Burjuvazi ve demokrasi


31 Mart 2011 14:24

Burjuvazi ile demokrasinin klasik bileşimi burjuva demokrasisidir. Burjuvazinin yükselişi ve feodalizmin tasfiyesi döneminde, burjuvazi “tüm halkın çıkarlarının temsilcisi” olarak görünmeyi başarmış, geniş emekçi kitlelerinin desteği ve mücadelesi ile kendi sınıf iktidarını kurmuş, politik yönetimine de burjuva demokrasisi adı verilmiştir. Bu dönem burjuvazinin serbest rekabetçi dönemidir ve henüz tekelleşme gündemde değildir.

İşçi sınıfı ve emekçi kitleler, burjuvazinin iktidara yürüdüğü dönemde elinde taşıdığı bayrakların birinde yazan özgürlük şiarının ekonomik içeriğinin, emekçi kitleler için ancak emek güçlerini satma özgürlüğü, açlıktan ölme özgürlüğü olduğunu, diğer bayrakta yazan eşitlik sloganının ise burjuva hukuku önünde sadece biçimsel ve yasal bir hakkı ifade ettiğini, adalete ulaşmanın pahalı ve emekçi sınıflar için ulaşılamaz bir hak olduğunu kendi acı tecrübeleri ile öğrendiler. Burjuvazi ile işçi sınıfı eşit olamazdı ve burjuva demokrasisi, burjuvazinin sınıf egemenliğinin en gelişmiş biçimini ifade ediyordu. Açıkçası sınıflar üstü bir demokrasi yoktu. O zaman mücadeleye devam etmek gerekiyordu.

Bu nedenle, ayaklanmalar ve devrimler, nasıl ki burjuva sınıfı açısından  feodal aristokrasinin sınıf egemenliğini devirmek için tarihsel ve meşru bir hakkı ifade ediyorsa, işçi sınıfı içinde burjuvazinin sınıf egemenliğinden kurtulmak için tarihsel ve meşru bir hakkı ifade eder oldu. Sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması ile ortaya çıkan tekellerin egemenliği döneminde, burjuva demokrasisi iyice güdükleşti ve gericileşti. Tekeller her şeye egemen oldukları gibi demokrasiye de egemen oldular ve adeta bir “tekel demokrasisi” dönemi başladı. Artık burjuvazinin bayrağında “piyasalar ne tepki verir” sloganı yazıyor.

Türkiye burjuvazisi geç gelişti ve önce devlet iktidarının, sonra da emperyalizmin gölgesinde büyüdü, serpildi. Türkiye işçi ve emekçileri, ezilen ulus ve mezhepleri hep demokrasi ve özgürlükler için mücadele etti ama burjuvazinin o taraklarda bezi olmadığı gibi generalleri kapı kulları olarak besledi ve kullandı. Bir yandan halkın özgürlük ve demokrasi taleplerine, diğer taraftan emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesine saldırdı, bu mücadeleleri ezmeye çalıştı. Darbeler, sıkıyönetimler, olağanüstü haller, provakasyon ve katliamalar Türkiye burjuvazisinin alameti farikası haline geldi.

Uluslararası konjönktürün de uygun hale gelmesi ile son onbeş yirmi yılda ülkede kapitalist gelişme hızlandı, burjuva sınıfı daha da gelişti ve güçlendi. Burjuvazi halkın özgürlük ve demokrasi talepleri karşısında daha fazla ilgisiz kalamazdı ve bu ilgisini göstermek için arada bir raporlar yayınlamaya başladı! Ama bu raporlara karşı her saldırıda söylediklerini yuttu ve çarketti. Burjuvazinin bu dönemdeki sloganı bir adım yerinde say, iki adım geri git olarak belirlenmiş durumda. Ama işçi ve emekçi halkın, ezilen ulus ve mezheplerin mücadelesi büyüyüp geliştikçe, halkın yedeklemek ve taleplerini köreltmek için, büyük burjuvazinin “raporlar atağının” devam edeceğini, bu “kahramanca mücadelenin” sürdürüleceğini de beklemek gerekiyor.  

Bu aralar bazıları demokrasinin “anadolu burjuvazisi” tarafından kurulacağını savunuyorlar. “Anadolu burjuvazisi” büyük burjuvazinin çömezi olarak gelişti ve güçlendi. Uluslararası kapitalizmin ilerlemesi ve teknolojik gelişmeler “anadolu burjuvazisinin” bazı kesimlerine, emperyalist tekeller ile doğrudan bağlantılar kurma olanağı tanıdı. Bu durum onların daha da gelişmesine yol açtı. Artık onlar İstanbul’a yerleşmiş büyük burjuvazinin aracılığı olmadan da emperyalizme uşaklık yapabiliyorlar. Bu durum yeni bazı çelişmeleri ve çıkar kavgalarını da körüklüyor.

Peki “Anadolu burjuvazisinin” demokrasiye ilgisi ne kadar? “Anadolu burjuvazisi” eğer söylendiği gibi demokrasi bayrağını elinde taşısaydı, hiç kuşku yok Anadolu kentleri demokrasi ve özgürlük havasını en ileriden solunduğu yerler haline gelirdi. Ama gerçekler bu burjuvazinin yerel olarak halkın tepesinde anti demokratizmi ve hoşgörüsüzlüğü sürdürdüğünü ve koruduğunu gösteriyor. Onlar Ankara’nın ve İstanbul’un siyasi ve ekonomik temsilcileri olarak işçi ve emekçi, halka kan kusturuyorlar. Gelişmeleri ve serpilmeleri, halkın tepesindeki baskıyı daha da artırıyor ve güçlendiriyor.

Bütün bu söylenilenlerin özeti ise şu: bir bütün olarak büyük burjuvazi ve onun uzantıları, işçi ve emekçi halkın özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık taleplerinin tam karşısında yer alıyor. Bu burjuvazi şimdilerde halkın mücadelesi karşısında dökülen ve iflas eden eski devlet sistemini, AKP Hükümeti’nin “taze” desteği ile yeniden tamir ediyor ve onarıyor. Ama işçi ve emekçi halkın demokrasi mücadelesinin uluslararası tecrübesi, demokrasiye halk karakteri kazandıracak özellikleri ve biçimleri çoktan beri ortaya çıkarmış bulunuyor. Halk kendi demokrasisini kurmak için mücadele ediyor ve bu mücadelenin her geçen gün gelişip güçlendiğini görmek gerekiyor. 

evrensel.net
www.evrensel.net