Tarihi doğru okumak-II


17 Şubat 2011 04:20

Geçen hafta araya Mısır konusu girince, siz değerli okuyucularıma verdiğim sözde duramamıştım. Bugün, iki hafta önceki konuya devam ederek, “Tarihi Doğru Okumak” sözcüğünün doğru okunma biçimini tartışmak istiyorum.
Bu konuyu iki koldan tartışmaya açma niyetindeyim. Birinci aşamada tarihi oluşturan gücün ne olduğunu irdeleyeceğim; ikinci aşamada ise bu gücü saptadıktan sonra, ona uyma ya da karşı çıkarak değiştirmeye çalışma çabalarını tartışarak değerlendireceğim.
Kapitalizm sürecinde oluşan toplumsal yapılar, diğer bir deyişle medeniyet tarihi, bir üst yapı olarak, alt-yapı niteliğindeki üretim ilişkileri üzerinde yükselir ve şekillenir. Marksist tartışmalarda ünlü Yunan medeniyeti ile o dönemin üretim ilişkileri arasında kurulamayan bağlantı gibi bazı istisnai örnekleri bir tarafa bırakırsak, sözü edilen üretim ilişkileri ve toplumsal yapı arasındaki bağlantının genel kural olduğu savlanabilir. Ekonomiler arasındaki organik ilişkiler bağlamında bu ilişkiyi bir ülke ya da bir ekonomi çerçevesinde ele almak da doğru olmaz. Günümüzde yaşanan küreselleşme akımı da bu koşulu dayatmaktadır. Şöyle ki, dünya ekonomisini tetikleyen güçlerin ulusal ekonomilerdeki yansımaları ve bunun üzerinde oluşan sosyal yapıların incelenmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.    
Sosyal yapının değişimi şeklinde algılanabilecek medeniyet tarihinin ekonomik alt-yapı tarafından şekillendirildiği görüşü doğrultusunda, ekonomiyi yaratan gücün emek olmasına karşın, ekonomik devinimi belirleyen gücün, maalesef, sermaye olduğunu görmekteyiz. Sermaye dokusu, zaman içinde, üretim güçleri yapısını değiştirirken, karşılaştığı sıkışıklıkları aşabilmek için toplumsal ve siyasal kurumlarda da önemli değişiklikleri zorlamaktadır. Örneğin, reklam piyasasını anormal geliştirerek piyasa gereksinimini çözmeye çalışmaktadır. Bir zamanlar liberal ekonomi politikaları öneren sermaye dokusu, tarihin bir aşamasında sosyal demokrasi politikalarına izin vermiş ve bu tür politikaların yaygın uygulamasını sağlamıştır. Sosyal demokrasi politikaları ile emekçilerin aldatılarak yoğun mücadelelerinin baskılanması  yanında, ulusal sınırlar içinde piyasa genişletilerek sermayenin tıkanıklığını aşmasına da destek sağlanmıştır. Günümüzde küreselleşme ile tüm yerküreyi piyasa olarak emri altına almış olan sermayenin artık ulusal sınıra gereksinimi kalmadığından, sosyal demokrasi politikaları giderek zayıfla(tıl)maktadır.
Şu hale göre; tarihsel süreçte tanık olduğumuz liberal dönem, sosyal demokrasi dönemi, küreselleşme ve post-modern dönem gibi değişimleri tetikleyen güç, doğa olaylarında olduğu gibi, tabiat yasaları olmayıp, sermayenin giderek genişleme ve yayılma sürecinde önüne çıkan engelleri aşma çabalarının politik yansımalarıdır. Giderek genişleyen ve yaygınlaşma ihtiyacı içinde olan sermaye dokusu, çevreden iç alana doğru, insanları ilk aşamada proleterleştirmekte ve daha sonraki aşamada ise yoksullukla başbaşa bırakmaktadır. İşte, kapitalizmin üzerinde yükselen sosyal yapının tarihi budur ve bu tarihi dönüştürücü güç de sermayedir. Sermayenin tetiklediği bu dönüşüm sermaye dokusuna nefes aldırırken, bunun bedeli olarak da, insan ve doğa dokularını tahrip etmektedir.
Bu tarihin gerçekten doğru okunması gerekmektedir. Bu tarihin doğru okunması, geçmişi anlayabilmek ve geleceği öngörebilmek açısından olduğu kadar, sermaye dokusunun karşısında ezilme durumundaki insan ve doğa dokularını kurtarma enerjisini kazanabilmek için gereklidir. Hal böyle olunca; değişimin ana dokusu ve etrafa yaptığı tahribat net olarak anlaşılınca, insan ve doğa dokusunun selameti adına “tarihi doğru okumak” ona uyum sağlamak anlamında “sosyal darvinizm” olarak yorumlanamaz, yorumlanmamalıdır! Bu anlamda “tarihi doğru okumak”, gidişata uymak şeklinde değil, tarihin akışını değiştirerek, insan ve doğa dokularına yararlı gerçek medeniyetin oluşturulması şeklinde yorumlanmalı ve ona yönelik politikalar uygulanmalıdır.
Küreselleşme politikalarının tüm ekonomileri tek-tipleştirmesi tüm yerküreye sosyal darvinizm dayatması anlamına gelmektedir. Devletin küçültülmesi, özelleştirmeler, üretim sürecinde esnek istihdam ve parçalı üretim koşullarının siyasîler eliyle yaygınlaştırılmaları, insanlarımızı edilgen birer doku olarak sermayenin dayatmalarına uyum sağlamaya zorlanması demektir. Halkına böylesi dayatmaları “ileri demokrasi” adına yutturmaya çalışan siyasi kadrolara oy veren halklar, sermaye ve onun siyasi dayatmacıları karşısında ezilmeye mahkumdur!

evrensel.net
www.evrensel.net