Barışçıl devrim


17 Şubat 2011 06:07

Tunus ve Mısır’ daki halk ayaklanmaları her kesimde tartışılmaya devam ediyor.
Devrim mi, devrim değil mi meselesini hala çözebilmiş değiliz ama iktidarın yöneten sınıflardan henüz alınmadığı konusunda hemfikiriz.
İşçi sınıfı, emekçiler ya da halk iktidarı nasıl alacak?
Yeni tartışma bu. Bu tartışma aslında çok eski bir tartışma. Reformcularla devrimcileri karşı karşıya getiren bir tartışma.
Son yıllarda liberal, reformcu kanadın başını çekmeye hevesli, revizyonist TKP’ nin son genel sekreteri Nabi Yağcı iki yüz yıllık tartışmayı yeniden ısıtmaya çalışıyor. Barışçı devrimi selamlıyor. “Barışçı Mısır devrimi bütün dünya halkları için yeni bir diriliş çağrısıdır.
Hepimize kutlu olsun.” Diye internet üzerinden kutlama mesajları yayınlıyor. Köşesinde “ Ne yapsalardı Mısırlı solcular…Silahlansalar mıydı?” diye sorduktan sonra, cevabı da veriyor: “…Tahrir Meydanı’nın heterojen yapısını yansıtan bir meclis kurabilirlerse yine örneğin o mecliste başı açık kadınlar olduğu gibi başı kapalı kadınlar da olur ise, hangi demokrasi daha demokrasi olur, başı kapalı diye kapı dışarı edilen Merve Kavakçı’ nın olduğu bir meclisin temsil ettiği demokrasi mi, yoksa onlarınki mi?”
Nabi Yağcı, silahsız, şiddetsiz bir devrimi savunuyor. Onun devrimi burjuva demokrasisi ile sınırlı. Türbanlı kadınla, türbansız kadının bir arada olabileceği bir Meclis Yağcı’ nın ufku…
Silahlardan hiç hoşlanmadığı gibi, işçi sınıfı ve işçi sınıfı devrimcilerinden de pek hoşlanmıyor. Mısır ayaklanmasında işçi sınıfı ve devrimcilerinin olmadığını ve dünya işçi sınıfının bu ayaklanmayı desteklemediğini iddia ederek şunları yazıyor: “…Ayrıca nerede onlar? Nerede Mısır halkını desteklemek için Batı’da, kapitalizmin kalbinde grev yapan, sokağa dökülen işçiler, sendikalar? Bizde Yargı Reformu Yasası’nı protesto edenler neredeler?”
Yağcı’ ya cevabı Birgün Gazetesi’ nde Mısırlı Hossam el-Hamalawy veriyor.
“Bazıları işçilerin greve gitmesine şaşırmış olabilir. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Bu tamamen aptalca. İşçiler, Aralık 2006’daki Mahalla grevi tarafından tetiklenen ve Mısır tarihinde 1946’dan bu yana yapılan en uzun ve en aralıksız grev dalgasını sahnelediler. Sizin buna dair haberlere ilgi göstermemeniz işçilerin hatası değil. Son üç yıl boyunca Kahire’de ya da bir başka ilde olsun, her gün bazı fabrikalarda grev oldu. Bu grevler sadece ekonomik değil, aynı zamanda imkan dahilinde politikti.
Ayaklanmanın ilk gününden itibaren işçi sınıfı protestolarda rol aldı. Örneğin Mahalla’daki, Süveyş’teki ve Kafr el-Dawwar’daki protestocuların kim olduğunu düşünüyorsunuz? Bununla birlikte işçiler “göstericiler” olarak rol aldı ve “işçiler” olarak yer almaları çok da gerekli değil –ayrı olarak hareket etmediler anlamında...
İşçiler tarafından bu hafta sürdürülen grevlerde ekonomik ve politik talepler kaynaşmıştı. Bazı bölgelerde işçiler rejimin düşmesini talepleri arasında listelememişti, ancak Tahrir’dekilerle aynı sloganları kullandılar ve birçok durumda –en azından hakkında bilgi alabildiğim ve başkalarının da olduğundan emin olduğum- işçiler devrimle dayanışma içinde politik taleplerini içeren listeyi ortaya koydular.
Bu işçiler yakın zamanda evlerine dönmüyorlar. Mübarek’in devrilmesiyle cesaretlendiler. Grevlere başladılar, çünkü artık ailelerini besleyemiyorlar. Çocuklarına gidip ordunun kaç ay içinde olacağını bilmedikleri bir zamanda kendilerine yiyecek ve haklarını vereceğine söz verdiğini söyleyemezler. Grevcilerin birçoğu, yozlaşmış, devlet destekli Mısır Sendikalar Federasyonu’ndan ayrı özgür sendikaların kurulmasına dair ek taleplerini yükseltmeye başladılar bile. Bugün, el-Gabal el-Ahmar’da binlerce toplu taşıma çalışanının protesto başlattıklarına dair haberleri aldım bile. Helwan çelik fabrikalarındaki geçici işçiler de protesto düzenliyor. Demiryolu teknisyenleri trenleri durma noktasına getirmeye devam ediyor. el-Hawamdiya Şeker Fabrikası’nda binlerce kişi protesto düzenliyor ve petrol işçileri yarın greve başlayacak ve Bakan Sameh Fahmy’yi suçlayacak, İsrail’e gaz ihracatını durduracak. Ve diğer endüstriyel merkezlerden başka haberler geliyor.
Bu noktada, Tahrir Meydanı işgali muhtemelen askıya alınıyor. Ancak şimdi Tahrir’i fabrikalara taşımalıyız. Devrim ilerlerken kaçınılmaz bir sınıfsal kutuplaşma gerçekleşecek. Uyanık olmalıyız. Bu noktada durmamalıyız....”
Nabi Yağcı belki haberdar olmuyor ama başta Türkiye olma üzere Dünyanın pek çok ülkesinde Tunus ve Mısır halk ayaklanmalarının işçiler ve halk tarafından desteklendiğini Evrensel okurları en azından biliyor.
Gelelim asıl konuya. Ezilen, sömürülen halk yığınları silahlanmadan, zor kullanmadan, barışçıl yollarla egemen iktidarı devirip, kendi iktidarını kurabilir mi? Böyle bir şey tarihte görülmedi. Nabi Yağcı da bunu iyi bilir. En azından Devlet ve Devrim broşürünü okumuştur. Devrimde zorun rolünü bilmemesi imkansız. Ama, onun devrim ve işçi sınıfının ya da halkın iktidarı meselesi olmadığı için, en uzak erimli hedefi burjuva iktidarının “demokratikleştirilmesi” ile sınırlı olduğu için, okuduklarını unutuyor.

evrensel.net
www.evrensel.net