Yine adil yargı


07 Mart 2011 12:39

“Kimse hakim ve savcılara talimat veremez” deniyor. Gerçekten böyle mi? Böyle ise, kimseden emir ve talimat almayan savcı ve hakimlere bravo.  Bazı hakim ve savcılar için bu sözlerin aksi de iddia edildi. Biz, bunun istisna olduğunu varsayalım. Hakim ve savcıların birilerinden talimat almaması adil bir yargı ve adaletin gerçekleşmesi için yeterli midir?

Ya hakim ve savcıların siyasi, ideolojik tarafgirliği ve bu tarafgirliklerinin işlerine yansıması sorununa ne demeli? Yani, durumdan vazife çıkarırsa hakim ve savcılar ne olacak? Hakim ve savcılar iktidar yanlısı olursa, muhalifleri etkisizleştirmek için, sistemi koruyorum düşüncesiyle hükümeti korumaya çalışırlarsa,  yetkilerini bu yönde kullanırlarsa ne olacak? Hakim ve savcıların tarafsızlıklarını yitirmeleri için illa emir ve talimat almaları gerekmez ki…

Son günlerde bazı hakim ve savcıların kararlarına karşı güvensizlik, eleştiri ve kuşkuların böylesine yüksek sesle dile getirilmesi, sadece Ergenekoncuların ve onları destekleyenlerin çıkardığı gürültü olarak nitelenebilir mi?
Rahatsızlığa neden olan uygulamalar var.

Örneğin; sadece polis ve savcıların bildiği soruşturma ile ilgili delil, belge ve bilgileri “yandaş basın” diye tanımlanan bazı gazeteler nasıl haber alıyor? Bu gazete ve tv’ lerin yazdıkları ve söyledikleri nasıl daha sonra polis fezlekesi ve iddianamede aynen yazılı oluyor?

Bu durumda, bazı medya organlarının bazı kişilerin tutuklanması ve yargılanması için kamuoyunu hazırlama hizmeti yaptığı, hukuken de yargıyı etkileme suçu işlediği iddialarına; nasıl soruşturmaya müdahale etme, yargıyı etkileme denebilir?

Örneğin; Ahmet Şık ve Nedim Şener yazdıkları kitaplar, savundukları düşünceler nedeniyle değil de, Ergenekon Örgütü üyesi olduğu için gözaltına alındı ve tutuklandı deniyor. Peki, kabul. Öyle olsun. Ama, bunları söyleyenlerin  iddialarını kuvvetlendirmek için söyledikleri hukuka ve (en azından) mevcut yasalara ne kadar uygun? M.Yılmaz gibi uyduruk bir imza ile yapılan bir ihbara dayanarak bir yurttaşın telefonları 2009’ dan bu yana dinlenebilir mi? Kırk senedir uygulanan isimsiz ihbar, ……numaralı telefondan ihbar,………….mail adresinden bir ihbar diyerek insanların telefonlarının dinlenemeyeceğini hala bazı hakim ve savcılar bilmiyor mu? Telefon dinlenmesi ile ilgili son beş senedir  sayısız tartışma yapılmadı mı? Bu konuda mevzuat değiştirilmedi mi? Son anayasa değişikliğinde bu konuda  yok muydu? Eğer, yazdığı kitaplar ve açıkladığı düşünceleri değilse soruşturma nedeni, kendilerine sorulan soruların çoğunluğu neden kitapları ve yazıları, TV konuşmaları ile ilgiliydi?

Hakkında cezai soruşturma yapılan birine” neden evindeki bilgisayar ve dijital alet ve edavatı  evinden uzaklaştırıyorsun?”, “neden sabit telefon kullanıyorsun?” sorularını yönetmenin gerekçesi nedir? Cep telefonu kullanmamak, bilgisayar kullanmamak suç mudur?

Peki, “Soruşturma gizli olduğu için, şimdilik açıklayamadığımız deliller nedeniyle onları suçluyoruz, tutukluyoruz” demek, hangi kitapta yazar? Şüpheli ve avukatının dahi bilmediği (çünkü onlar bilse zaten gizliliği kalmayacaktır) delillerle insanlar tutuklanabilir mi? İnsanlar neyle suçlandığını, suçluluğuna dayanak kabul edilen delilleri bilmeden kendini nasıl savunur? Avukatları müvekkillerini böyle bir durumda nasıl savunur? Engizisyon yargılamalarından bu yana böyle bir soruşturma, tutuklama usulü var mı?

Böyle şeyler diktatörlüklerde olur. İnanın, Bin Ali’ nin Tunus’ unda, Mübarek’ in Mısır’ ında, Kaddafi’ nin Libya’ sında da yargılamalar, cezai soruşturmalar böyle yapılıyor. Ama, hiç kimse buralarda adil yargı olduğundan söz etmiyor.
Nedim Şener’ in yaptığını Türkiye’ de artık çok kişi yapıyor. Evinde bilgisayar ve dijital aletler bulundurmuyor, cep telefonu yerine sabit telefon kullanıyor, telefonda konuşmak zorunda kalırsa söylediği her söze dikkat ediyor, evinde dvd-cd –kaset gibi  şeyler bulundurmamaya çalışıyor. Çünkü, inanılıyor ki, birileri bilgisayarına bir yazı, belge kaydedebilir. DVD-CD vb. arasına bir iki tane ekleyebilir.  Taşıdığı telefonla gittiği yerleri kontrol edebilir. Telefondaki konuşmalarına ekleme çıkarmalar yapabilir.  Evine, işyerine gizli kamera koyabilir.

İnsanlar böyle bir ihtimal olduğunu düşünerek bir komploya kurban gitmemek için tedbir alıyorlar. Her şeyden önemlisi , böyle bir düşüncenin, korkunun, kaygının yayılması; yukarıda saydığımız özel hayatın gizliliğinin ihlali suçundan daha vahim.  Bu tür ihlallerle bilemedin yüz kişiyi yargılayabilir, tutuklayabilirsin; böyle bir korku ve kaygıyı yayarak bütün toplumu sindirirsin. İşte, diktatörlük, faşizm budur.

İnsanlar niye son dönemlerde bu kadar çok diktatörlükten, faşizmden söz ediyor?

“Neden teknolojiyi kullanmıyorsun, bir şey mi saklıyorsun?” demek, Büyük Birader hepinizi gözetleyebilir, ondan hiçbir şey gizleyemezsin demektir. Bu soruyu bir savcının sorması, (bırakalım adil yargıyı)  yargının bittiği noktadır. Yargısının demokratik ve adil olduğu ile övünmeye yeltenenler; buna dayanak olarak en büyük adliyelere, cezaevlerine sahip olmayı göstermezler. Oralarda insanlar korkudan telefondan, bilgisayardan vazgeçmezler. Suçlular bile…

evrensel.net
www.evrensel.net