İntikam


03 Nisan 2011 10:45

MHP’li  Osman Durmuş Meclis Adalet Komisyonunda bakın ne demiş! “Psikolojisi bozuk, libido artışı olan bir kişinin testosteron azaltıcı ilaçla cinsel arzusunu azaltabilirsiniz ama bu bir beyin olayı. Bunu tacizde bulunan kişi gönüllü olarak isterse yaparsınız ama istemezse uygulayamazsınız. Ceza süresini artırın veya idamı getirin. Diğeri tıbbi etik kurallara aykırıdır. Taciz ve cinsel ilişki farklıdır. Cinsel yetersizliği olan mutluluk çubuğu taktırıp yine yapar. Bu şekilde engelleyemezsiniz. Ceza vücuda yönelik olmamalıdır, bu işkencenin başka bir versiyonudur. Geri dönüşü yoktur. Kişi bir iftiraya uğrar ve bu şekilde cezalandırılırsa ne olacak?”

Cinsel saldırıların libido ile açıklanmasını şimdilik bir tarafa bırakıp, tıbbi etik üzerine iki çift laf etmek niyetindeyim. İnsanın bedensel bütünlüğüne yönelik herhangi bir tıbbi girişimin, bizim “onam” dediğimiz özgür iradesi ile bu müdahaleyi kabul etme ve işbirliği yapma davranışı olmadan gerçekleştirilmesi gerçekten tıbbi etik ilkelerin ihlali olarak değerlendirilir. Osman Durmuş’un bu sözüne katılmamak elde değil. Tıbbi etikten söz edilmişken, zaten hekimlerin herhangi bir cezalandırma sürecinde rol almaları da Dünya Tabipler Birliği’nin bildirgeleri çerçevesinde uygun bulunmamaktadır. Şimdi bedensel bütünlük, özerklik gibi kavramlardan dem vurup da seçenek olarak idam cezası önerisinde bulunmak ciddi bir kafa karışıklığına işaret ediyor. O komisyonda yapılan tartışmalar ve ülke genelinde yürütülen kamuoyu oluşturma çalışmaları için; insan hakları, adalet, etik gibi kavramlarda çifte standartlar ve samimiyetsizlik demek daha doğru olur aslında. İdam cezası Dünya Tabipler Birliği ve elbette Türk Tabipleri Birliği tarafından reddedileli çok oluyor. İdam cezasının hekimler tarafından dile getirilmesi de tıbbi etik ilkelere aykırı o nedenle. Üstelik Osman Durmuş’un son cümlesi komisyondaki tartışması üzerinden bakınca daha da ürkütücü. Ceza vücuda yönelik olmamalıdır deyip, idam cezasını önermek ve hemen ardından eklemek... Ya iftiraya uğramışsa! Gerçekten Sayın Durmuş, ya iftiraya uğramışsa? Ya laboratuarda bir hata, delillerin toplanmasında bir eksiklik olmuşsa? Ölüyü diriltebilir misiniz?

Ayrıca kimden intikam aldığımıza da dikkat etmekte yarar var. İdam edip intikam alacağımız çocuk tecavüzcüsü katilin çocukken belki de tecavüze uğramasını, ensest ilişkilere sarılıp büyütülmesini engelleyememişken, annesinin babasının ellerinde itilip kakılmasına tanıklık etmiş olma ihtimalini önemsememişken adaletli falan davranmış olmuyoruz. Adaletin terazisi yan yatmış durumdayken üstüne Taksim’de sallandırmacılar da zuhur etti. Taksim’in göbeğinde BBP imza topluyor idam için. İnsanlar da kuyruk oluyor önünde. Sonra Savcılar itirafları samimi bulup tecavüzcüleri salıveriyor. Hâkimler yırtıksız tıbbi delillerin kesin delil olmadığını söyleyip beraat ettiriyor onları. Tecavüzü topluca bir zevk alma aracı ve libido ürünü olarak görüp, uyaranları ortadan kaldırmaktan dem vuruyoruz. Suçlu dediklerimizi yok edince suç ortadan kalkmıyor. Üstelik suçu da kendimize, aklımıza, biriktirdiklerimize göre tanımlıyorsak, 12 yaşında kız çocuklarının 50 adamın tecavüzünü istemiş olabileceği kanaati hâsıl olabiliyorsa, vay halimize!

Kafalar çok karışık... Seyreltik bilgi ile her sallantıda birbirine giriyor az sayıda sözcük. Altmış kişilik bir tıp fakültesi öğrenci grubundan yalnız üçü Oğuz Atay’ı, ikisi Schopenhauer’i ve biri evet yalnız biri Hegel’i tanıyorsa, hepimizi Çoğunluk filminin aynasında kendimize yeniden bakmaya davet ediyorum. Film ekibine de bize bu kadar berrak bir ayna tuttuğu için buradan şükranlarımı sunuyorum.

evrensel.net
www.evrensel.net