıkan. Çeşitli beldelerden insanlar, Tüm Bel-Sen yöneticileri, Tüm Köy-Sen yöneticileri, eski muhtarlar, üreticiler, Ticaret ve Sanayi Odası ile Ziraat Odası yöneticileri, parti temsilcileri, dernek yöneticileri, Adana Nükleer Karşıtı Platform üyeleri ve başkaları…

Dörtyol’dan Mehmet Işıkoğlu, “Zehir Püsküren Baca” başlıklı şiirinin son dörtlüğünde şöyle diyor: “Zehir püskürecek termik bacası/Bunu soluyacak genci kocası/Ölüp yok olmadan bizden nicesi/Hayatı sevenler versin el ele…”
Dilerim bu ek, uyuyan birilerini uyandırır…

evrensel.net
www.evrensel.net