Libya’nın kaderi!


05 Mart 2011 10:51

Tunus’ta ve Mısır’da, “bir geçiş dönemi” için eski rejimin kimi kalıntıları ve kimi işbirlikçileriyle bir “uzlaşmaya” varan halk yığınlarının, pek beklenmedik biçimde, “meydanları boşaltmaya yanaşmadığı” görülüyor. Her iki ülkede de daha kısa bir süre önce geçici hükümetlerin başbakanlığına getirilen kişiler meydanlara çıkan halkın baskısı sonucu istifa etmek zorunda kalması bunun en açık kanıtı. Bu aynı zamanda bu iki ülkede halkın kendi kaderine sahip çıkmaya, nasıl bir ülkede yaşayacağını tartışmaya, bu doğrultuda birleşmeye ve mücadele etmeye devam ettiğini göstermektedir.

Arap-İslam ülkelerinde başlayıp yayılma eğilimi gösteren bu isyanların en devrimci yanı olan, geniş halk yığınlarının kendilerinin ve ülkelerinin kaderlerine sahip çıkması tutumunun Mısır’da ve Tunus’ta canlılığını koruduğu, hatta giderek daha bilinçle ilerlediği görülmektedir.

İsyanların bir iç savaşa doğru da evrilme alametleri gösteren Libya’da ise durum hayli karışıktır.

Libya’da Muammer Kaddafi, direnmektedir ve ayaklanan halka karşı ağır silahlar, savaş uçakları kullandığı haberleri verilmektedir. Ama Libya’da sorun sadece içerideki çatışmaların sertleşmesi ve ölü sayısının her geçen gün artması değil. Tersine; Libya’daki çatışmalar batılı haber ajansları ve El Cezire tarafından Libya’ya bir askeri müdahale için maniple edilmekte; BM, NATO, ABD ve AB gibi mihraklar tarafından, giderek daha çok “Libya’ya bir askeri müdahalenin gerektiği” propaganda edilmektedir.

Bu köşede daha önce de dikkat çekildi: ABD başta olmak üzere batılı emperyalist güçlerin, Arap dünyasındaki devrimci başkaldırıları kontrol altına almak ve devrimin gelişmesine müdahale etmek ve geleceği emperyalist ülkelerin çıkarlarına göre biçimlendirmek üzere Libya’ya müdahale etmeyi, bu ülkeyi bölgeye bir müdahale üssü olarak kullanmayı amaçladığına vurgu yapılmıştı. Gelişmeler, ne yazık ki bu saptamaları doğruladı. ABD’nin Akdeniz’deki 6. Filosu’na ait savaş gemileri, Libya açıklarında devreye gezmeye başladı; Hint Okyanusu’ndaki Amerikan 5. Filosu’na  ait helikopter ve uçak gemileri Akdeniz’e sevk edilerek Libya açıklarında mevzilendirildi.

Bahane ise, Irak’ta, Afganistan’da olduğu gibi; “Libya’da Kaddafi’ni insan hakların, insan hayatını dikkate almayan rejimini devirmek”, “bir iç savaşı önlemek”, “can kaybını azaltmak”, “Libya’da halkın istediği doğrultusunda bir demokratik rejimin kurulmansa yardımcı olmak”tı! Yani, hiçbir emperyalist çıkar, Arap-İslam dünyasındaki devrimci kalkışmayı yedekleme gibi bir niyetleri yoktu!

Peki, gerçek ne?

Evet, Libya’da kanlı bir sürecin işlediği, aşiret çatışması ile özgür, demokratik bir Libya isteğinin birbirine karıştığını gösteren işaretler de var. Kaddafi gitse bile aşiret ve siyasi çatışmaların devam etmesi de kuvvetle muhtemel. Ama bunlar, bir dış müdahaleyi, emperyalist ülkelerin Libya’ya yerleşmesi ve Libya halkının kaderini tayin etmesinin mazereti olamaz. Ayağa kalkan Libya halkının kendi kaderine sahip çıkmasının, ülkesini kendi istek ve talepleri doğrultusunda kurmasının bir emperyalist müdahaleden daha az acılı biçimde gerçekleştireceğinden kuşku duymak için bir neden yok. Hele bu emperyalist güçlerin Irak, Afganistan’daki “demokrasi ve özgürlük getirme” müdahalelerinden sonra emperyalistlere verilecek en hafif tepki; “Gölge etme”dir! (*)

Kısacası Libya’ya, gerekçesi ne olursa olsun, her emperyalist müdahale hem Libya hem Arap-İslam dünyasındaki ileriye doğru gelişmeler hem de insanlık için kabul edilemezdir.

Libya halkı acılı da, sancılı da olsa kendi deneylerinden ve Tunus ve Mısır başta olmak üzere bölge halklarının deneylerinden öğrenerek, onlarla dayanışarak sorunlarını çözecek, kaderine sahip çıkmayı başarabilecektir.
Yeter ki; “timsah gözyaşı” döken batılı emperyalist güçler, Libya’dan ve bölgeden ellerini çeksinler!

(*) Başbakan Erdoğan Libya’ya bir batı-NATO müdahalesine açıkça karşı çıktı; “NATO’nun ne işi var Libya’da?” dedi ama, bu tutumunu ne kadar sürdürecek göreceğiz.

evrensel.net
www.evrensel.net