Benim oğlum bina okur Döner döner gine okur


17 Şubat 2011 03:58

Yazımın başlığını bile kırk yıl önce kısaltarak da olsa kullanmıştım.
Bu başlık altında anlatacaklarım da öyle…
İki- üç gün önce seçkin katılımlı bir toplantıdaydım. Yaş ortalaması da ortanın üzerindeydi… Kalkınma tartışılıyordu… Çok geçmeden konu “turizm”e geldi.
Bir süre sonra sıkıldım.
“Bundan kırk yıl önce de turizmi tartışmadık mı?” diye söze girdim. Döne dolaşa başa mı geliyorduk.
“Turizm ancak ikincil, üçüncül kaynak olabilir. İşleyimin, bilimin ardından belki…” demedik miydi?
O günlerde turizm “sihirli değnek” olarak pazarlanıyordu kimilerince…
“Kıyılarımızda Turizm Bölgeleri” başlıklı çalışmalarla kıyılarımızın uygun yerleri, kaymak bölgeleri bu izlenceyle yandaşlara, anamalcılara, yörenin dışındakilere “peşkeş” çekiliyordu. İzlencelerle, tanıtmalarla, betiklerle, basılı belgelerle…
“Etmeyin, eylemeyin” diye yırtınıyorduk. Kimseler duymuyordu…
Turgut Özal, Türkiye kıyılarının haritalarını önlerine sererek, kimilerine;
“Ele beğendiğin karşılıksız senin! Seç vatandaş!” diyordu.
Antalya’da Kaleiçi’nde bana balık yediren çoğu mimar arkadaşlara diyordum ki:
“Bir gün bu lokantalarda çoluk çocuğunuzla siz bile yemek yiyemeyeceksiniz.
“Bütçeniz buna elvermeyecek.”
“Bir gün siz bile liman çevresinde girip oturamayacaksınız.”
“Kaleiçi’nde yabancı gezginler ancak ayakkabı onarımcısı, boyacısı, çöpçü,      garson olarak tanıyabilecekler Türkleri.”
Bir kulaklarından girdi, ötekinden çıktı.
Kimi bağnaz dinciler de,
“Ahlak elden gidiyor!”
diye katılmışlardı bu karşı çıkışa…
Bu konuda öyle çok yazdım ki daha sonraları da…
Uzmanlık öğrencilerimi Antalya’ya götürdüm. Kenti gezdirdim, tanıttım. Sonra da onlardan Kaleiçi için kavramsal bir tasarı geliştirmelerini istedim. Söz birliği edip “İroni” yolunda bir tasarı getirdiler:
Kaleiçi’ni bir genel ev olarak tasarlamışlardı.
“Gerçek bu!” diyorlardı.
Birkaç ay önce gittiğim Rodos’ta, Girit’te, Hanya’da, Reşmo’da, Kandiya’da, daha önce gittiğim Midilli’de de durum aşağı yukarı böyleydi. Sokakta, kahvede, yemek yerlerinde yerli insan bulmak zordu.
AB’nin arka bahçesi olmuşlardı. Her şey onların beğenilerine göre düzenleniyordu.
Üretim nerdeyse durdu duracaktı.
Yerliler, incelikli deyişle, “hizmet alanında” çalışıyorlardı.
Yunanistan nerdeyse çökmenin eşiğine gelmişti.
İşte şimdi…
Bizde ki düşünce seçkinleri bile yeniden turizmi tartışmak zorunda kalıyorlar…
Sıkılmayayım mı?
Batı bizi nerde görmek istiyorsa oraya yönlendirmeyi kolayca başarır oldu. Sonumuzu “hayırlara vesile” etmeye çalışanlar da işbirliği içindeler.
Sakın bunları umutsuzluk sanmayın. İşimiz azıcık daha zor olacak, hepsi bu…

evrensel.net
www.evrensel.net