Doğmamış çocuğa don biçme meselesi


02 Nisan 2011 10:05

Kirvem,

Malum olduğu üzere bir müddetten beri tıpkı doğmamış çocuğa peşinen don biçercesine daha basılıp piyasaya sürülmesine fırsat bile tanınmayan, dolayısıyla tez elden ümüğü sıkılan “taslak” halindeki bir kitapla ilgili sürüsüne bereket hayli lakırtılar memleket semalarında dolanıp durdu, ülkenin gündemine lök gibi oturdu.

Nitekim “hukuk” yoluyla resmen “gasbedilen” bu taslak konusunda  hemen her kesimden vatandaşların büyük bir çoğunluğu Anayasamızın 26. maddesini, yani “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama veya yayma hakkına sahiptir” hükmünü hatırlatırken, beri yandan da bu tür “çağdışı” uygulamaların hani neredeyse Ulu Hakan Abdülhamit Han Hazretlerinin bir zamanlar devreye soktuğu “istibdat” dönemine rahmet okutacak boyutlara ulaştığını, dahası da “bu kafa bu zihniyet” doğrultusunda devam ettiğimiz müddetçe, yine Anayasamızın 2.maddesinde belirtilen, hesapça “demokratik hukuk devleti” kavramının giderek daha da  fazla zedeleneceği gibi, keza bir an önce kapısından, o da olmazsa bacasından dalmaya kalkıştığımız, inşallah, maşallah teraneleriyle günün birinde “Evropa”lı olma sevdamızın başka baharlara erteleneceğini dillendirip, bu bapta kendi düşünceleri doğrultusunda “fikir” beyan edip durdular.

Kirvem, senin de bildiğin gibi son zamanlarda “yargının siyasallaştığını”, hatta onun da ötesinde neredeyse “tuzun koktuğu” kertelere ulaştığını zırt pırt tekrarlayıp milletçe dertlenirken, diğer taraftan da yargıya, mahkeme salonlarına intikal etmiş olaylarla ilgili laflamanın boşa kürek çekmekten öteye gidemeyeceğini, dolayısıyla “yüce Türk adaleti”nin vereceği kararları, tam da Nasrettin Hoca’nın deyimiyle “Ölme eşeğim, yaz gelince yonca bitecek” tarzında bitmez tükenmez “sabır”la beklemekten başka çaremizin olmadığından dem vururken, keza diğer yandan da yedisinden yetmişine hemen hepimiz “Gecikmiş adalet adalet değildir” feryatlarıyla ister istemez oyalanıyoruz...

Oyalanıp duruyoruz çünkü sabah-akşam her fırsatta “demokratik hukuk devleti” olduğumuzu dosta düşmana söyleyip dururken, beri taraftan yasalarımızın en hası, en hassosu olan, daha da doğrusu olması gereken “Anayasa”mızın bizatihi kendisi, “cunta” kalıntısı maddeleriyle bu ülkenin “vatandaş”larına aynı “eşit” mesafede durmayı nedense “şiar” edinmeyip, tam aksine satır aralarına serpiştirilmiş “muğlak”, deyim yerindeyse çekip çekiştirildiğinde “lastik” misali istenen yöne doğru uzayıp giden maddeleri sanki yetmezmiş gibi, ayrıca yine sanki Tanrı kelamı niteliğinde, sanki peygamber mührüyle donatıldığı için kılına dokunulması, değiştirilmesi, şaşı gözlerle yan bakılması bir yana, değiştirilmesinin dahi teklif edilmesi “yassağ!” olan 1.2.3. maddelerini içeren 4.maddesi mucibince de, halkın seçip Meclise gönderdiği vekillerine, onların iradesine peşinen “ipotek” koyup, bir bakıma bunu dayatan zihniyetle malülse, gari gerisi rahmetli Erbakan’ın deyimiyle zaten fasa fisodur!

Yani?..

Yani kökeni itibariyle düşünce hürriyetine “pranga” vuran, kimi konularda fikir  beyan etmeyi bile yasaklayan bu “apoletli”  Anayasa yıllardan beri hâlâ yürürlükteyse,  veya kökünden sünnet edilip rafa kaldırılması için çıkmaz ayın son çarşambası bekleniyorsa, ehh o zaman yazılmadan, daha “cenin” halindeyken, daha rüştünü dahi ispatlamaya fırsat bırakılmadan toplatılan bir kitapla ilgili ahlayıp vahlamak, şu ya da bu minvalde dertlenip üzülmek, özüme kalırsa sadece suya tirit laklakiyattan öteye gitmez, gidemez kirvem!..

evrensel.net
www.evrensel.net