Sendikacılar milletvekili olunca…


10 Mart 2011 11:55

Seçim süreciyle birlikte milletvekilliğinde gözü olanlar da birer birer ortaya çıkmaya başladı. Milletin vekilliğine aday olanlardan beklenen içinden gelmiş oldukları toplum kesiminin çıkarlarını parlamentoda temsil etmeleridir tabiatıyla. Belki bürokrat ve teknokrat olarak görevliyken vekil olanlardan daha farklı beklentiler de olabilir. Örneğin bir diplomatın dış ilişkiler konusunda yasama ve yürütme organlarında bilgisinden, tecrübesinden faydalanılmak istenebilir. Ama bir işadamından, bir tüccardan ya da bir işçiden milletvekili olduğu zaman beklenen, içinden geldiği kesimin çıkarlarını parlamentoda temsil etmesidir.

Bugüne kadar milletvekili olarak parlamentoya girenler içerisinde sermayedarlar ya da sermayenin temsilcisi olarak görev yapmış olanlar, iktidar partilerinde de olsalar, muhalefette de olsalar kendilerinden beklendiği gibi içinden geldikleri sermaye kesiminin çıkarlarının savunuculuğunu yapmışlardır. İşçi sınıfı içinden gelenlerin parlamentoda vekil olabilmeleri, Cumhuriyetin en başından buyana –TİP dönemi gibi- birkaç istisna dışında pek de mümkün olmamıştır. Özellikle 12 Eylül rejiminin getirdiği ve 30 yıldır bilinçli bir biçimde değiştirilmeyen yasalar nedeniyle ne işçileri gerçek anlamda temsil eden bir parti ne de gerçek anlamda bir işçi temsilcisi parlamentoya girebilmiştir.

Gerçi 12 Eylül’ün Danışma Meclisi ve Bülent Ulusu’ya kurdurulan hükümette sendikacılar bakanlık bile yapmışlardır. Daha sonraki dönemlerde de birçok sendikacı milletvekili ve bakan olmuştur. Ancak sendikacı kimliğiyle milletvekili olanların hiçbiri -Türkiye’de emekçi kesimlerin haklarına yönelik en yoğun saldırıların gerçekleştiği bu dönemde- işçilerin haklarını savunacak hemen hiçbir somut girişimde bulunmamıştır. Sendikacı kimliğine sahip milletvekillerinin parlamento içinde sergiledikleri işçi haklarını savunmaktan uzak olan bu tavrı, sendika yöneticisi olarak yaptıklarıyla değerlendirildiğimizde pek fazla çelişki içinde olmadıklarını söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.

Sendikacılıktan milletvekilliğine geçenlere bakıldığında özellikle 1990’lı yıllardan itibaren konfederasyon başkanlarının milletvekilliğine geçiş yapmalarının neredeyse bir gelenek haline geldiği görülmektedir. Hak İş Başkan’ı Necati Çelik’in 1996 seçimlerinde milletvekili olmasıyla başlayan bu süreç, DİSK Başkanı Rıdvan Budak’ın 1999 seçimlerinde milletvekili olmasıyla devam etmiştir. Türk İş Başkanı Bayram Meral de bu geleneği devam ettirmiş ve 2002 seçimlerinde parlamentoya giren konfederasyon başkanları arasına katılmıştır. 1996’da bu yana milletvekili olmadan konfederasyon koltuğunu bırakan tek kişi Türk İş Başkanı Salih Kılıç olmuştur.  

Konfederasyon başkanları dışında Emin Kul (T. Denizciler Sendikası), İzzet Çetin (T. Harp İş), Enver Öktem (OLEYİS), Hüseyin Tanrıverdi (Hizmet İş), Cevdet Selvi (Petrol İş) ve Ağah Kafkas (Öz Gıda İş) gibi sendika başkanlarıyla Bekir Yurdagül, Yücel Iğdır, Mümin İnan gibi sendikaların şube ve merkez yönetimlerinde yer alan sendikacılar da milletvekilliği yapmışlardır.

12 Haziran 2011 seçimleri için -bu yazının kaleme alındığı saatlerde- DİSK başkanı Süleyman Çelebi dışında milletvekilliğine aday olacak konfederasyon başkanları konusunda henüz kesin bir bilgi edinmek mümkün olmamıştır. Ancak Türk İş başkanı Mustafa Kumlu ve Hak İş başkanı Salim Uslu’nun geleneği bozmayıp milletvekilliğine adaylıklarını açıklayacakları konusunda duyumlar alınmıştır. Bunun dışında bazı sendika başkanlarının da adaylıklarını açıklamaları beklenmektedir.

Toplumun her kesimi gibi sendikacıların da milletvekili olmak istemeleri son derece doğaldır. Ancak daha önceki sendikacı vekillerinin işçi sınıfını temsil konusundaki yetersizlikleri ve milletvekili olmak isteyen sendikacıların, sendikacı olarak sahip oldukları olumsuz sicil, emekçiler açısından önümüzdeki dönemde de karamsar bir tablonun ortaya çıkmasının habercisi olmaktadır. Öte yandan özellikle konfederasyon başkanlığından milletvekilliğine geçişin bir gelenek haline dönüşmesi, bu kişilerin yönetimleri sırasındaki icraatlarını da önemli ölçüde şaibeli hale getirmektedir.   

Sözün özü: Anti demokratik bir seçim sistemi içinde toplumun çok büyük bir bölümünü oluşturan emekçilerin gerçek temsilcilerini parlamentoya gönderebilmeleri olanaksız hale getirilmiştir. Bu sistem içerisinde sendikacı olarak emekçi kesimlerin haklarını temsil edememiş olanlar, emekçilerin haklarını ortadan kaldırmaya çalışan partiler tarafından vitrin olarak kullanılmaktadır. Emekçiler bu oyunun farkına varmalı ve gerçek temsilcilerini iktidara taşıma mücadelesini önümüzdeki seçim sürecinde de daha sonrasında da sürdürmelidir(!)

evrensel.net
www.evrensel.net