Bin Ali’yle Mübarek sonrası…


17 Şubat 2011 04:11

Tunus ve Mısır, Türkiye bakımından, yalnızca bir dış politika meselesi olmanın ötesinde, çoktan iç politika meselesi haline geldiler. Hem emekçiler ve devrimciler hem de sermaye ve gericiler bakımından.
Tunus pek tartışılmadı. Daha “kaotik”ti. Komünistler, devrimciler daha etkindi, ne olur ne olmazdı. Üstelik Mısır bölgede daha gelişkin bir ülke, daha etkin güçtü de. Ayaklanmanın sürmesi ve Bin Ali kaçmışken Mübarek’in direnmesi de Mısır üzerinde durulmasını getirdi.
Tartışıldı: Mısır kimi model alacak, hangi örneği izleyecekti? Türkiye’yi mi İran’ı mı? O, işsizlik ve yoksullukla nefes alınmaz özgürlük yokluğuna karşı ayaklananlar, örneğin Turgay Ciner’in Afşin-Elbistan kömür ocaklarında boğaz tokluğuna, üstelik göz göre göre ölümüne çalıştırılmayı mı örnek almalıydılar? Ya da on yıllarca başlarını soktukları gecekonduları “kentsel dönüşüm” kapsamında sabahın köründe dozerler, zehirli gaz ve coplarla başlarına yakılmaya çalışılan Derbentlilere reva görülen muameleye katlanmayı mı benimsemeliydiler? Yoksa 30 yıllık zorbalığın ardından, ne güzel ağızlarını açıp özgürce talep etmeyi ve almayı başarabilmişken, yeniden, her ağızlarını açışta, Türkiye’deki gibi, gaz, cop, tekme ve yetmediğinde kurşun yemeyi mi istemeliydiler? Türkiye ciddi ciddi model gösterildi! Biz daha gelişmiştik ve “demokrasimiz” daha “ileri”ydi, parlamenter oyunlar oynardık! Ama “mezarlıktan geçerken ıslık çalma” babından, Obama’dan menkul bu “ılımlı İslam’lı model ülke Türkiye” ciddiyetsizliği ileri sürenler, “Türkiye halkı acaba Arap halkları gibi ne zaman ayağa kalkar?” diye içten içe titremekteydiler.
“Model” denen “Türk demokrasisi” değil kuşkusuz, demokrasiyle hiç ilişkisi olmayan Erdoğan’la Fethullah’ın, doğrusu ABD’nin “ılımlı İslam”ı. Yani işbirlikçiliğin ve tekelci sermayenin programını uygular, bu arada cebini doldurur, yakını-hısımı palazlandırırken, dini sağlam kullanma, kitleleri hem avutup yatıştırmak hem peşine takmak üzere İslami platformda durma, özetle neo-liberalizm ve Türk-İslam sentezciliğiyle gericiliğin “Allahı”nı yapma. Şimdi, İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) çağrıldığı, zaten hemen bütünüyle girmiş olduğu bu dünya nimetlerinden faydalanma ve palazlanmacılıkla kapitalizme uyum ve emperyalizmle anlaşma yoludur. Gereken ilk adımı atmışlardır. Erdoğan’ın bu yoldaki “başarıları”nı izlemekteydiler, örneğin Tunus’ta İhvancı Gannuşi bu yolun doğruluğunu ilan etmişti. Mısır’da İhvan ayaklanmaya 5 gün geç katılmış, katıldığında da ileri gitmemiş, emperyalizm ve işbirlikçilerine olumlu ve ılımlı mesajlar göndermiştir.
Türkiye’ye içkinleşmiş, bağlantılı diğer bir sorun, yıkılanın kim olduğu, örneğin Mübarek’e kimin benzediğidir.
Zaten “git” demiş olmanın hışmıyla, Erdoğan örneğin, haşa kendisini benzetmiyor Mübarek’e: “Mısır’dan asıl ders çıkarması gerekenler anlamazdan geliyor. Statükoyu elitizmi savunanlar, millete ‘göbeğini kaşıyan adam, bidon kafalı, yüzde 60’ı aptal’ diyenler aynaya bakarlarsa, orada kendi ‘mübarek’ yüzlerini görürler.” T. Akyol örneğin, Mübarek’in alçak gericiliğinin bile suçunu sosyalizme yıkmaya çalışarak, “eski totaliter ve sosyalizan geleneğin yıkılmaya devam etmesi”nden söz açıyor! Liberal solcular “Kemalist” benzerlerinin çöküşünü kutluyorlar. Tümünün anlaştıklarıysa, sömürü ve zorbalık rejimlerinin, kılına halel gelmeden Bin Alisiz ve Mübareksiz sürmesidir.
Bu amaçla Tunus ve özellikle Mısır devrimlerini, ayaklanan halkı ve taleplerini bile sahiplenir görünmüş, Mübarek’e örneğin “git” çağrıları çıkarmış, “defol” manşetleri atmışlardır. Onlara bu manevra imkanını veren, şüphesiz, Tunus ve Mısır halklarının devrimi ilerletip bir halk iktidarı ile taçlandıramamaları, buna, ne bilinç ne de örgüt düzeyi olarak henüz hazır olmamalarıdır.
Son iç politika sorusuysa şudur: Neden “model” Türkiye’de darbecilerle mücadele gerekçesiyle siyaset dışılığını savunduğunuz ordunun Mısır’da siyasetin göbeğine oturması ve tüm yetkileri elinde toplamasını es geçiyorsunuz? “Sivilleşme” derken sahtekarlık mı yapıyordunuz?

evrensel.net
www.evrensel.net