Yargıda özgürlük karşıtı eğilimler


09 Mart 2011 11:57

Türkiye yargısının bazı düzeltmelere karşın bağımsızlık ve tarafsızlık sorununun olduğu çok açık.

Keyfi gözaltılar ve tutuklamalar da bugün ortaya çıkmış bir sorun değil.Ama uygulamaya bakıldığında durumun giderek kötüleştiği de görülüyor.

Yargının pratiğini insan hakları standartları açısından ölçmenin en nesnel yolu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıdır..AİHM’den neredeyse her 10 kararından 9’u ihlal olarak dönen bir yargıya yargı kurumu denilebilir mi?Olsa olsa böyle bir yargı o devletin ideolojik aygıtı olarak nitelendirilebilir.Ya da baskı aracı…

Yargının uluslar arası insan hakları belgelerinde yer alan haklara ve özgürlüklere yabancı kalmasının -Anayasa’nın 90. maddesi hükmüne karşın yabancı kalmasının- anlamı nedir acaba? Kanımızca yargının insan hakları belgelerine ve gerçekleştirilen hukuki reformlara direnişi birkaç görünüm altında seyretmekte.Yüksek yargı özgürlükler lehine kararlar üretmek yerine siyasi iktidarla güç mücadelesine girişmekte.

Burada ilginç kavram “ele geçirme” kavramıdır.

Bütün mesele de bu kavramla kendisini gösteren zihniyettedir.Demokrasiyi reddediyor bu anlayış.Halk iradesinin üstünlüğünü reddediyor.Bu çevreler “devlet iktidarı-millet iktidarı” ayrımı yapıyorlardı.Kendileri devlet iktidarını temsil ediyorlardı!Milletin oylarıyla gelenlerin tasarruflarını devlet iktidarını “ele geçirme!” olarak nitelendiriyorlardı.

Kendileri gibi düşünmeyenlerin yargıda etkin görevler üstlenmelerini de “ele geçirme” kavramı ile izah ediyorlardı: Siz yüksek yargının keyfi gözaltılar, haksız tutuklamalar, haksız ve keyfi telefon dinlemeleri ve bilgisayar kayıtlarıyla ilgili sağlıklı bir içtihadına tanık oldunuz mu?Sürekli yakınma yerine ve sürekli olarak insan hakları ve özgürlüklerinin kısıtlama yönündeki pratiğinden başka bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin korunduğuna tanık oldunuz mu?Tekil bazı olumlu kararlardan bahsetmiyoruz.

İnsan haklarını devlet açısından tehdit ve tehlike olarak gören bir yargı karşısındayız.Siyasi iktidarla da  ideolojik ve siyasi polemiğe girmiş bir yargı var. 2005 yılında 55 bin olan mahpus sayısını 121 bine çıkarmış ve bunun da yarısından fazlasını tutuklu statüsünde tutan bir yargı var. Somut durum budur.

Peki,  bu hakim eğilim yanında bir başka eğilim yeşermekte midir?Evet, yeşermektedir.O eğilim de henüz olanca netliği ile somutlaşmasa da madalyonun öteki yüzü olarak,  “ele geçirme” mantığının başka bir temsilcisi durumundadır. Bu eğilim de aynı mantıkla hareket etmektedir; ideolojik, siyasi mücadele içersindedir.

Devlet ideolojisi yerine parti,din ya da inanca dayalı bir yolun iktidarı mücadelesidir bu.

Bu iki eğilim de özgürlük idesinden yoksun.”Ele geçirdikleri” alanlarda soruşturma ve dava yağmuruna tutuyorlar benimsemedikleri düşünce sahiplerini. Katıldığım bir protesto gösterisinde ”Gazetecilere 4 bin soruşturma” yazıyor pankartta.

Peki kim açıyor bu soruşturmaları?

Tuhaf bir adlandırma da var.Sadece ”cemaatçı savcılar” açmıyor bunu.Ya da sadece “ulusalcı savcılar.”

Sorunu bu boyuttan çıkarmak gerekiyor.

Realite şu: Kim, nerede görev ve yetki sahibi ise özgürlük aleyhine inisiyatif alıyor.Yargı özgürlük nedir bilmiyor.Sadece devleti biliyor, tanıyor.Varsa yoksa da aşk ilan ettikleri devletleri!

Bu zihniyetteki yargıdan hukukun üstünlüğü çıkmaz.Hukuk güvenliği de aramayın artık.Bir iktidar mücadelesi var ve bu mücadele “ele geçirme” kavramı altında toplanıyor.

Halbuki, bir savcı ya da hakim, bir polis müdürü ya da polis ya da asker, ideolojik ve siyasi tercihler yapmış olabilir; din ya da inanca dair istediği gibi yönelim içersinde de olabilir.İstediği tarikat yolunu da seçebilir. Atatürkçü de olabilir; cemaat- tarikat fikir ve inançlarını da benimseyebilir.Komünist,sosyalist,sosyal demokrat ve benzeri düşünceleri de benimseyebilir.Ama işini yapacak.İşi bir hukuk devletinde hukukla belirlenmiştir.Ulusalüstü insan haklarıyla belirlenmiştir.Öznel düşüncesine ve inancına değil, hukukun gerektirdiklerine göre hareket edecektir.Kimse de ideolojik ya da inanca dair tercihlerini sorgulayamayacaktır o kamu görevlisinin.Hangi görüş ve inançtan olursa olsun her göreve o görevin gerektirdiklerini karşıladığı için gelebilecektir.O görev “ele geçirilmiş” olmayacaktır.
Türkiye’de işler öyle gitmiyor ne yazık ki…

Yargıda özgürlük karşıtı iki partizan eğilimin verdiği ”ele geçirme” mücadelesi özgürlükleri tehdit ediyor.

evrensel.net
www.evrensel.net