Doğanın dersi de bir şey ifade etmiyorsa!


03 Nisan 2011 10:44

Japonya, depremle iç içe yaşayan, depreme karşı her türlü tedbiri düşünmüş ve almış bir teknoloji devidir. Bu ülke halkı üç yıllık eğitimden sonra ancak bir gazeteyi okuyabilmektedir. Bu ülke halkı, hiçbir şeyi aceleye getirmeden, her şeyi büyük bir sabırla ve dikkatle, en ince detayına kadar inceliyor, hesaplıyor ve ona göre hareket ediyor.

Japonya İkinci Paylaşım Savaşı’nda nükleer saldırıya hedef olmuş, nükleer felaketi yaşamış ve deprem kuşağı üzerindeki ülkesine, tüm olasılıkları dikkate alarak ince hesaplara dayalı nükleer enerji santralı kurmuş.  

Son deprem, doğa gücüne karşı Japonya’nın tüm sabırlı ince hesaplarının ve dikkatinin ne dereceye kadar geçerli olabildiğini çok açık ve acı bir şekilde göstermiş oldu. Japonya bir teknoloji devi ve kılı kırk yaran ince hesap ülkesi olduğuna göre, doğanın acımasız felaketi karşısında salt Japon teknolojisi değil, bugünkü bilgilerimiz çerçevesinde yeryüzünde var olan en ileri teknoloji sınıfta kalmış oldu.

Hal böyle iken, “biz daha güvenlisini yaparız” gibi efevari ifadelerin maddi gerçeklerle bağdaşmadığı ve basiretli bir insan davranışı olamayacağı  ortadadır. Bir teknoloji devi olarak Japonya, deprem zemini üzerinde en son teknoloji ile bir nükleer enerji ünitesi kurmuş ise, bugünkü bilgilerimiz dahilinde bundan daha ileri bir teknoloji yok ya da henüz böyle bir teknoloji bilinmiyor demektir. Bu durumda nasıl olur da bir siyasi lider kalkar da var olandan daha iyisini yapabileceğini savunabilir, akıl alır gibi değildir!

Nükleer santral ünitesinin olası bir tehlike durumunda ortaya saçabileceği ölümcül sonucu, bilgisayar kullanımı ya da televizyon karşısında alınan radyasyonla karşılaştırma siyasilerin işi değildir, olamaz da! Bu konuda halka bilgiyi ancak konunun uzmanları, diğer uzmanların eleştirisine de açık olabilecek şekilde, maddi veri ve teknik değerlemeye dayanarak verebilir, ya da siyasetçi ancak uzman bilgilerini topluma aktarabilir.

Bir siyasal otoritenin yapması gereken şey, herşeyi biliyorum ya da herşeye ben karar veririm gibi baskıcı davranışlardan çok, her konuyu erbabına araştırtarak, kamuoyunun karşısına ciddi araştırma ve inceleme raporları ile çıkmaktır. Ancak, böyle bir durumda siyasinin ifadesine itibar edilir. Zira, nükleer enerji teknolojisi ve bu konuda çok büyük bir önemi haiz olan güvenlik sorunu bir siyasinin ya da bakanlar kurulunun karar verebileceği bir mesele değildir. Bu konu teknik bir meseledir. Bu konudaki siyasi karar ya da irade ancak ve ancak bilimsel inceleme ve raporların halka açıklanmasından sonra verilebilir.

Türkiye’de nükleer enerji ünitesi inşası yabancı devletlerin, bu ihaleyi alabilecek firmaların, hatta halkının sağlığını düşünmeyen iktidarların da amaçları arasında olabilir. Zira, yapıcı firmalar para kazanacak, ihaleyi alan devletler siyasi ilişki kuracaklardır.

Siyasi iktidarların kazancı ise, bol elektrik üretimini diğer ülkelere, özellikle de gelişmiş ülkelere satarak, içeride siyasi prim yapmaya çalışacaklardır. Japonya felaketinden sonra Almanya eski santrallerini kapatma kararı alırken, niçin Türkiye’den elektrik alma yoluna gitmeyi planlamasın ki! Bu durumda, bizim siyasilerimiz de şu ifadelerle niye halkı uyutmaya çalışmasın ki: “Bakın bir zamanlar Bulgaristan’dan elektrik alma durumunda iken, şimdi gelişmiş ülkelere elektrik satıyoruz.” Gelişmiş ekonomiler de işin kirlilik ve ölümcül maliyetini bize yıkarak, işletme masrafları karşılığında enerji satın alarak, huzur içinde yaşamaktan mutlu olmazlar mı!

Tabiat, çok güçlü bir ders verdi bizlere. Bu dersi Japonya çok acı bir şekilde yaşadı, henüz yaşamamış ülkeler ise basiretli davranarak tabiatın dersini çok iyi okuma yoluna girdiler. Bu ders bizim gibi ülkeler için de fevkalade öğretici olmalıdır. Ne hazindir ki, doğanın acımasızlığından ders almak bir yana, adeta ona karşı inatlaşmayı politik başarı olarak görüyoruz. Belki de, uzun dönemde insan hayatını hiçe sayarak, kısa dönemde, sözden dönülmedik görüntüsü yaratarak politik avantaj sağlamaya çalışıyoruz.

Nükleer felaket bir olasılıktır; olabilir de, olmayabilir de. Ama böyle bir felaket yaşanırsa, tüpgaz felaketinden çok farklı gerçek bir felaket olur.

Lisede gençlerini felsefeye bulaşmaktan alıkoyan bir geri siyasal kafa ile, matematikten hoşlanmayan bir pratik-ezberci toplum “soyut olasılık” üzerinde düşünemez. Böyle bir toplum, tabanı ve siyasetçisi ile birlikte, felaket gelene kadar yaptıklarını başarı olarak görür, felaket geldiğinde de bunu kader olarak kabullenir! Maden kazaları karşısında siyasilerin tavır ve yorumlarını lütfen hatırlayalım!

evrensel.net
www.evrensel.net