Ulusal sermaye


12 Mart 2011 09:32

Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre 2009’da da sabit fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasıla (reel GSYİH) yüzde 4.7 azaldı. Yani yurdumuzda üretilen tüketim ve yatırım mal ve hizmetlerinin toplam değeri 2009’da bu kadar azaldı. 2010 yılının reel GSYİH rakamı Mart sonunda açıklanacak, ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Eldeki verilere göre 2010 yılının Temmuz-Eylül döneminde GSYİH, 2009 yılında aynı döneme kıyasla (yine sabit fiyatlarla) yüzde 5 arttı; 2008 yılı aynı döneme göre yüzde 3 artmış görünmektedir. Yani iki yıl önceki üretim seviyesini azıcık aşmış olduk. 

Şimdi Milliyet gazetesinde bir başlığa bakalım: “Koç’un şirketleri gaza bastı: gelirde 53.8 milyar aşıldı”; yine Koç grubuyla ilgili olarak “İşler yolunda gitti, 2010’da tüm şirketler büyüdü”, “Koç’un net kârı 1.7 milyar TL”.

Hürriyet’in bir haberine göre ise “Forbes listesinde Türk milyarderlerin sayısında bu yıl önemli bir artış yaşandı. Geçen yıl 28 milyarderi ile listede yer alan Türkiye bu yıl 38 milyarder ile dikkat çekti.” Hürriyet haberinde, dünya milyarderler listesini derleyip yayımlayan Forbes dergisinden şu cümleleri aktarıyor: “Giderek güçlenen bir ekonomi içinde demokrasi ve İslam kültürünü yaşatma becerisi gösteren Türkiye’nin bölgede model teşkil ettiği, 10 yıl önce yalnızca 5 Türkün yer aldığı listede şimdi Türk milyarderlerinin net toplam varlığının 64 milyar dolara çıktığı, 10 rakamlı servete sahip güçlü Koç’lar ve Sabancı’ların servetlerini ailelerine yaydıkları görülüyor. 2.8 milyar dolar servete sahip şekerleme gıdalar patronu Murat Ülker 2007 de Campbell Soup şirketinden Godiva çikolatalarını satın aldığı gibi Türkler global markalara sahip olma peşindeler.”

Bu haberler sermayedarların gelirlerinin ve servetlerinin ülke ekonomisiyle rabıtasının olmadığını; bunun Türkiyeli sermayedarların yurt dışında üretim faaliyetlerinden kaynaklandığını göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumunun son rakamlarına göre 2007, 2008, 2009 yıllarında Türkiye’ye dışardan 8’er milyar TL mülk geliri (faiz, kâr) girdi. Bu, yurdumuzda üretilen GSYİH ile şirket kârlarının tutmamasını izah etmektedir. Buna mukabil Türkiye’de yapılan üretimden sağlanan kazançlardan yurt dışına 2007’de 18 milyar TL, 2008’de 19 milyar TL, 2009’da 20 milyar TL mülk geliri çıkarıldı. Bu da Türkiyeli olmayan sermayedarların yurdumuzdaki faaliyetinden yurt dışına çıkardığı kazançlarıdır.

GSYİHye yurt dışından temin edilen kazançları ekleyip, yurt dışına transfer edilen kazançları çıkararak ‘gayri safi milli hasıla’ (GSMH) denilen başka bir ölçüye varılmaktadır. Türkiyeli olmayan sermayenin Türkiye’de kazançları Türkiyeli sermayenin dışardaki kazançlarından daha çok olduğundan, GSMH rakamları GSYİH rakamlarından düşüktür. Nedense TÜİK’in sitesindeki tablolarda, DPT’nin sitesindeki tablolarda GSMH rakamları 2007’den sonra gösterilmemektedir.

Gayri safi milli hasıla terimindeki milli kelimesinin bir nükte olmadığından okurlarım emin olabilirler. Yukarda serd edilen gerçeklere rağmen, menfaat birliği içinde topluluk manasında “millet” diye bir gerçekliğin olduğuna inananlar mevcuttur. Örneğin, içgüdüleriyle kapitalizmin namusunu kurtarmak isteyen yazarlar bazen ‘uluslararası sermayeden’ bahseder. Bu ifadenin mefhûm-ı muhalifi, ‘uluslararası olmayan sermaye’dir, yani ulusal sermayedir. Türkiye’de uluslararası üretim ağlarına katılmamış, dünya ekonomisiyle bütünleşmemiş, işçilerle kader birliğini sürdüren ‘ulusal sermaye’ olarak geriye, olsa olsa, küçük esnaf kalmıştır. Alışveriş merkezlerinin, büyük perakende şirketlerinin ezdiği esnaf. Onlar da zaten emekçidir.

evrensel.net
www.evrensel.net