Caniler koalisyonu ve halkın eylemi


30 Mart 2011 10:14

Libya’da yaşananlar ve Libya’ya karşı girişilen saldırı, herhangi bağımlı-geri bıraktırılmış (ya da kalmış) veya sözüm ona tarafsız olma iddiasındaki ülkenin emperyalist büyük güçler ve onlarla işbirliği içinde olanlarla çelişkiye düştüğünde, nasıl bir tehditle yüz yüze kalacağını göstermesi bakımından ibret vericidir. Amerikan ve Batı emperyalizminin ‘yeni sömürgeci’ yayılmacılığında; toprakların ve zenginlik kaynaklarının fethi için askeri saldırı ve işgallerin “haklı gösterilmesi” ve dünya halklarının “başka yol kalmamıştı”(!) yanılsaması içine düşürülmeleri için başlıca iki zehirli-imha edici araç kullanılıyor. İlki ‘iç çelişkiler’in emperyalist çıkarlar için kullanılmasıdır. Kapitalist sisteme bağlılıklarından kuşku duyulmayan ve fakat artık eskisi gibi hizmet etmekte yararlı olamayan ve halklarına karşı politikalarıyla teşhir olmuş yönetici kliklerle çelişkiye düşmüş yerel belirli kesimler himayeye alınıyor; onlar üzerinden gerçekleştirilen müdahale ve işgaller, “halkın taleplerinin karşılanması” amaçlı gösterilerek; bu saldırı ve işgallerin “özgürlük ve demokrasi yanlısı olduğu” propagandasına inandırıcılık kazandırılıyor, kazandırılmaya çalışılıyor. İkincisi, müdahale, saldırı ve işgallerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi “kararları” ve “NATO şemsiyesi” altında gerçekleştirilmesiyle emperyalist hegemonya politikalarının “uluslararası örgütler” etiketiyle maskelenmesidir. Böylece, işgal edilen ülke halkı başta olmak üzere halkların saldırı oklarını yöneltecekleri başlıca hedef saptırılmak; düşmanın kimliği belirsizleştirilerek tepkilerin dağılıp gitmesi sağlanmak isteniyor.

Amerikan emperyalizminin savaş ve fetih politikalarının stratejistleri, “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi”ni ilan ettiklerinde ve bu “sorunlu bölge”de “Sorunların çözümü için sorumluluk”tan söz ettiklerinde, hemen yanına ABD’nin çıkarlarının “Bütün dünyayı kapsadığını” eklemeye özel bir önem vermişlerdi. Fransız, İngiliz, Alman ve diğerleri de “Dünyanın artık eski dünya olmadığını; güçler ilişkisinin değişmekte olduğunu; yeni bir döneme girildiğini” açıklayarak, eski sömürge toprakları başta olmak üzere dünya karaları ve denizleri üzerine etki alanı kavgasındaki kendi yerlerini işaret etmişlerdi. Orta Doğu ve Afrika ülkelerine(son olarak Libya’ya) emperyalist müdahale ve saldırıya yön veren bu sahip olma ve yağma politikasıdır. Bunu, ancak halkların özgürlük ve daha iyi bir yaşam için yürüttükleri mücadelenin kendilerine de yönelmesini önleyerek, yıkılan diktatörlerin yerine işbirlikçi yenilerinin getirilmesini sağlayarak başarabileceklerini biliyor ve buna göre hareket ediyorlar. Libya’da Fransız ve Amerikan bayrakları sallayarak özgürlük kazanabileceklerini sanan ve ülkelerinin emperyalist bombardımanla yıkılmasına katılanlar, çok geçmez, emperyalist orduların başlarına dikeceği kahyaların kırbacını yemeye başlayacaklardır.

Bölgeye emperyalist müdahalenin denilebilir ki daha kesin olarak belirginleştirdiği bir diğer ‘şey’, Türkiye gericiliğinin Amerikan ve Batılı emperyalistlerin yayılmacı politikalarındaki rolüdür. Türkiye gericiliği, bölge halklarıyla “tarihsel-kültürel ilişkileri”ni ‘yeni Osmanlıcı yayılma’ hevesiyle istismara yönelirken esas olarak ABD-İngiliz emperyalistlerinin bölge ülkelerine saldırı ve işgallerinin “uçak gemisi” ve saldırı üssü olmaktadır. Bir devlet partisi olarak örgütlenen AKP ve onun hükümeti, “İslam”ı, Arap ve bölge halklarına karşı, Amerikan çıkarlarının Truva Atı olarak kullanmakta; Fethullahçı yayılmacılık ideolojisinin zehirli etkisiyle birlikte, “Halkların taleplerinin dikkate alınması” gibi masumane bir maske altında bölge ülkelerinde Amerikancılığın etkili olması için diplomatik, askeri ve politik manevralar yürütmektedir. AKP hükümeti ve ‘devleti’ Irak’ın işgali için gerekenlerin yüzde 70’inin Türkiye’den gerçekleştirilmesini sağlamıştı. Şimdi Libya’nın vurulmasına doğrudan katılarak daha fazlasını yapıyor. Suriye’ye “ilgisiz kalmayacağı” açıklamasını olumlu değerlendirmek için hiçbir neden yoktur. ‘Caniler Koalisyonu’na  jandarmalık yapmakta; Türkiye topraklarını emperyalist saldırı üssü haline getirmesine ve Libya’ya yaptığı türden işgallerde dolaysız rol oynamasına rağmen, girişimlerini onların yararına gösterme ikiyüzlülüğünü de sürdürmektedir.

Bu politikanın, içerde halka karşı şiddet dozu ve kapsamı giderek artan bir zorba yönetim politikasıyla birleştiğini, ‘AKP ve Amerikan muhipleri’ dışında görmeyen-dile getirmeyen neredeyse kalmamıştır. Emperyalistlerin ve büyük(tekelci) sermaye yararına politikaların savaş ve işgal koşullarında başka tür sonuçlar vermesi oldukça zordur. Zorbalık ve şiddet daha da artacaktır. Hükümetin “Kanun hükmünde kararname” yetkisiyle donanmak istemesi bu yönde atılmış bir diğer adımdır.

2007-2008 kriziyle son yüzyılın en büyük ikinci krizinin yarattığı devasa sorunların altından kalkmak üzere savaş sanayiini güçlendirme ve “sorunlu ülkeler”(!)e “yardım” adı altında krizin ve savaşların yol açtığı yıkımı başlıca bu ülkelerin (ve diğerleri) halklarının sırtına yıkarak güçler ilişkisinde önü çekme; birbirleriyle de güç savaşı içindeki Batılı emperyalistlerin aktüel politikası ve taktiğinin özelliğidir. Türkiye gericiliği ve onun AKP eliyle din istismarcılığı üzerinden daha da geliştirilen siyasal gerici karakteri bu emperyalist politikalarla birleşerek işçi sınıfı, Kürt-Türk ve diğer milliyetlerden emekçiler için daha da tehlikeli boyutlar kazanmaktadır. Üslenilen rolle bu tehdit bölge ülkeleri halkları açısından da geçerlidir.

Bütün bunlar, Türkiye’nin emperyalist saldırı üssü olarak kullanılmasına ve bunu sağlamakla kalmayıp kendisi de etki alanları kavgasına katılan işbirlikçi gericilik ve onun AKP eliyle sürdürülen politikalarına karşı kitlesel-etkili ve yaygın bir mücadeleyi gerekli kılıyor. Bu salt olanaklı değil, zorunludur da. Kürtlerin özgürlük ve tam hak eşitliği için direnişi, saptırıcı-oyalamacı taktiklere karşın güçlenerek sürüyor. İşçilerin, kamu emekçilerinin, kent yoksullarının saflarında grev ve direniş eğilimi giderek güç kazanıyor. İç ve dış politik ve askeri tehditlerin giderek büyümesi halkın geniş kesimleri içinde endişeyi artırmakla kalmayıp tepkileri de artırıyor. Tüm bu tepki, direniş ve  protestoların talepler etrafında birleştirilmesi için daha kararlı bir tutuma ihtiyaç var.

evrensel.net
www.evrensel.net