‘İhtiyaç’ meselesi


12 Mart 2011 10:23

Kirvem,

Geçtiğimiz günlerde şehrimizin birinde tek başına gündüz gözüyle banka soymaya kalkışan bir vatandaşımız, bu “iş”i profesyonelce, hani  nasıl derler yağdan kıl çekercesine kotarmayı beceremeyip, tam aksine yüzüne gözüne bulaştırıp, dolayısıyla anında yakayı ele verip piyastos olunca, giriştiği bu “macera” sonucunda pişmanlık duydu mu bilemiyorum, ama koluna sıkı sıkı yapışan polis “amca”ların gözetiminde öncelikle karakolun yolunu tutarken, hemen olay yerinde başına üşüşen televizyoncuların bir taraftan sıcağı sıcağına görüntü alırken diğer yandan alelacele sordukları “Bunu niçin yaptınız?” sorusuna verdiği kısacık cevap hayli ilginçti:
 “İhtiyaç meselesi!..”

Kirvem doğrusunu söylemek gerekirse yıllardan beri aklım sıra parmağıma dolayıp, dolayısıyla “mesele” babında değerlendirdiğim hemen her konu hakkında iyi-kötü bir şeyler karalayıp, hatta zaman zaman boyumdan büyük laflar geveleyip dururken, günün birinde içimizden birinin bomba süsü verdiği bir nevi çatapatla ortalığı önce velveleye verip, ardından da elindeki uyduruk bir kurusıkı tabancayla banka soymaya kalkıştıktan sonra, o patırtı esnasında araklayabildiği iki deste parayla anında yakalanınca, gayet soğukkanlı bir ifadeyle bunu “ihtiyaç meselesi” yüzünden yaptığını belirtmesine hem şaşırdım hem de görünüş itibarıyla bu tür işlerin “ehli”  olmadığı anlaşılan orta yaşlı bu vatandaşımızın içine düştüğü bu “kaknem” durum karşısında gerçekten de üzüldüm.
Tamam! Kimselerin hemen “ahlak” kumkuması kesilip, akabinde de, “Ne yani şuna veya buna kendince ‘ihtiyaç’ duyan herkes, bismillah deyip banka, market, postane, pastane ya da onun bunun evini soymaya kalkışırsa halimiz nice olur ka yavrum!” türünden nutuk atmasına gerek yok; zaten ben özüm de tüm kaz kafalılığıma rağmen, yine de kanun dışı davranışları onaylamak gibi bir dertten de elhamdülillah muzdarip değilim, benim derdim mobese kameralarına yansıyan görüntülere bakılırsa her haliyle “acemi” olduğu ayan beyan sırıtan bu insanın içine sürüklendiği “biçare”  durumu “ihtiyaç meselesi” diye açıklarken belki de farkında bile olmadan sergilediği ruh halinin endazesiydi!

Bu ruh  halinin derununda yatan, bir anda kelimelerle dışa dökülen bu ifade tarzında acaba saflık, hatta tam aksine  küstahlık mı yatıyordu, veya o anda mal bulmuş mağribi misali çevresini saran televizyoncuların peş peşe sordukları sorulardan bunalıp, belki de koyun can, kasap et derdinde misali ağzından iki çift laf almaları için gösterdikleri çabaya, itiş kakışa kızıp, buna verdiği tepki miydi tabii ki bilemiyorum, ama nedeni ne olursa olsun, yaptığı eylemi, daha da doğrusu kendince üzerinde kim bilir kaç gün düşündükten sonra planlayıp, her halükarda “kansız” gerçekleştirmeye kalkıştığı bu “iş”in fiyaskoyla bitip, tıpkı evdeki hesabın çarşıya uymamasıyla gelişen bu davranışın ezikliğini, eninde sonunda  “ihtiyaç” meselesi diye noktalaması nedendir bilmem içimi burktu...

Ellerine kelepçe vurulan bu insanın kodesi boylamadan önce “ihtiyaç” duyduğu şeylerin ne olduğunu, neler olabileceğini düşünüp, bundan yola çıkarak bir roman yazmaya kalkışmayacağım kesin, ama madem ki Tanrı’nın huzurunda konuşuyoruz, yalansız hilafsız diyeceğim şu ki, bu “gariban” insanın “ihtiyaç”ları, bizatihi kendi bankalarının içini fare misali sessiz sedasız tırtıklayıp, sonra da yaban ellere doğru yelken açan, dahası da bir zamanlar bununla da yetinmeyip kurdukları “parti”yle vatan, millet yaygarasıyla halka hesapça “umut” pompalayan kimi banka “patron”larından, bu süfli “tacir”lerden kesinlikle daha fazla olduğuna dair kalıbımı basarım Kirvem!..

evrensel.net
www.evrensel.net