Merkel’i zor günler bekliyor


30 Mart 2011 10:11

27 Mart 2011, Almanya siyasetinde “yeni bir sayfa” olarak kayıtlara geçti. 58 yıldır aralıksız olarak ülkenin zengin eyaletlerinden biri olan Baden-Württemberg’de işbaşında olan Başbakan Angela Merkel’in partisi Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU), parlamento seçimlerinden ağır bir yenilgiyle çıktı.

CDU’nun en güçlü kalesinin düşmesinin genel siyasete etkisi, bir yönüyle bundan altı yıl önce Gerhard Schröder’in SPD’nin kale durumundaki Kuzey Ren Vestfalya’yı (NRW) kaybetmesine benziyor. Schröder, bu ağır yenilginin yaşandığı akşam erken seçim kararı almış, sonrasından iktidar koltuğundan olmuştu. Merkel’in de oy kaybının önünü almak, başbakanlığı elde tutmak için benzer bir manevraya başvurması zayıf bir olasılık, ancak Baden-Württemberg’de yaşanan ağır yenilginin Hıristiyan demokratlar cephesinde hissedilir sarsılmalara yol açacağı bugünden görünüyor.
Hıristiyan demokratların bu yenilgisinin arkasında Stuttgart 21 projesi, atom santralleri konusundaki tutum, halkın sırtına bindirilen ağır kısıtlama politikaları... gibi pek çok konu bulunuyor.

Aslına bakarsanız CDU’nun almış olduğu ağır yenilgiyle içine düştüğü durumun bir benzeri ülkenin diğer büyük partisi SPD için de geçerli. O da Baden-Württemberg’te yıllardır ana muhalefet olduğu halde oy kaybederek, üçüncü parti konumuna düştü. Buna rağmen Yeşiller’in koalisyon yaparak iktidara gelmenin sevincini yaşıyor. Benzer bir tablo 20 Mart’ta Saksonya-Anhalt’ta ortaya çıkmıştı.

Keza; Baden-Württemberg ile aynı gün yapılan Rheinland-Pfalz seçimlerinde de SPD’nin durumu pek parlak görünmüyor. Geçen seçimlere göre kaybedilen yüzde 10’a yakın oy, Hamburg seçimlerinde elde edilen salt çoğunluk zaferinin partideki gerileme, dipte seyretme sürecini değiştirmediğini gösteriyor.

Önümüzdeki dönem CDU’nun ülke gelelindeki oyunun azalması, güven kaybetmesi ve kısmen de çözülme biçiminde devam edecektir. Bu da 2013 genel seçimlerinden Merkel’in güçlenerek değil, zayıflayarak çıkacağını gösteriyor.
CDU’nun içine düştüğü bu zayıflama sürecinin, bir ara sıkça gündeme gelen, daha sağda bir muhafazakar parti için yapılan tartışmaların yoğunlaşarak sürmesine de zemin hazırlayacak gibi görünüyor. Her ne kadar son eyalet seçimlerinde ırkçı partiler beklenen başarıyı göstermese de bu, yeni bir sağcı parti için koşulların olmadığı anlamına gelmiyor.

Denilebilir ki; Baden-Württemberg seçimleriyle birlikte Yeşiller hem kendisi hem de Alman siyasal yaşamına tarihi bir not düşmüştür. Bu yılın başından beri yapılan tüm seçimlerde oylarını artıran Yeşiller, Baden-Württemberg’de SPD’yi geçmiş ve ilk defa bir başbakan çıkarma hakkı kazanmıştır. Muhafazakar geleneğin bu denli güçlü olduğu bir eyalette, Yeşiller’in oylarını ikiye katlaması (yüzde 12)  dikkate değer bir durumdur. Bunda elbette Yeşiller’in Stuttgart 21 ve nükleer santrallere karşı verilen mücadelenin merkezinde olması ve Japonya’da yaşanan nükleer felaketin etkisi büyük bir önem taşıyor.

Savaş, silahlanma ve atom silahlarına karşı 1970’li yılların sonunda 1980’li yılların başında sokakta verilen mücadelenin üzerinden kurulan, güçlenen ve parlamentoya giren Yeşiller, özellikle SPD ile hükümet kurduğu 1998-2005 yılları arasında adeta barutu tüketen, maskesi düşen, gerçek karakteri ortaya çıkan bir parti oldu. Savaşlara ve sosyal kısıtlamalara verdiği destekle kaybettiği güveni ve itibarı, çevre konularında sokakta katıldığı mücadele ile yeniden kazanmaya başladı.

Yeşiller’in son aylarda oylarını artırmasının bir yönü sistemin iki, hatta FDP’yi de dahil ederek üç partisinin yaşadığı ciddi yıpranmışlık ve bunlara duyulan tepki, Yeşiller’e bir yönüyle “diğerlerinden daha az yıpranma” avantajına sahip oldu.
Burada elbette, aynı sosyal tabakaya seslendiği FDP’nin federal ve eyalet düzeyinde koalisyon ortağı olması ve dolayısıyla sürekli güç kaybetmesi de önemli bir rol oynuyor.

Özetle son iki ay içinde yapılan ve 11,3 milyon seçmenin katıldığı son dört eyalet seçimine baktığımızda şu tablo karşımıza çıkıyor:
a-) Sistemin iki ana partisi SPD ve CDU güven kaybetmeye devam ediyor. Ajanda 2011’in uygulamaya konulmasıyla bir çözülme sürecine giren SPD, muhalefete düşmenin de etkisiyle çözülmeyi durdurmakla birlikte yükselişe geçememiştir. SPD’ye göre daha iyi konumda olan CDU’da Baden-Württemberg seçimleriyle birlikte gerileme ve oy kaybı süreci hızlanma eğilimine girmiştir.
b-) Sistemin “küçük partileri” FDP ve Yeşiller’de kalıcı bir yükseliş içinde değil. Elde edilen kısmi başarıların devamı gelmiyor bu yüzden de dalgalanma devam ediyor. Neoliberal politikaların açıktan sözcülüğünü yapan FDP’nin önümüzdeki süreçte biraz daha güç kaybetmesi, iç çatışmaların ortaya çıkması, oy oranın barajı sınırına dayanması kuvvetle muhtemeldir.
c-) Eyalet seçimlerine bakıldığında, sosyal kısıtlamalara ve savaşa karşı tutumuyla dikkat çeken Sol Parti fazla bir varlık göstermemiş, çıkış yapamamıştır. Hamburg’da ve Saksonya Anhalt’ta eski oyların korunması bir başarı olarak görülürken, Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde fazla bir varlık gösterilememiştir. Bu nedenle, Sol Parti bu tutumunda bir değişiklik yaratmadığı takdirde mevcut oyları ve kazandığı gücü de koruması da zor olacaktır.

evrensel.net
www.evrensel.net