Tartışılan basın yasası değil basın özgürlüğü


08 Mart 2011 13:08

Dün AKP Grup toplantısında Başbakan Erdoğan, yine esti gürledi. Basını eleştirdi; yargı kararlarını eleştirdi, hükümetin, basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, bağımsız yargıyı savunduğunu iddia ederek; pembe tablolar çizdi.

Ancak Başbakan, “Biz basın özgürlüğünü savunuyoruz” derken, basın özgürlüğü ile demokrasiyi karşı karşıya getirdi ve sanki demokrasi ile basın özgürlüğü birbirinden bağımsız olabilirmiş gibi, basın özgürlüğü üstünden eleştirilere, “Demokrasi olamadan basın özgürlüğü olmaz” diyerek yanıt verdi.

Ve dönüp iddialarını güçlendirmek için; “tutuklu 27 gazeteci” için; bunlar gazetecilik faaliyetinden değil “Terör örgütüne üye olmak”, “nitelikli dolandırıcılık”, “taciz”, .... gibi suçlardan tutuklu diyerek ülkede basın özgürlüğünün en ileri düzeyde var olduğunu iddia etti.

Başbakan bilinen üslubuyla; basın özgürlüğünü ve demokrasiyi Türkiye’de sadece kendilerinin savunduğunu bunu sadece şimdi değil eskiden beri “hayatları pahasına” savunduklarını da bir kez daha yineleyerek kendilerine yönelik tüm eleştirilere yanıt vermiş oldu!

Zaten son günlerdeki tartışmada, sorun da burada. Gazetecileri de gazetecilik yaparken suç işleyebilir, basın yasasını şu ya da maddesini ihlal edebilir, bundan dolayı hapis ya da para cezalarına çarptırılabilir. Burada eğer bu cezalar basın yasasındaki kimi antidemokratik maddelere dayanarak verilmişse; basın yasası, yasanın antidemokratik karakteri eleştirilir; hükümet, meclis bu yasayı değiştirmediği için suçlanabilir. Nitekim ülkemizde ya da (başka ülkelerde) sorunun bu yanı da sıkça gündeme gelmekte, tartışılmaktadır.

Ancak son günlerde basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında eleştirilen, sokaklara çıkılarak tepki gösterilen şey; Türkiye’deki basın yasasının antidemokratikliği, bu yasanın uygulamasında hükümetin ya da yargının tutumu değildir. Bugünkü tartışma ise tamamen farklıdır.

Bugün tartışılan, hükümetin elindeki mali gücü (ceza kesme, banka kredisi verip verememe), siyasi gücü (istihbarat ve emniyeti, “özel yetkili savcılık makamını”) ve yandaş basının desteklenip bir silaha dönüştürülmesi gibi araçları kullanarak basını sindirmeye girişmesidir! Nitekim son aylarda açıkça görülmektedir ki; hükümet kendisine az çok muhalefet eden gazeteleri ve gazetecileri baskı altına almak için, patronları köşeye sıkıştırarak, köşe yazarlarının işine son verdirmek, gazetelerin yöneticilerini değiştirmeye zorlayacak düzeyde bir baskı uygulamaktadır. Bunlar da yetmediğinde “Ergenekon terör örgütü üyesi olma”(*) gündeme girebilmektedir. Bunların hiçbiri elbette Basın Yasası’nda yoktur ama hükümet elindeki imkanları kullanarak bu baskıyı yaratabilmektedir. Böylece hükümet, “Basın Yasası’na göre kimse cezaevinde olmadığına göre, memlekette basın özgürlüğüne engel bir şey yoktur, bizde ileri demokrasi vardır” diye kendini savunmaktadır.

Dün Başbakan Meclisteki Grup konuşmasında, 28 Şubatçıların gazetelerin hangi manşeti nasıl atmaları gerektiğine kadar varan müdahalelerini anımsatarak, “Biz böyle bir müdahale yapmıyoruz” diye bugün basının ne kadar özgür olduğuna dayanak gösterdi! Ama şu açık ki bu gün AKP Hükümetinin basına müdahalesi, basın özgürlüğünü etkisizleştirmesi yönündeki baskısı 28 Şubatçıların kaba saba baskılarından çok daha derin çok daha etkili ve çok daha kalıcıdır!

Başka şeyleri bir yana bırakıyoruz; Doğan Grubu’nun sindirilmesinde, şimdi parçalanıp satılması için girdiği süreçte; gazete yöneticilerinin görevden alınmasında yazarların atılmasında, Ciner , Doğuş, Çukorova gruplarına bağlı medyanın uslandırılıp hizaya sokulmasında hükümetin bu gruplar üstünde yarattığı baskının bir rolü yok deniyorsa, hükümet basın özgürlüğüne saygılıdır!

Ama basın camiası tersini düşünüyor!

Başbakanın dünkü yanıtları ve verdiği örnekler bu kaygıyı azaltıcı değildir.

 (*) Son günlerde tartışılan Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın “Ergenekon terör örgütüne üye olmak” gibi bir suçlamayla gözaltına alınmasına, tutuklanmasına tepkinin böylesi boyutlanması bu baskılara duyulan tepkinin bir patlamasıdır. Savcı Zekariya Öz’ün, “Tutuklanma nedenleri basın faaliyetleri değildir. Elimizde başka deliller vardır ama bunları açıklayamayız” demesi ise hiçbir hak hukuk tanımayan, keyfiyetçi zihniyetin bir tezahürüdür ki; basının nasıl keyfi gerekçelerle baskı altına alındığının da açık kanıtıdır.

evrensel.net
www.evrensel.net