‘Birlik’ ve mücadelenin ihtiyacı


10 Mart 2011 11:53

Merkezleri İstanbul’da olan Petrol-İş, Tek Gıda-İş, Deri-İş, Hava-İş, Kristal-İş, TÜMTİS, TGS, Dok Gemi-İş ve TOLEYİS sendikaları, bir araya gelerek, bundan böyle, sendikal mücadelenin sorunları ve işçi mücadeleleri konusunda ortak tavır alacaklarını ilan ettiler.

Sendika başkanları bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Belediye-İş üyesi işçilerin Hizmet-İş’e geçirilmesine tepki gösterirken, öte yandan da “Bundan böyle nerede işçi mücadelesi varsa orada biz olacağız” diyerek, sendikaların bir araya gelme amacını açıkladılar.

Türk-İş’in bugün “hükümetin arka bahçesi” durumuna getirilmesini; bunda hem hükümetin hem de Türk-İş üst yönetimini rolünü eleştiren ve buna son verecek bir “birlik” oluşturduklarını ifade eden dokuz sendikanın yöneticileri, son derece önemli bir role soyunmuş da oldular. Çünkü uzun yıllardan beri, sendikal mücadeleni ihtiyacını duyduğu, “mücadele etmek için bir araya gelen bir sendikal mihrak” elbette ki çok önemlidir. Ortay çıkan “birlik” ve “mücadele içindeki tüm işçilerle dayanışma içinde olunacağı” söyleminin özünden anlaşılan, bu birliğin DİSK, Türk-İş, Hak-İş, hatta sendikalı sendikasız olduğuna bakılmadan tüm işçilerin mücadelesini destekleyeceği, onların yanında olacağıdır. Ki, bu da elbette, sendikal hareket bakımından kendi başına bile, bir çıkış olarak çok önemlidir.

Bu açıklamadan anlıyoruz ki, artık bir işletmede başı patronla ya da devlet kurumlarıyla bir biçimde derde giren şu sendikadan bu sendikadan ya da sendikasız işçilerin, sendikacıların, sendika şubelerinin, “Bize yardım edin”, “Bizim arkamızda olun” diye başvuracağı bir sendikal birlik vardır.

Tabii ki, birliği oluşturan sendikaların bu birliği oluştururken başkaca ne gibi üstünde uzlaştıkları ilkeler vardır; bilmiyoruz. Ama hükmet ve sermaye partileriyle içli dışlı bir sendikacılığı mahkum ettiklerine ve “Bundan sonra nerde eylem varsa buradaki sendikalar orada olacağız. Nerede haklı bir direniş varsa biz orada olacağız. Bunu herkes böyle bilsin!” dediklerine göre, bu birliğin İstanbul’da merkezi olan, mücadeleci bir sendikal çizgi izlemek isteyen başka konfederasyonlardan sendikalara da açık olması gerekmez mi?

Ya da böyle bir araya gelen sendikaların, aynı zamanda farklı konfederasyonlara bağlı sendikaların arasındaki rekabeti önleyen (Belediye-İş ve Hizmet-İş arasında yaşan gibi) ya da sendika merkezlerinin şubeleri tasfiye etmeye yönelen girişimlerine (Belediye-İş’te son aylarda yaşananlar gibi) karşı da gerektiğinde tavır alacak bir birlik olması gerekmez mi?

Açıklamada yer alan; “mücadele eden her işçin yanında olama”, “Hükümetin Türk-İş’i arka bahçesi yapma girişimlerine” karşı durmanın “uzun yürüyüş” olarak dile getirildiği yerde, ortaya çıkan birliğin kendisini “Bu, Türk-İş genel kuruluna kadar devam edecek uzun yürüyüşün başlangıcıdır” diyerek “birliğin” hedeflerini adeta Türk-İş Genel Kongresi’yle sınırlaması çıkış iddiasını zayıflatıcı değil midir?

Sendikal mücadelenin ihtiyaçları; sendikaların pek çoğunun tümden işlevsizleştiği, sendikalardaki iç mücadelelerini çoğu zaman sendikayı tasfiyeye dönüştüğü, “Küçük olsun ama benimi olsun” fikrinin her geçen gün daha çok rağbet gördüğü bir zamanda elbette yukarıdaki soruları çoğaltabiliriz.

Çünkü bugün, sendikal merkezlerin büyük bölümü, hatta konfederasyonlar kendilerinden beklenin en asgarisini bile yerine getirmekten uzaktır. Dahası en hayati talepler karşısında bile (bunu “Torba Yasa”ya mücadelede de gördük) sendikaların büyük çoğunluğu bir araya gelememektedir. Onları bir araya getirecek bir otoritenin sıkıntısı çekilmektedir.

Dolayısıyla emek mücadelesi sayısız ama bir bölümü bazı küçük önlemlerle de ortan kaldırılacak önemli sorunlarla yüz yüzedir. Ve bu “birliği” oluşturan sendikaların yöneticilerinin, bu sorunlarla mücadele etmek üzere kendi yükümlülüklerini tarif etmeleri tüm işçilerin ve emek dostu çevrelerin onlardan beklentisidir.

Hele çarşamba günü yapılan açıklamadan sonra bu beklenti daha da artmıştır.

evrensel.net
www.evrensel.net